"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seven sevdiğine sevdiğini söylesin

Harun SÖZLER
28 Mart 2026, Cumartesi
Rivayet edilir ki; yeni doğmuş bebekler üzerine bir deney tasarlanır. Bebeklere yalnızca yemek, su ve temizlik sağlanır; fakat konuşulmaz, dokunulmaz, sevilmezler. Gaye, çocuğun hangi dili “tabiî olarak” konuşacağını görmektir.

Bu deneyin tarihî ve ilmî kesinliği tartışmalıdır; ancak anlatımı asırlardır dilden dile dolaşır. Çünkü işaret ettiği hakikat güçlüdür: Bebekler konuşamaz, hatta bir süre sonra hayata tutunamaz. Sebep açlık değil, sevgisizliktir.

Sevginin mahiyeti ise sevenin hâlinde gizlidir. Bazen âb-ı hayat gibi insanı hayata bağlar; bazen de hem dünya hayatını hem ebedî hayatı helâkete sürükler. Nasıl ki insan, gerçekten saf sevgiyi hissettiği yerde kendisi olursa; sevgi de ancak en saf hâlinde kıymet kazanır. Bu ise sevgiyi istikametinde tutan bir niyetle, Allah rızasını merkeze alarak mümkün olur.

Zira Allah’ın rızasıyla yoğrulmayan sevginin, farkında olunmadan bir putçuk olma ihtimali vardır. Rızâ-yı İlâhî gözetildiğinde sevgi arınır; gözetilmediğinde ise menfaatle gölgelenme ihtimali doğar. Ekseriyetle en hafif hâliyle bile karşılık görme beklentisini içinde taşır.

Allah için sevmek, şahsî bir hissiyat olmaktan çıkar; imanî bir ahlâkın tezahürü hâline gelir. Din kardeşliği, kan bağından ya da mizacın uyumundan önce gelen bir bağdır. Çünkü menşeini duygudan değil, imandan alır. Bu sebeple bu kardeşlikte sevgi; alışverişe, beklentiye ya da menfaate dayanmaz. Dayanırsa zaten bozulur.

Bilhassa Risale-i Nur talebeleri arasındaki muhabbet de bu çerçevede anlam kazanır. Bu muhabbet, şahıslara değil; hizmete, imana ve aynı hakikatte buluşan kalplere yöneliktir. Birbirini sevmenin ölçüsü, ne kadar ilgi gördüğün ya da ne kadar takdir edildiğin değildir. Aksine, hiçbir karşılık beklemeden aynı yolda yürüyebilme istikrarıdır. Risale-i Nur’un tarif ettiği uhuvvet; duygusal bir yakınlık değil, imanî bir sadakattir. Ve bu sadakat, ancak beklentisiz, menfaatsiz ve sadece Allah için sevildiğinde ayakta kalır.

Böyle bir sevgi, gizlenmesi gereken bir duygu değil; bilakis istikametini kaybetmemesi için niyetle ve sözle teyit edilmesi gereken bir hâldir. Zira Allah için sevmek, kalpte kalınca niyet; dille ikrar edilince manevî bir destek hâlini alır. İşte bu yüzden Resûl-i Ekrem (asm): “Bir kimse kardeşini (Allah için seviyorsa), ona sevdiğini söylesin.” buyurmuştur.¹

Söylenen sevgi, karşılık talep eden bir beklentiye değil; rızâ-yı İlâhîye bağlanan bir şahitliğe dönüşür. Böylece muhabbet, kişisel bir yakınlık olmaktan çıkar; imanî bir bağ hâlini alır.

Hem madem böyle bir hakikat var, hem madem sevgiyi söylemek nebevî bir nasihat, hem madem bu muhabbet iman davasının harcı, o hâlde bunu yazmadan edemeyeceğim:

Yıllardır içinde bulunduğum bu iman kardeşliği içinde; menfaatsiz, çıkarsız, beklentisiz, sadece iman davası için gönlünde sevgi taşıyan; hatta imana hizmet yolunda ailesini dahi ihmal etmeyi göze alan, ehl-i dünyanın peşinde koşturduğu maddî kazançları ikinci plana atan, rahatından ve istirahatinden feragat eden, İslâm davasına sevgiyle omuz veren tüm dava kardeşlerimi çok seviyorum. Benim gibi müşevveş bir adama en çok tesir edenler, bu gizli fedakâr kahramanlardır.

Dipnot:

1- Sünen-i Ebî Dâvûd - 5124

Okunma Sayısı: 138
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı