Vaktiyle, memleketin birinde, bir zât, o memleketin nam sahibi ressamlarından birine, bir cami resmi sipariş eder.
Ressam, cami resmini bitirir. Sipariş sahibi tabloyu beğenir fakat şöyle der: “Tabloda neden kimsecikler yok?”
Burnundan kıl aldırmayan ressam, “Cemaat öğle namazını kılmak için camiye girdi…” der ve tablonun parasını ister.
Altta kalmayan alıcı şöyle cevap verir: “Peki öyleyse, ben de cemaatin camiden çıkmalarını bekler, tabloyu öyle satın alırım…”
Bugünkü köşe yazımız, devletin “yok” dediği yerde “ot” bitmemesi hakkında. Önce haberler:
Esnaf bir dostumuz, küçük bir şehrin eski sanayi sitesinde, elli yıllık köklü bir aile işletmesinin başında. Zabıtalar denetlemeye geliyorlar ve “Çıkar bakalım çalışma ruhsatını” diyorlar.
Ruhsatnamesini kaybetmiş olan esnaf, belgeyi ibraz edemeyince dükkânı mühürleniyor.
Esnaf, belediyeye giderek, kaybolan ruhsatnamesinin bir örneğini istiyor. Belediye, arşivindeki belgeyi esnafa vermiyor ve “Senin ruhsatın yok” diyor.
Mühürleme işleminin iptali için açılan davada, İdare Mahkemesi ruhsatın bir örneğini Belediyeden istiyor. Belediye bu kere de Mahkemeye, “Ruhsat yok ki” deme cüretinde bulunuyor.
İkinci haberimiz güncel siyasetten. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığınına ilişkin bazı iddialarda bulundu ve Gürlek’e ait olduğu iddia ettiği tapuların “ID numaralarını” yani ilgili gayrimenkullerin kimlik numaralarını paylaştı ve şöyle dedi:
“Bu ID numaralarının tamamını gizlemeden veriyoruz. Bu ID numaralarını vermesek, ‘böyle tapular var’ desek, ‘yok’ diyebilirler…”
Bakan Gürlek ise “İddialar herhangi bir delile dayanmıyor” dedi ve Özel’i yalanladı.
Özel’in “ID numarası” iddiasına rağmen, Gürlek’in “delil yok” demesi şu iki soruyu gündeme getirdi: “ID numaraları değiştirilebilir mi, tapu sorgulama ekranları kapatılabilir mi?”
Hemen söyleyelim, yazımızın konusu Akın Gürlek’in mal varlığı yahut bir belediyenin usulsüzlükleri değil.
Konumuz devlet kayıtlarının güvenilirliği, şeffaflık ve arşive erişim problemi.
Devlet arşivlerinin dijitalleşmesi ve tek bir merkezde toplanması; arşivleri elinde bulunduran güce, tek bir tık ile geçmişi ve resmî kayıtları değiştirme ve gizleme imkânı veriyor. Bu ise hukukî güvenlik ilkesinin çökmesi demek.
Bu riskin gerçekleşmesini engelleyen birtakım fren mekanizmaları yok değil:
Dağınık kayıt sistemi: Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, belediye bir ruhsatnameyi arşivinden yok edebilir. Fakat o ruhsatnamenin izlerini; Ticaret odası kayıtlarından, SGK ve Vergi Dairesi gibi kurumlardan bulmak mümkündür. Ruhsatnamenin birden fazla kurumun arşivlerinden yok edilmesi ise zordur.
Uluslararası Denetim: Devletler, ülkelerine yabancı yatırımcı çekebilmek için; tapu, mülkiyet ve ticaret gibi konularda, kayıt sisteminin güvenilirliğini ve uluslarası standartlara uygun olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu da elbette hileyi önleyecektir.
Yine dijital işlemlere dair log kayıtları ve vatandaşın bireysel fiziki arşivleri de önlemlerden bazılarıdır.
Yani hukukî güvenlik ilkesinin çökmesi şimdilik uzak bir ihtimal. Fakat aksini düşündüren vakıaların artması ve vatandaşın aklına bu tür vesveseli soruların gelmesi, aklı selime, “acaba uzaklar yakın mı” dedirtiyor.
Korkulan son şu: Tıpkı hikayemizde olduğu gibi, camide insanların olduğunu biliyorsunuz. Fakat elinizdeki resmî belge hükmündeki tabloda, o insanlar görünmediği için cami cemaati, devlet nezdinde yok hükmünde…
Devletin “hıfz kalemine” halel getirmemek gerek. Sahi, neydi o unutkanlığı ziyadeleştiren şey?