“Nur Risalelerinin dilinin ağır ve anlaşılmaz olduğu” bayat iddiası, öncelikle “Risale-i Nur Külliyatı’nın her seviyeden insanın kolayca anladığı eserler olduğu edebiyatçılarca yalanlanır. Risalelerin akıcı bir üslûba sahip olduğu ve kolayca anlaşılır bir dille yazıldığı evvela okuyan milyonlarca Bediüzzaman okuyucusunca ifade edilir.
DARÜ’L-HİKMET-İ İSLÂMİYE AZÂLARININ TAKDİRİ…
Öncelikle İkinci Abdülhamid, İttihat ve Terakki ve Cumhuriyet dönemlerini görüp yaşayan, 1909’da Medrese icâzetinden sonra yargıç yetiştiren Medresetü’l-Kuzât’ı (hukuk fakültesini) bitiren, uzun yıllar ilmî faaliyetlerde bulunup muhtelif medreselerde ders veren; üyeleri arasında Bediüzzaman Said Nursî’nin de bulunduğu Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’de önce kâtip olarak görev yapıp daha sonra da üyeliğine atanan Cumhuriyetin ilk yıllarında da görev alarak vaizlik gibi dinî hizmetleri ifa eden son devir Osmanlı âlimlerinden Ahmed Şiranî / Şirvanî (1880-1942) Bediüzzaman’ın eserleri ve neşriyatı hakkında takdirlerini iletir.
Şeyhülislâma bağlı olarak şer’î konularla ilgili meseleleri çözmek, fetvalar hazırlamak, dilekçe yolu ile sorulan soruları cevaplamak, şer’î mahkemeler tarafından verilen kararları incelemekle vazifeli İslâm akademisi mahiyetindeki Darü’l-Hikmet-i İslâmiye azâlarının makâle ve yazılarının neşredildiği “Ceride-i İlmiye”nin müdürlüğünü, yüksek öğrenimin görüldüğü Sahn Medresesi fıkıh müderrisliğin yapan; ardından dinî hizmetler görevlilerini yetiştiren Medresetü’l-İrşâd müdürlüğüne tayin edilen, “Medrese İtikatları”, “Hayrü’l-Kelâm” ve “İ’tisam” adlarını taşıyan üç ayrı dergi neşredip yayıncılık faaliyetlerini yürüten, İstiklâl Mahkemelerinde de yargılanıp aklanan büyük âlim Ahmed Şiranî, Risale-i Nur’u fevkalâde tahsinini bildirir.
Yine mektep ve medrese tahsilinin yanısıra Almanya’da dil ve felsefe öğretimi alan, Avrupa’yı gören, müderrislik yapan, Osmanlı’daki medrese sisteminin ıslâhı - iyileştirilmesi için öneriler sunan ve Bediüzzaman’la birlikte Darü’l Hikmeti’l İslâmiye’de bulunan ilk azâlardan Osmanlı aydını Eşrefzade Mehmed Şevketî (1887 - 1934) de Risale-i Nur’un kıymetini takdir eden insaflı âlimler arasında yer alır.
FETVA EMİNİ ALİ RIZA EFENDİ, “BU TARZ-I İFADE, İSPAT VE BEYÂNI HİÇBİR KİTAPTA BULMAMIŞIZ…”
Yine Bediüzzaman’ın “İstanbul ulemâsının en büyüğü ve en müdekkiki ve çok zaman müftiü’l-enâm olan eski meşhur fetvâ emini” diye tavsif ettiği Fetva Dairesi Başkanı Fetva Emini Ali Rıza Efendi’nin (1861 - 1943) Bediüzzaman’ın Kur’ân tefsiri Risale-i Nur eserleriyle alâkadar olup takdirkârâne fevkalâde ehemmiyetlidir.
Çok genç yaşta medrese eğitimini tamamladıktan sonra Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi Hanefi Fıkhı Müderrisliğine tayin edilen, en üst düzeyde eğitim veren Sahn Medresesi ile Süleymaniye Medresesi Medresetü’l-Mütehassinin kısmında uzmanlar yetiştiren, kadılık eğitimini veren Medresetü’l-Kuzatta da ders veren önde gelen İstanbul ulemâsından Ali Rıza Efendi’nin, Osmanlının son döneminde bir İslâm Akademisi mahiyetindeki Darü’l-Hikmet-i İslâmiye üyeliğinde İslâm âleminde ortaya çıkan bir takım yeni dinî meseleleri izahla İslâma hücum ve saldırılara karşı yayın yoluyla cevap verdiğinden üçüncü rütbeden “Mecidi Nişanı” ile de ödüllendirilir.
Tayin edildiği medrese müderrisleri arasından seçilerek, Ramazan’da padişahın, şehzadelerin ve devlet erkânının katıldığı dersler ve konferanslarla “Huzur Dersleri Mukarrirliği”ni yapar. Ayrıca Anadolu Kazaskerliği makamı da verilir.
Bütün ömrünü ilme ve dinî hizmetlere adayan, ilimdeki dirâyetinden, meselelere vukufiyetinden şeyhülislâmlar gibi alâka gören, fikirleri dikkatle tâkip edilen müdakkik bir âlim olarak “Birinci Şuâ,” “İşârât-ı Kur’âniyye” ve “Ayetü’l-Kübrâ” ile “İşârâtü’l-İ’caz” risalelerini okuyup inceleyen Ali Rıza Efendi’nin bilhassa İşârâtü’l-İ’caz tefsirini mütalâadan sonra “Bu İşârâtü’l-İ’caz, bin tefsir kuvvetinde ve kıymetindedir” beyânı Osmanlı ulâması arasında büyük tesir yapar.
Özellikle “Mucizat-ı Ahmediye” risalesini okuduktan sonra “Bu tarz-ı ifâde ve ispat ve beyânı hiçbir kitapta bulmamışız, bu şerait içinde böyle eserler hiç kimseye müyesser olmamıştır” ifâdesi bütün isnadları ifna eder.
—Devam edecek—