Yürütme ve yasamanın yanısıra yargının Saray iktidarının güdümüne alındığı “tek kişilik otoriter rejim”de “süreç komisyonu raporu”nda şart koşulan, Anayasa’da da yer alan “Anayasa Mahkemesi ile AİHM kararı hâlâ uygulanmıyor.
Hâlâ muhalefetten seçilmiş belediye başkanlarının yerine partizanca iktidar partisine yakın “atanmış kayyımlar”a son verilmiyor. Ülkeye en az 70 milyar dolara mal olan 19 Mart operasyonlarıyla tutuklanan yüzlerce siyasî sanığın tutuksuz yargılanmasına geçilmiyor.
Dahası, kamuoyu araştırmalarında “kararsızlar” dağıtıldığında AKP’nin oylarının yüzde 20’lere gerilediği, MHP’nin yüzde 5’lerde kaldığı, ülkenin yüzde 25’le yönetildiği vartada “iktidar cephesi”nce kumpas üzerine kumpas kuruluyor.
Sürekli “zehirli nefret dili”yle toplum kutuplaştırılıyor. “Bana 2019 öncesi AKP belediyelerine ait dosyaları getirmeyin” deyip ana muhalefet partisine binlerce sayfalık iddianamelerle en büyük hukukî operasyonu başlatan Başsavcı, Adalet Bakanı atanmasıyla Hâkimler ve Savcılar Heyeti Başkanı olarak yargılamayı yapan hâkimleri açtırdığı davaların yargılamalarına dair konuşarak imaj çalışması yapıyor, siyasî algı operasyonlarını yürütüyor.
Aslında, meselâ dört bin sayfalık İBB iddianamede “ömrünün sonuna kadar hapis yatarsınız, gün yüzünü göremezsiniz” diye çocukları, yakınları üzerinden tehditlerle şantajlara mâruz kalıyor. Uydurulmuş “gizli tanıklar”ın isnadlarına, “pişmanlık yasası”ndan yararlandırılan “itirafçılar”ın iftiralarla atılı suçlar delillendirilemezken, sanıklardan “suçsuz” olduklarını ispatlamalarının istenmesi çarpıklığı sergileniyor.
Keza muhalefet belediyelerine dair en ufak “duyumlar” ve “iddialar” soruşturulurken, iktidardakilerle ilgili yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ihaleye fesad karıştırma ve kamu malını yandaşlara peşkeşe dair dosyaların bir tekinin dahi soruşturulmaması çifte standardı sürüyor. İktidar partisi Genel Başkanı Cumhurbaşkanınca görevden el çektirilmiş belediye başkanlarıyla ilgili 100’den fazla dosyadan bir teki bile soruşturulmuyor.
Ve muhalefeti “iç barış”a çağıran iktidardakilerin, -sanki savaşı başlatan muhalefetmiş gibi- hâlâ kutup-laştırıcı ağır tahkirli tahriklerle siyasî sâiklerle karalamaları dikkat çekiyor…
VAZİYET
Kara savaşı tahrikleri!
Vaziyet şu ki Yahudî lobisinin esir aldığı ABD, Siyonist-Evangelist mihrakların kışkırtmasıyla İsrail’le ateşlediği savaşa bütün bölgeyi sokma peşinde. Zira İran savaşı istedikleri gibi gitmiyor. Çocukların, sivillerin bombalanması vampirliği halkı birleştiriyor.
Dinî lider Hamaney suikastından sonra İran halkının ayaklanması, Kürt unsurlarının kalkışmasıyla rejimi devirmeleri, ardından petrol, doğalgaz, nadir elementlerine çöküp Amerikan - Yahudî şirketlerine peşkeş çekme beklentisi boşa çıkan Trump tam bir hayal kırıklığında.
İsrail’in iki yıl boyunca İkinci Dünya Savaşından fazla bomba yağdırdığı 2.5 milyon nüfuslu Gazze’yi yok edememesi karşısında Trump, 90 milyonluk İran’a güneyden kara harekâtını devreye sokamaması üzerine Türkiye ve Azerbaycan’ı zorluyor.
BOP’la Fas’tan Afganistan’a 22 İslâm ülkesini etnik ve mezhebî iftiraklarla 50 devletçiğe bölüp parçalama, Çin’i çevreleme, bölgede güçlü ülke bıraktırmama ve “büyük İsrail projesi” hesabına başta Türkiye ve Azerbaycan ile bölge ülkelerini tahrike yelteniyor.
Çarpık olanı, Tahran’dan yapılan Türkiye ve Azerbaycan’ı kesinlikle hedef almadıkları açıklamalarına rağmen, hâlen İran’ın içinden hatta Başşehir Tahran’da CIA ve Mossad ajanlarının dron saldırılarını yaptığı, komşu ülkelere yönelik füzeleri fırlattığı kışkırtmasına bakmadan Ankara ve Bakü’dakilerin tahriklere gelme sinyallerini çakmaları.
Bu yüzden akl-ı selim çevrelerden sürekli “tahriklere gelmeyin!” ikazları yapılıyor…
GARABET
“Trump’ça…”
Garabetlerin başında, her fırsatta Netanyahu’ya sert söylemlerle iç politikaya yönelik veryansın eden, “ABD ile temastayız” diye geçiştiren Cumhurbaşkanı ile iktidar sözcülerinin, Müslüman komşu İran’da yüzlerce çocuğu, binlerce sivili katlettiren Trump’ı “teğet” geçip ağızlarına bile almamaları.
Bir diğer garabet, Amerikan halkının savaşa desteğinin yüzde 20’lerde kalmasına karşı Trump’ın ardı arkası gelmeyen zikzakları. “İran’ı vurduk, mahvettik, savaşı kazandık, bombalayacağımız yer kalmadı” sözlerinin ardından “daha çok işimiz var, yeterince yenemedik” çarkları…
Bundandır ki Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, sürekli ağız değiştirip sanki “zafer kazanmış” gibi hava verirken, “İran’ı yeterince yenemedik” deyip “savaş büyük ölçüde tamamlandı” şeklindeki çelişkileri “Trump’ça” diye tâbir ediyor. “İran’ı bitirdik” ifadesinin Trump’ça “İran’da bittik!” ikrarı olduğunu nazara veriyor…