"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir ömrü eve sığdırmak

Davut ŞAHİN
12 Nisan 2020, Pazar
Kaç gündür çalışmalarımızı evden yürütüyoruz. Bir anlamda, saatler süren mesaimizi eve sığdırmaya çalışıyoruz.

Evet “home office” dedikleri aslında evden çalışma yöntemi, bizim meslekte öteden beri yapılan bir eylem. 

Kabul edelim, çok rahat bir çalışma yöntemi... Sabah yatağınızdan kalktığınızda işe gitmek, giyinmek zorunda değilsiniz. Trafik denen stresi yaşamıyorsunuz. Büyük işler yapıyor olsanız dahi kimse sizin pijamayla çalıştığınızı bilmez. Ancak önemli görüşmeler yaptığınızda ekran karşısında beyaz yakalı, kravatlı insanların karşısında, atlet ve pijama olduğu halde az önce mutfaktan aldığınız meyve tabağının yanında konuşuyor bulursunuz kendinizi. Mizah gibi. 

*

Evdeyiz ya; geçmiş geliverdi aklımıza. Kimbilir en son ne zaman bir fotoğraf albümünün kapağını açtık? Bugünkü kuşak bilir mi bilmem ama... Bizim dönemimizde kocaman aile foto albümleri vardı. Gençler için de cep boy foto albümü... Hatta fotoğraf stüdyoları, amatör resim yaptırana bedava bu albümlerden promosyon olarak verirdi. İyi ki vermiş, bütün sayfalar siyah beyaz resimlerle dolu. Nasıl da özenle yerleştirmişim. 

Gençliğimde -ki hâlâ genciz- fotoğraf çektirirken her kare özenle seçilirdi. Çünkü 36’lık filmleri öyle rastgele “poz”la çekme lüksümüz yoktu. Hadi çektiniz, karta bastırırken bile arasından en iyi kareyi seçmek zorundaydınız. 

Daha dün gibi yaşadığımız o “an” nasıl da “eski”yivermiş. Fotoğraflar bize zamanın su gibi aktığını gösteriyor bir bakıma. Siyah beyaz fotoğrafların bir kısmı sararmış ucundan, kıyısından... Hatta çekilen o anlara dikkatle baktığınızda, giydiğiniz kıyafetlerin modası, saç ve ayakkabılar. Günün anlamını işaret eden her ayrıntı “geçmişin” izlerini fotoğrafa nakşetmiş. Geleceğe dair ipucu sadece yüzünüzün şekli. “Aaa, ne kadar da değişmişim? O zaman zayıfmışım, baksana saçlar baya uzunmuş.” dedirten o şaşkın bakışlar altında anılara yürümek. Birlikte yanyana fotoğraf çektirdiğiniz dostlarınızın ışıltılı gözlerle objektife odaklanmış bakışı hâlâ canlılığını korurken, birdenbire eksikliğini hissettiğiniz dostlarınızın artık bu dünyada olmadığı gerçeğini hatırlatan o anılar, yanaklarınızdan iki damla gözyaşı dökmenize sebep oluyor bir anlamda. 

Hani bir şarkıda dediği gibi; 

“Kimler geldi, hayatımdan kimler geçti..”

*

Fotoğraflar “renklendi.” Ardından teknolojinin gelişmesiyle birlikte rastgele kareler çekilmeye başlandı. Kocaman albümleri raflardan indirmek yerine, artık yorulmak yok ve sosyal medya sizin adınıza anılarınızı “tazeleyerek” minicik ekranınıza servis ediyor. 

Anlayacağınız; hafızamızı “teknoloji”nin insafına bıraktık.

*

Eski fotoğrafları karıştırırken, eski kitaplar da bizi özlemle bekliyormuş meğer. Hasretle sarıldığımız o yapraklar nasıl da sararmış... Kitapların gözyaşı, tozlarmış... Kurudukça sararıyor ve içten içe okuruna karşı sitem ediyor. 

Bu kitaplardan biri “Dostlara Mektup”... Kalem erbabı Gürbüz Azak, Nedim Gürbüz imzasıyla yazmış. Gençliğimde elimden düşürmediğim, tekraren okuduğum bir eser. Şimdi olduğu gibi. 

*

Bu mesleğe ilk başladığımda çok istifade ettiğim ve bu meslekle ilgili yazdığım bazı tüyoları sizinle paylaşmak isterim: 

“Gazete okumak bir hünerdir. Verilen haberin söylenen sözün ardındakini bulmak ve bilmek alışkanlığı zor kazanılır. Ne herşey apaçık yazılır, ne her şey apaçık söylenir. İyi bir gazete okuyucusuysanız meseleleri ‘şıp’ diye fark etmek ve çözmek elinizdedir. Gazete bir mektep, hatta bir üniversitedir. Söze dikkat şartıyla. 

Bir örnek vereyim: Bir diplomat ‘Yalan söylüyorsun’ diyemez. Derse zaten diplomatlığı ortadan silinir. Peki, nasıl söyler bunu? Anlatayım, ‘Zat-ı âlinizin zaman zaman gerçeklere istemeyerek sırt çevirdiğine sizin takdirkârınız sıfatıyla şahit olmaktayım mösyö...’ der. Ve mösyö de kendisine bal gibi ‘Sen yalan söylüyorsun’ dendiğini anlar. 

Peki, politikacı nasıl söyler bunu? 

‘Pek muhterem Hüsamettin Bey’in memleket gerçeklerine uzun zamandır yabancı kaldığını ve doğruyu görmekte güçlük çektiğini üzülerek fark etmiş bulunmaktayız. ‘

Eğer edebiyatla yakından ilgili ise, diyeceği şudur: 

‘Siz, haklı olabilirsiniz. Fakat sizi haklı çıkaracak bir düşünceye edebî literatürde herkes gibi ne yazık bir biz de rastlayamadık. ‘

Fıkra yazarı (köşe yazarı) ise: 

‘Zühtü Bey’le aynı fikirde değiliz. Bugüne kadar da aynı fikirde olmadığımız için üzülmüş de değilim. Hatta bu yüzden gururlu olduğu bile söylenebilir. Korkarım, bu gidişle yalnız kalacak. ‘

Mizah ile uğraşıyorsa: 

‘Hasan Bey aklını peynir ekmekle yemiş.’ (a.g.e., s.76, Yeni Asya Yayınları, 1977)

*

Hepinize ve hepimize bol sağlıklı günler duâsıyla.

Okunma Sayısı: 1401
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı