“ÇAĞIN ÇOK İLERİSİNDE ANLAŞILABİLEN USLÛPLA…”
Vakıa şu ki gazeteci Ahmet Güner’in Said Nursî’yi “Yılmaz bir mücadeleci, kıvrak bir zekâ, derin ve sağlam bir muhâkeme, çağının çok ilerisindeki görüşlere açık ve bunları halkın kültür değerlerine dayandırarak açıklayan bir zat; sadece eserleriyle anlaşılabilen ve kendisi ortadan çıktığında hiçbir şey kaybolmayan topladığı saygıyı eserleriyle sürdüren bir insan” ifadesi, eserlerinin “anlaşılmadığı” iddiasını boşa çıkarır. (Aydınlar Konuşuyor, N. Şahiner, s. 127-28.)
Yine Prof. Dr. Süleyman Yalçın’ın, “İmanı boğazlanan nesillere hayat kurtarıcı İslâm imanını telkin ve onun hayat nizâmını yaşama çağrısında bulunmuştur” dediği Said Nursî’nin Kur’ân tefsiri Risalelerini milyonların okuması, “anlaşılmadığı” isnadını ortadan kaldırır. (A.g.e., s. 39-40.)
Keza 1957’de genç bir muhabir olarak Bediüzzaman’ı ziyaret edip “Said Nursî inanmış bir kişidir, inancının kavgasını vermiştir” diyen gazeteci-yazar İlhami Soysal, “Kanımca başlangıçta Osmanlı insanını çağdaşlaştırmaya, daha sonra da Cumhuriyet insanını Osmanlılaştırmaya çalışmıştır” değerlendirmesi, her yaştan ve her seviyeden milyonların okuyup anladığı Nur Risaleleriyle ilgili sığ ve indî isnadları hükümsüz kılar. (A.g.e., s. 45.)
Bundandır ki amansız “Said Nursî davası karşıtları”nın bile takdir ettiği Nur Risalelerinin değeri sağdan sola bütün namuslu aydınlarca ikrar edilir.
“RİSALE-İ NURLAR KUR’ÂN’I EN İYİ İZÂH EDEN ESERLER…”
Bu açıdan Doç. Çetin Özek’in, “Ömür boyu inancı uğruna kavga verişini takdir etmişimdir” dediği, “Bir zamanlar babam da Nur Risalelerinden yazmıştı” diyen İlâhiyatçı Prof. Neşet Çağatay’ın milyonlarca insanın Nur Risaleleri okunmasına ve davasını takibine hayret ettiği Said Nursî’ye “anlaşılmaz” isnadının hiçbir kıymeti kalmıyor. (A.g.e., s. 62, 125.)
Ve İstanbul eski valisi ve belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fahreddin Kerim Gökay’ın, “Ben Said Nursî’yi yalnız din adamı değil, sosyal düşüncelere mâlik, kafasını ışıldamış bir ilim adamı olarak tanıdım” tanımı; yine hukukçu Ord. Prof. Sulhî Dönmezer’in, yazdığı resmî raporunda “Gerçekten ve filhal mühim bir kısmı Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nurların Kur’ân’ı en iyi izâh eden eserler olduğu”nu belirtmesi, Nur Risalelerinin “anlaşılmadığı” safsatasını berhava eder. (A.g.e., s. 267.)
“SAİD NURSÎ’NİN DİLİ MÜKEMMEL TÜRKÇEDİR…”
Gerçek şu ki Said Nursî hakkında aydınların, tarihçilerin, edebiyatçıların, ilim erbabının yıllar öncesinden yaptıkları fevkalâde kıymetli değerlendirmeler gerçeği ortaya koyar.
Meselâ, bunlardan biri olan Kafkas kahramanı Şeyh Şamil’in torunu Said Şamil, “Eğer Bediüzzaman Hazretleri bir asır önce gelseydi ve isteklerini Üçüncü Selim Han’a arz etseydi, muhakkak ki Osmanlı devletinin mukadderatı değişirdi” tesbitinde bulunur. (Aydınlar Konuşuyor, N. Şahiner, s. 147.)
Keza Pakistan eski Maarif Bakanı Prof. Dr. Ali Ekber Şah, “Ben iki kişinin tesiri altında kaldım; biri Mevlânâ, diğeri de Said Nursî”yi takdir eder.
Gazeteci - romancı Tarık Buğra, “Said Nursî konusunda biz şimdiye kadar yanılmışız. Yanlış bilgi sahibi olmuşuz. İslâmiyetten ayrı bir bid’a hareketi zannetmişiz. Siyasî harıltı ve gürültüler içinde Said Nursî’yi çok yanlış tanımışız” diye hayıflanır. (A.g.e., s. 409.)
Son devir Türk Edebiyatının önde gelen hocalarından Prof. Ali Nihad Tarlan, “Anadolu’yu komünizme karşı koruyan Nurculardır. Said Nursî hakikî bir Müslüman, hem de çok kültürlü bir Müslümandır. O İslâm’ın hakikatlerini anlatmıştır. Çünkü büyük bir İslâm âlimi tarafından yayılan fikirler sağlam fikirlerdir” diye Said Nursî’nin eserlerini okuyup benimseyenlerin hizmetlerini nazara verir.
Ve Tarihçi İ. Hakkı Konyalı, “Bediüzzaman’ın fikirleri, vatan ve millet için faydalı ilmî ve İslâmî fikirlerdir” takdirini açıklar. (A.g.e., s. 315-316.)
Bunun gibi Said Nursî eserlerini tetkik eden tarihçiler, “Risale-i Nur’un mükemmel Osmanlı Türkçesiyle yazıldığı”nı belirtirler.
Daha Osmanlı devrinde, “Risalelerin tertemiz bir uslûbu vardır, katiyen onun üslûbu seci’li, müsecca, idgam-ı maalğunneli bir Osmanlıca değildir” tesbitiyle müsbet görüşlerini açıklayıp bunu bildirirler.
— Devam edecek—
Not: Dizi yazımızın 23 Mart 2026 tarihinde yayınlanan bölümünde yer alan Bediüzzaman’ın esaretten İstanbul’a dönüş haberini, 16 Ramazan 1336, 25 Haziran 1334-1918 târihli Tanin Gazetesinde: “Muvâsalat: Kürdistan ulemâsından olup, talebeleriyle berâber Kafkas cephesinde muhârebeye iştirak eylemiş ve Ruslar’a esir düşmüş olan Bedîüzzamân Sa’îd-i Kürdî Efendi âhiren şehrimize muvâsalat eylemiştir” olarak düzeltiriz. (Bilinmeyen Taraflarıyla Said Nursi Necmeddin Şahiner, Yeni Asya Yayınları İstanbul – 1979 s. 181)
Bu hususu bildiren değerli araştırmacı Bilâl Tunç’a teşekkür ederiz.