ABD/İsrail’in İran’a saldırılarıyla ateşlenen savaşın bir parçası haline getirilen “yapay zekâ oyunları” manipülasyonlarının gırla gittiği vartada mola verilen siyasette fırtınanın Bayram sonrasında kopacağı belirtiliyor.
Tartışmaların, iktidardakilerin “başarıldı” övgüleriyle propaganda ettikleri “terörsüz Türkiye süreci” istifhamları üzerinden yapılacağının sinyalleri çakılıyor.
Zira Silivri’deki İBB davası duruşmalarında “âdil yargılama”yı peşinen ortadan kaldıran demokrasi ve hukuk dışılıklar daha da ağırlaştırılarak sürdürülürken, “süreç komisyonu raporu”nda şart koşulan AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının ertelenmesi, terörist başına “umut hakkı”yla terör örgütü militanlarına “güvence yasaları”nın şartı olan “PKK’nın silah bırakması” iktidar mahfillerince yeniden sorgulanıyor.
“ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE MECLİS KARARI” KISKACI
Gerçek şu ki alây-ı vâlâyla ilân edilen “süreç”te asıl amacın, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetlerle ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması olmadığı ifşa oluyor.
Zira “iktidar cephesi”nin siyasî kıskaca aldığı DEM’in oylarıyla “sınırlı anayasa değişikliği” ya da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birkaç ay öne alınması “politik kumpası” iktidar mahfillerince açıkça itiraf ediliyor.
Yine yargının “tepeden tâlimat”tan kurtarılıp bağımsızlığı ve tarafsızlığının teminiyle haksızlıkların ve hukuksuzlukların giderilmesi; seçilmiş siyasetçilerin tahliyeleri, millet irâdesini berhava eden “kayyım uygulamaları”na son verilip yargısız infazla delilsiz tutuklanan belediye başkanlarının görevlerine iâdeleri ve tutuksuz yargılanmaları olmadığı resmen ikrar ediliyor.
Nitekim daha önce “Erdoğan’ın tekrar aday olmasının önünde bir engel yok” diyen Bahçeli’nin son aşamada “tekrar aday olabilmesi için önümüzdeki dönemde anayasa değişiklikleri lazım” diye konuşması bunun bâriz göstergesi.
Keza “cumhur ittifakı” ortağı BBP Genel Başkanı Destici’nin, “savaş halleri”ni ileri sürüp, “2027 sonu veya 2028 başında olacak seçimde adaylığını isteyip desteklediğimiz Cumhurbaşkanımızın tekrar adaylığı için ya Anayasa değiştirilecek ya da Meclis bir seçim kararı alacak” sözleri bunun ifadesi. (gazeteler, 14.3.26)
“SİYASET YIKILAN DUVARIN ALTINDA KALIR…”
Anlaşılan, Bayram sonrası “süreç raporu”nun Meclis Genel Kurulu’nda ele alınacağını söyleyen AKP’li Meclis Başkanı’nın, “rapor”daki “MİT’in tesbitiyle ‘terör örgütünün silah bırakması’” ön şartını nazara vermesi, “KCK üst yapısına bağlı PKK’nın Kuzey Irak’tan Kandil’e, İran’dan Suriye’ye terör kamplarındaki unsurların silah bırakmadığı” tesciliyle kalmıyor; “terörist başı” üzerinden terör örgütüyle DEM’e şantajlar savruluyor.
Ve “Bu iş 2009’a, 2013’e ya da öncekilere benzemez. Eğer ‘süreç’ başarısız olursa, sivil siyaset yıkılan bu duvarın altında kalır ve Allah korusun, başarısız olduğumuz zaman şartlar (“süreç komisyonu’ndan önceki) 4 Ağustos 2025’dekinden daha daha vahim duruma dönüşebilir. Bu kadar çatışmanın olduğu bölgede yangına benzin dökecek çok eller var” çıkışı bunun örtülü tehdidi.
Belli ki daha iktidarlarının başında “kaldıracağız“ vaadini verdikleri ancak yirmi üç yıldır otoriter dayatmalarla daha da katmerleştirdikleri “YÖK yasası”, “siyasî partiler ve seçim yasası” gibi demokratikleştirmedikleri “12 Eylül darbe sistemi”ni siyasî operasyonlarda istimal eden Saray iktidarı, sadece “ömür boyu koltukta kalma” komplosu peşinde.
Özetle, “süreç” perdesinde siyasî pazarlıklar sürüyor. “Süreç raporu”nun Meclis Genel Kurulu’na sevkinin hemen ardından Cumhurbaşkanı ile partisi sözcülerinin “darbe anayasasından milleti kurtarma” söylemiyle “yeni anayasa çalışmalarını sürdüreceğiz” vurgularıyla Anayasa değişikliği” atraksiyonlarını “erken seçim” ekseninde gündeme getirmelerinin maksadı bu.
Gerisi kamuoyunu oyalama ve gözboyama…