“Ehl-i dalalet, Kur’ân-ı Hakîm’den alıp neşrettiğimiz hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeye karşı müdafaa ve mukabele elinden gelmediği için, münafıkane ve desisekârane iğfal ve hile dâmını [tuzağını] istimal ediyor.” (Mektubat, s. 495.)
Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadeleri ışıgında; hakikate karşı duramayanların başvurduğu ilk yol çoğu zaman açık mücadele değil, gizli tuzaktır. Çünkü doğrulukla yüzleşmeye cesaret edemeyen, gölgeye sığınır. Delille konuşamayan, desiseyle konuşur. İşte dostluk içinde kurulan tuzakların arka planında da bu zayıflık yatar.
Dostluk; emniyet demektir. Bir insanın kalbini açabildiği, sırrını paylaşabildiği, arkasını döndüğünde emin olduğu bir limandır dostluk. Fakat bazıları bu limanı sığınak değil, fırsat görür. Yüzüne tebessüm ederken zihninde hesap yapar; yanında dururken arkasından plan kurar. Açıkça söyleyemediğini ima ile yayar, yüzleşemediğini dedikodu ile büyütür.
Bu tavır cesaret değil, korkudur. Çünkü güçlü insan açık olur. Sözü varsa doğrudan söyler. İtirazı varsa mertçe dile getirir. Tuzak ise zayıf karakterin silahıdır. Kıskançlıkla beslenir, menfaatle büyür, korkuyla şekillenir.
Arkadaşına tuzak kuran kişi kısa vadede kendini kazançlı sanabilir. Birini küçük düşürmüş, bir ortamda üstünlük sağlamış, geçici bir avantaj elde etmiş olabilir. Fakat unuttuğu bir şey vardır: Güven kırıldığında sadece bir ilişki değil, itibar da yıkılır. İnsanlar şunu fark eder: “Bugün ona yapan, yarın bana da yapar.” Ve böylece tuzak kuran, kendi yalnızlığının temelini atar.
Hakikat ise sabırlıdır. Gürültü yapmaz, ama kalıcıdır. Hile çok ses çıkarır; doğruluk ise zamanla kendini gösterir. Yalan sürekli yeni yalanlar ister. Tuzak yeni planlar gerektirir. Fakat dürüstlük sade ve nettir; yükü hafiftir.
Böyle bir durumla karşılaşan kişi için en büyük imtihan, aynı yöntemle karşılık vermemektir. Çünkü kötülüğe kötülükle cevap vermek, karakteri eşitler. Asıl güç; sükûnetle durmakta, mesafeyi korumakta ve kendi ahlâk çizgisinden sapmamaktadır.
Unutulmamalıdır ki dostluk bir emanettir. O emanete ihanet eden, aslında önce kendini eksiltir. Tuzak, sahibini de içine alan bir çukurdur. Doğruluk ise insanı ayakta tutan bir omurgadır.
Sonunda kazanan, en çok plan yapan değil; en sağlam duran olur. Çünkü hile gölgedir, hakikat güneştir. Güneş doğduğunda gölgeler kaybolur.