İstanbul’dan Hasan Doğan: “-Haşa- Eğer Allah olsa idi dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara neden izin verir miydi? Özellikle de Gazze’de yaşananlar misal gösteriyorlar.”
Tek Pencereli olmak
Bir penceremiz var: Her şeyi oradan bakarak söylüyoruz. Hükümler veriyoruz. Herkesi yargılıyoruz, Allah’ı da yargılıyoruz. Öyle ya, bizim aklımız var; başka kimsede akıl yok sanki! Allah’a bile akıl verecek güçteyiz, haşa ve kella!
Oysa birkaç penceremiz olabilir, pekâlâ! Bir meselenin pek çok yönü olabilir! Tek bir yönünden bakıp hüküm vermek bizi yanlışa sürükler çünkü.
Çoklu düşünebilmeliyiz. Buna beşerî ilişkilerimizde de ihtiyacımız var. Bir meseleye başkaları açısından da bakabilmeliyiz. Kaldı ki, Allah’ı yargılıyorsak haddimize düşürüp de, işimiz çok daha sarp demektir.
Allah olsaydı dünyada bu kadar zulüm ve katliam olmaz mıydı? Allah izin vermez miydi? Gazze’de yaşananlar, evet çok zalim’cedir. Tam manasıyla katliamdır! Ama Allah neden müdahale etmedi diyemeyiz.
Allah’ın Mahkeme-i Kübra’sı var
O kadar ucuzca düşünmeyelim. Kendi vazifemizi yapmıyoruz; Allah’ın işine karışıyoruz! Böyle düşünmekle cürüm işlediğimizin de farkında olamıyoruz! Vah ki vah!
Öncelikle söylemeliyiz ki, Gazze’de katliamlar dünyanın gözü önünde yapıldı. Bundan İsrail sorumludur evet; ama biz sorumsuz muyuz? Görüp de kılı kıpırdamazcasına ses çıkarmayan, sesini güçlü çıkarmayan, -içinden tel’in etse de- ortalığa dökülmeyen insanoğlu mes’ul değil midir?
Tamam, dünya kan gölüne dönmedi, tamam arkada Amerika vardı; ama ortak akıl, ortak ses çok daha güçlü çıkamaz mıydı?
Bunları yapmayıp “Acaba Allah var mıdır” demek tam züğürtçe bir divaneliktir!
Evet, Allah’ın şefkati ve merhameti var, ama adaleti de var, hesabı da var. Mahkeme-i Kübra’sı da var!
İki Dünyalı Düşünmeliyiz
Öncelikle şunu söyleyelim: Mazlumun zalimler üzerindeki hukukuna Allah elbette müdahale eder. Görünürde müdahale etmemesi Allah’ın olmadığı manasına elbette gelmez! Ama sabır lâzım! Ne zaman, nasıl müdahale edeceğine karışmak bizim işimiz olamaz.
Ve biz şundan emin olmalıyız: Hiçbir mazlumun ahı zalimde kalmaz! Eğer dünyada kalırsa, işin ahiret boyutu var, mahşer yönü var. Biz iki dünyalı düşünmek zorundayız. İki dünyalı düşünmediğimizde zaten bir çok iş yarım kalır.
“Evet, o inkâr edenleri ve zulmedenleri Allah ne bağışlayacak, ne de onlara bir kurtuluş yolu gösterecektir.”1 “İşte biz, kazandıkları günahlar yüzünden zâlimleri kötülük işlemede birbirine böylece dost ve yardımcı yaparız.”2 “Zalimler kurtuluşa eremezler.”3
Ve daha yüzlerce ayet, zalimlerin ne kadar bedbaht olduğunu, mazlumların ne kadar bahtiyar olacaklarına delildir. Evet, bunların hesabı vardır; dünyada değilse ahirette vardır.
Bediüzzaman der ki, “Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir Mahkeme-i Kübra’ya bırakılıyor.”4
Seyrederek İşi Allah’a Bırakamayız
Fakat biz ne yapıyoruz? Biz kendimize bakalım: Mazluma ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Zalime karşı ne kadar ses çıkarabiliyoruz?
Biz bundan Allah’ı sorumlu tutamayız. Biz ne yaptığımıza bakmalıyız. Çünkü bizim mazlumun yanında yer almaya ve zalime karşı ses çıkarmaya gücümüz yeter. Bunu yapmayıp işi Allah’a bırakmak, en hafif ifadeyle divanelik olur.
Gerçekten bir çaba ortaya koyarız. Güç yetiremediğimizde, çaresiz kaldığımızda işi Allah’a havale ederiz, Allah’tan yardım isteriz. Başka zaman değil!
Yani Gazze meselesinde biz de suçluyuz!
Hiçbir şey yapmayıp seyrederek, işi Allah’a bırakamayız.
Dipnotlar:
1- Nisa Suresi. 168. 2- En’am Suresi: 129
3- En’am Suresi: 135. 4-Sözler, s. 68