"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siz hoş geldiniz de, çocuklar nerede?

Abdurrahman AYDIN
04 Ekim 2020, Pazar
Camiye gidiyoruz, çocukları göremiyoruz. Sohbete gidiyoruz, çocukları göremiyoruz. Gördüklerimiz ise o çocukların babaları ve dedeleri ile anaları ve nineleri. “Allah size çocuk, torun vermedi mi? Onlar nereye gitti?” diye sorsak, ya kursu vardır ya da sınavı. Ama sonuçta çocuk yoktur.

Annesi ve babası onu bir nevî Kur’ân ve iman kursundan almış, dünyası parlasın umuduyla paşalık kurslarına yazdırmıştır. O yüzden çocuğun Cumartesi-Pazarı da doludur. Bu sınavlar hiç bitmez. En son profesör olabilirse sınavları biter. Ne var ki, o zamana kadar ömür sınavı da bitmiştir.

12 Yaşındaki çocuğuna: 

“Yarın sınavın var; oruç tutma! Zaten sana farz değil; daha bulûğa ermedin” diyen bir baba, kendi sınavını kaybetmiştir. Çünkü ciğerparesine Deccalın öğretmek istediği şeyi, hem de kendisi, gönüllü öğretmiştir. 

Yani çocuğuna: “Önemli olan dünyayı elde etmektir. Âhiret işleri ikinci plandadır; dünyaya bir zararı yoksa tercih edilir” mesajını vermiştir. Örgün eğitimdeki aldatıcı başarının sarhoşluğuna kapılıp dünyayı âhirete bilerek ve severek tercih etme eğitimi, işte bu yollarla pekiştirilmektedir! Geçmiş olsun!

Hayatta belki de bir kez bile kullanmayacakları bilgilerle defterlerini dolduran yavrularımız, küçük ajandasına her gün nûranî bir vecize neden yazamaz? Kapkalın test kitaplarını çözenler, niçin her ay bir cep boy Risaleyi çözemez? Her gün (!) okula giden çocuklarımız, günde bir vakit olsun camiye neden gidemez? Her gün EBA’dan okul dersini takip eden müstakbel “şakirtler” hangi engel yüzünden haftada bir kez olsun internetten bir “Çocuk Dersi” izleyemez ve anladıklarını bize dinletemez!? (Bundan daha önemli hangi işimiz var?) Bu salgında bile her yere gitmesine izin verdiğimiz çocuk ve gençlerimiz haftada bir sohbete niye gelemez?

Hangi çağdaki çocukların ders ve sohbetlere bilhassa getirilmesi gerektiğini anlamak için Risale-i Nurlar’a baktığımızda, ağırlıklı olarak 8-15 yaş aralığını buluruz. Nur’un ilk talebelerinin çocuklarını nasıl yetiştirdiklerini de görürüz. Kimi on yaşında, iki günlük yolu tepip gelmiş,1 kimi yedi yaşında Altıncı Şuâ’yı yazmış,2 kimileri de ömürlerinden bir kısmını Üstadlarına bağışladıklarına dair pusula yazıp göndermişlerdir.3 Keza, ergenlik çağındaki çocukların haylazlığa yöneldiğinde ise nasıl şefkat tokadı yedikleri 4 örnekleriyle zikredilmiştir.

Bütün bu misaller, babalar olarak bizlere, gecikmeden bu işe el atmamız gerektiğini hatırlatmak için olsa gerektir. 

Zira: “Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın vaziyetine göre talebesi olacak, başta masum çocuklardır. Çünkü bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî almazsa sonra gayr-i müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer.” 5

Salgın sebebiyle örgün eğitimin ve işlerin seyreltildiği, dolayısıyla aile fertlerinin birbiriyle daha fazla ilgilenebildiği şu güz ve kış mevsiminde, ahirzaman mikroplarının koronadan beter şekilde ruhu öldürmesine karşı hiçbir baba elbette “seyirci” kalamaz! Ama her gün bir vakit olsun çocuklarını namazda kendine cemaat ve “ev dersinde” de kendine arkadaş yapamıyorsa, bunun hesabını da her halde veremez!

Her gün markete giren biri, derse gelemiyorsa iman dolu kalbi bu çelişkiye fetva bulamaz!

Camilerin açık olduğu ve çoğu avam yüzlerce mü’minin birlikte namaza durduğu, keza Kur’ân kurslarının açık olduğu ve çoğu ümmî hanımların altışar kişilik gruplar halinde ders okuduğu mevcut şartlarda, tahkîki iman sahibi bir vicdan, tedbir diye dersini terk ettiğinde bunu kendisine izah edemez!

Cam parçası hükmündeki dünyevî işlerini tedbire feda etmediği halde, iş elmas kıymetindeki uhrevî işlere gelince onları “tedbir gereğidir” diye feda edenler, bu tezadı hazmedebildiler mi?

Tedbirler resmen “sokağa çıkma yasağı düzeyine” çıkartılmadıkça şeâir-i İslâmiye terk edilemez! Zira âdî umûr-u dünyeviye şeâirden üstünmüş gibi gösterilemez!

“Muhakkak maslahat (olan dinî dersler), mevhum mazarrat (olan hastalık kapma riskine) feda edilemez!” 6

(Mu’terize bir not: Üstad Bediüzzaman, mazarratın hangi durumlarda “mevhum” sayılacağının objektif tanımını yapmıştır. Buna göre, yirmide birden daha düşük zarar ihtimali yüzünden bir maslahatın terk edilmesi “evhamdır.” Ve ne tesadüfse (!) o bu hakikati avâma değil, bir âlime anlatmak zorunda kalmıştır! 7)

Bu mikroptan korunmak için tedbirlere uyulması gerektiğini hepimiz biliyor ve kabul ediyoruz. Elbette “Tedbir kuldan, takdir ise Allah’tandır.”

Ancak herkes –başta medya– koro halinde esbap dairesine öyle yığınak yapıyor ve biraz da evham karışınca bu daire öylesine şişiyor ki, neredeyse itikad dairesini yutup “ruh ve kalbi susturuyor.” 8 (Haşiye)

O halde bu ifrata mukabil dengeyi sağlamak üzere biz de aksini yapıp biraz da itikad dairesinden esbap dairesine bakalım:

Bu virüs başıboş mu? Değil.

Dizgini Allah’ın elinde mi? Evet.

O’nun emrinin dışına çıkabilir mi? Hayır.

İşte görüyoruz, sımsıkı tedbirler alsak dahî, Allah’tan başkası bizi koruyabiliyor mu? Hayır.

İşte izliyoruz, meşîet-i İlâhiyeye (Sünnetullaha) isyan etmiş olmamak için tedbirleri yerine getirsek bile “takdir tedbiri bozuyor” muymuş? Bozuyormuş.

Nasıl bozuyormuş? 

Şöyle: Hadiste var ki “Allah kader ve kazasını gerçekleştirmek istediğinde akıllıların aklını alır. (Tedbiri onlara bir an unutturur.) Kader kaza edilince (akıllarını onlara) iade eder. Ve ortaya pişmanlık düşer.” 9

Peki, kaderde bu belâ bize de yazıldıysa, infaz edileceği zaman tedbir bile unutturuluyorsa, bu yazgının infazını yani kazayı durdurmanın bir çaresi yok mu? Var.

O çare nedir? Atâ (af ve ihsan) kanununa yapışmak ve onu devreye sokacak sadâka hükmündeki hizmetlere koşmaktır.10

Ey Tahkîkî İman Sahibi Kardeş! Şimdi sen söyle! Bu manevî tedbir mi, yoksa maddî tedbirler mi daha etkili olur?

Çok zor bir soru oldu, değil mi?

En iyisi, elmas kıymetindeki umûr-u dîniyeyi terk etmeyi tedbir zannetmemektir. “Duble tedbirin” maddî ve manevî her iki tedbire birden riayetle mümkün olabileceğini artık fark etmektir.

Camiye ve Kur’ân derslerine devam eden mü’min ve mü’mineler, korona riskine karşı evhamı tahrik edenlere diyorlar ki: 

“Tedbir için dersi terk ettiğimiz halde, çarşıda kaptığımız bir mikrop yüzünden ölür gidersek, ‘şehittir’ diye berzahta bizi karşılayacak olan ve ‘hangi sebeple öldüğümüzü’ soran ervaha ‘pisipisine gittik’ demektense ‘Allah yolunda gittiğimizi’ söylemek daha büyük bir şeref olacaktır!”

Daha ötesi var mı?

HAŞİYE: “Her ne kadar dünyada daire-i esbap, daire-i itikada galip” olduğundan bu dünya şartları içinde tedbir ve sebeplere müraat edilse de, itikad dairesinin zikrettiğimiz yukarıdaki hakikatlerine de vehim ve hayalmiş gibi bakılamaz! Bakarsak, esbaba fazla değer verdiğimizden Mu’tezilîleşiriz. Öte yandan “Madem işin hakikati budur; öyleyse tedbire gerek yoktur” diye nizam-ı âleme muhalefet de edilemez! Edersek Cebrîleşiriz. (bk. İşarat’ul İ’caz, Fatiha’daki “dîn” kelimesinin tefsiri.)

DİPNOTLAR:

1) Kastamonu Lâhikası, 132 “Eşref namında”

2) Emirdağ Lâhikası, 1/150.

3) Emirdağ Lâhikası, 1/ 228.

4) 13. Şuâ, “Haylaz gençlerde dokuz tokadı”

5) Emirdağ Lâhikası, 1/41.

6) Mektubat, Hakikat Çekirdekleri, md. 66.

7) bk. 29. Mektup, 6. Risale, 2. Desise. 

8) Emirdağ Lâhikası, I/244.

9) C. Sağîr, HN: 237, Y. Asya Yay.

10) bk. “Kader Değişir mi?” ve “Kader, Kazâ ve Atâ” yazılarımız.

Okunma Sayısı: 3710
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Feridun Dursun

    5.10.2020 07:47:25

    Allah (C.C) Razı olması ve bu gayret ile imanımızı yaşamayı doğruluk, hak hukuk kurallarına sünneti seniye ve ihlashane kuvvet ile bağlı yaşamayı nasip etsin inşaallah emeğinize sağlık hocam saygılarımla slmlar

  • Ahmet Cemil Çökren

    4.10.2020 17:38:19

    Allah sizden razı olsun. Yeniasya gazetesinin ve yayınlarının değerinin bizlere paha biçilemez olduğunu bir kere anlattı. Yeniasya Risale-i Nurun 27. Mektubu olan Lâhikaların devamı olduğuna canı gönülden inanıyorum. Risale-i Nur'dan aldığımız feyizlerle böylesine içtimai meyveler ortaya çıkıyor. Allah Yeniasya'yı kıyamete kadar korusun. Televizyon ve kötü akışkanlıklardan da muhafaza etsin.

  • Mehmet Çaloğlu

    4.10.2020 16:17:28

    Aziz hocam gafil kafaya bir tokmak sadedinde yazmış olduğunuz bu değerli makalenizden dolayı tebriklerimi sunar ,saadeti dareyne ulaştırmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederim.

  • Lazgin Demir

    4.10.2020 12:06:07

    Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil; fakat her halde hakikat-i İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terkedilmez. Kastamonu - 77

  • Lazgin Demir

    4.10.2020 12:05:23

    "Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaîf bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile hizmetime zarar gelsin. En zaîf damar ve dehşetli mani', hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; zarurettir, mecburiyet var der, ruh ve kalbi susturur; doktoru müstebid bir hâkim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilâçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise fedakârane, ihlasla hizmete zarar verir. Emirdağ-1 - 243

  • Cenk çalık

    4.10.2020 08:32:06

    Koronaya da "vazifeperver memur" olarak bakmak; tedbir alıp takdiri razı olmak lazım gelirken nefsimize kaçış için mazeret yaptık. Umarım kendimiz ve çocuklarımız için bir an evvel özümüze döneriz. Zira, huzur ve kurtuluş imandadır...

  • Cenk çalık

    4.10.2020 08:31:54

    İhlası kıran ilk maniyi Üstad "Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlası kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır." cümleleriyle özetliyor. Çocuklarımızı paşa yapalım derken çoğu paşa olamadığı gibi olsa bile maneviyat eksikliğinden mutlu ve huzurlu olamıyor. Böyle geçen ömürle ahireti de yanıyor. En geç Anne karnında başlaması gereken eğitimi maalesef ihmal ediyoruz. Tek taraflı dünyevi eğitim geleceğimizi dinamitliyor.

  • Cenk çalık

    4.10.2020 08:31:38

    Çocuklarımız nerde sorusu askerlik yaptığım zamanki bir hatıramı canlandırdı. Çarşı iznine çıktığım gün büyük halamı ziyaret etmiştim. Rahmetli eşiyle öğlen namazını camide eda etmiştik. Namaz sonrasında vaizle beni tanıştırdı. Vaiz bana "Namaz kıldığın için teşekkür ederim" demesi beni çok şaşırtmıştı. Niye teşekkür ettiğini anlamamıştım. 81 ili gezip camilerde namaz kılınca bunun sebebini daha iyi anladım. Camilerimiz çocuklara hasret. Bugün geldiğim nokta ise camide bir çocuk görsem alnından öpüp teşekkür edesim geliyor.

  • Mete

    4.10.2020 07:59:56

    Zihinlerimizi fazlası ile meşgul eden ve itikat dairesine dahi zarar verebilecek duruma getirilmiş olan halimize eczacı maharetinde hazırlanmış manevi ilaç hükmünde bir yazı olmuş. Sonundaki Haşiye ile düşülebilecek vartadan sakındırılmış. Adeta yazının sigortası olmuş Allah razı olsun.

  • Sadettin ÖNAL

    4.10.2020 07:40:42

    Ölüm ile korkutulup sıtmaya razı edilenlere durum tespiti, iyi bir ikaz, güzel bir ilaç. Elması cama tercih etmeye teşvik. Tebrikler Abdurrahman hocam.

  • İsmail Atak Cebecili

    4.10.2020 07:06:54

    Başlığı ile bile çarpıcı bir yazı Ağlatmayalım çocukları….. Derslere devamın çocuklarla birlikte, çok güzel bir teşviki.. Ama, bunu sağlamanın yolları…Bir sonraki yazıya İnşaallah, bekliyoruz. Bir yolu, çocuklara ezber yaptırmak, ders okutturmak, ders mekânında görev vermek olsa gerek. (Son 4-5 senedir, çocuklara ve gençlere ders okutturmak –üçüncü ders, kısa bahis- için uğraştığım halde, yaşlılar, kendini büyük gösterenler duvarlarını aşamadım.)

  • Abdurrahman AYDIN

    4.10.2020 01:40:07

    Bu iş, Şafiîlerin "Kaza namazı varken nafile kılmak caiz değil. O yüzden sünnetleri kılmamak gerekir" demesine benziyor. Sanki İmam Şafii'nin (ra) bu fetvasındaki muradı buydu? O aslında bir namaz kazaya bırakılmışsa derhal kazasının yapılmasını istiyor, hiç bir sebeple, daha geciktirilmesini istemiyordu. Sırf bu yüzden "farz dururken sünnetlerle bile iştigal etmeyi" caiz görmüyordu. Ama gafil insanlar, malayani çarşıda gezerek veya dizi izleyerek kazaları geciktirdikleri halde, iş sünneti kılmaya gelince, İmam Şafiî'nin fetvasını hatırlayıp "VEBÂLE GİRMEKTEN" korkuyorlar ve çok mühim sünnetleri böyle terk ediyorlar!?

  • Nurdan uğur

    4.10.2020 00:19:37

    Bu yazı ruh, kalp ve vicdanın sesi olmuş. Bu sese de ihtiyacımız vardı. Tebrikler.

  • Fikret KABA

    4.10.2020 00:18:31

    Televizyonları fazla izleyince ve ehl-i dünyanın telkinlerini fazla dinleyince herhalde değer ayarlarımız bozuluyor ve yozlaşıyor. Dünyayı her zaman dine tercih eden ve bize de aynısını yaptırmak isteyenlerin bizlere yaşattığı çelişkiyi bu yazı ne kadar da netleştirmiş. Bu yazıda Risale-i Nur mesleğinin fabrika ayarlarının verildiğini gördüm. Yazara teşekkür ederim.

  • Naci

    4.10.2020 00:18:09

    Fetva ayrıdır, takva ayrıdır. Avam ile havassın mükellef olduğu ahkam aynı mıdır? Avam için büyük sevap olan nice ameller vardır ki, havas için tokat sebebi olmuştur. Kaptanlar gemiyi terk edebilir mi? Gerçekten de camileri ve dersleri terk etmemeli. Herkes kendi derdi ve önceliği neyse ona göre konuşuyor. Peygamber Efendimiz ne buyuruyor: "Fetvayı kalbine sor!"

  • Züleyha

    4.10.2020 00:12:33

    Makaleniz bana şunu hatırlattı: Üstad, Zübeyir Ağabey hasta olduğu için derse katılmayınca hiddetlenerek: "Ben Zübeyir'i öyle zannederim ki, değil parmak, kellesi gitse başsız gövdesiyle 'Risale-i Nur! Risale-i Nur!' diye koşacak bilirdim. Ben öyle talebe istiyorum ki, değil parmak, kol gitmiş, aldırış etmeyecek! Said hak için hiçbir zaman kelleyi vermekten çekinmemiştir!" Hakikaten Bediüzzaman Hazretleri hayatî tehlike riskine çok aldırış etseydi, başta İşaratül İcaz olmak üzere hiçbir eseri telif edemezdi. O dönemdeki mazarrat riski bugünkünden daha az değildi. Allah razı olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı