"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman dikkate alınmadan çözüm olmaz

07 Nisan 2026, Salı 01:17
Yeni Yol Partisi Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı: Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşık 130 yıl önce Münazarât adlı eserinde ortaya koyduğu sosyolojik tesbitler ve çözüm önerileri dikkate alınmadan sağlıklı ve kalıcı bir neticeye ulaşılması mümkün değildir.

RÖPORTAJ: ABDULLAH ERAÇIKBAŞ   -  MEHMET KARA
                     [email protected]​ - [email protected] 

Yeni Yol Partisi Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, “Bediüzzaman, çözümü tek seslilikte değil; meşveret ve şûrâ dediği, her fikrin hukuk dairesinde temsil edildiği ve kararların ortak akılla alındığı meşru bir yönetim modelinde görür. Bediüzzaman, çözümün tek bir şahsın dudakları arasında değil, ‘meşveret’ yani ortak akıl ve şura mekanizmasında olduğunu savunur” diye konuştu.

Yeni Asya’nın sorularını cevaplandıran Ekmen,  Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı ve özellikle Münazarât eseri ekseninde şekillenen fikirlerinın, günümüz siyaset dünyası için son derece ufuk açıcı düsturlar içerdiğini dile getirdi.

Ekmen’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

BEDİÜZZAMAN’IN İFADELERİ ÇAĞDAŞ HUKUK SİSTEMLERİNİN HEDEFLEDİĞİ KAVRAMLARIN EN KÂMİL İFADESİDİR

Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatından ve eserlerinden çıkarabileceğimiz, günümüz siyasetine yön verecek, toplumda barışı sağlayacak ve ufkunu açacak genel prensipler nelerdir?

Bediüzzaman Said Nursî, 1908 Meşrutiyeti ve 31 Mart hadisesi gibi kritik dönüm noktalarına bizzat şahitlik etmiş bir mütefekkirdir. Onun siyaset ve toplum tasavvuru; saltanatın ferdî baskısından, meşrutiyetin hürriyet havasına kadar geniş bir tecrübe alanından süzülerek gelmiştir. Günümüz için hayatî önem taşıyan temel prensiplerini şu şekilde detaylandırabiliriz:

1. Adalet-i Mahza (Mutlak ve Tam Adalet):

Bediüzzaman’ın hukuk anlayışının temel taşı, kişinin hakkının toplumsal fayda için dahi olsa feda edilemeyeceği esasına dayanır. Bu esas, Kur’ân-ı Kerîm’in şu evrensel düsturunu rehber edinir: “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm Suresi, 164)

Bu ilke uyarınca; bir gemi dolusu suçlu (şaki) arasında tek bir suçsuz (masum) dahi bulunsa, o masumun hakkı hatırına o gemiye zarar verilemez. Bu yaklaşım, kolektif cezalandırmayı reddeden ve ferdî hukuku her şeyin üstünde tutan, çağdaş hukuk sistemlerinin hedeflediği “suçların şahsîliği” ve “mutlak adalet” kavramlarının en kâmil ifadesidir.

2. Meşveret ve Şûrâ (Hukuka Bağlı Katılımcı yönetim ve Meşru Ortak Akıl):

“Bediüzzaman, çözümü tek seslilikte değil; meşveret ve şûrâ dediği, her fikrin hukuk dairesinde temsil edildiği ve kararların ortak akılla alındığı meşru bir yönetim modelinde görür.”

Bediüzzaman, çözümün tek bir şahsın dudakları arasında değil, “meşveret” yani ortak akıl ve şûrâ mekanizmasında olduğunu savunur. “Kuvvet kanunda olmalı, şahıs hiçtir” diyerek, gücün şahısların keyfiliğinden alınıp hukukun denetimine verilmesini şart koşar. Bu ilke, günümüzde ötekileştirmeyen katılımcılık, şeffaflık ve denetlenebilir bir yönetim için en sağlam zemini oluşturur.

3. Hürriyet-i Şer’iye (Hukukla Sınırlı ve Ahlâkî Hürriyet): Hürriyeti, “Saadet saray-ı medeniyette oturan, marifet ve fazilet elbiseleriyle süslenmiş bir cevher” olarak tanımlar. Ona göre gerçek hürriyet, ne başkasına zarar vermek, ne de başkasından zarar görmektir. Bu dengeli hürriyet anlayışı, toplumsal barışın hem teminatı, hem de itici gücüdür.

4. Müsbet Hareket ve Asayişin Muhafazası: Toplumsal değişim ve dönüşümün yolunun kaos veya çatışma değil; eğitim (marifet), fazilet ve “müsbet hareket” olduğunu vurgular. Hamiyetin (toplumun gayretinin), zorluklar karşısında sabır ve metanetle hizmet etmek olduğunu belirtir. Şiddeti ve anarşiyi reddederek, toplumun asayişini bozacak her türlü eylemden uzak durulmasını, hakkın kuvvetinin ancak barışçıl ve hukukî yollarla tecelli edeceğini savunur. Bugünkü anlamda kamu düzenini savunur. 

5. Milliyet ve İslâmiyet Ruhu: Toplumu bir arada tutan bağın “milliyet” olduğunu, ancak bu milliyetin ruhunun “İslâmiyet” olduğunu ifade eder. Asrın başında (Üç yüz milyondan fazla) bugün milyarı aşan Müslümanı birbirine bağlayan bu manevi rabıtayı korumanın önemine dikkat çeker. Bu bakış açısı, etnik ayrımcılığın ötesinde, inanç ve değerler etrafında kenetlenen geniş bir toplumsal barış vizyonu sunar.

Bediüzzaman bu reçeteleri (Münazarat ve Muhakemat); “azametli, bahtsız bir kıtanın” ve “değerli, sahipsiz bir kavmin” yaralarını sarmak için sunmuştur. Bu ilkeler, dün olduğu gibi bugün de siyasetçiler için birer “teşhis ve tedavi” rehberi niteliğindedir.

FİKİRLERİ, GÜNÜMÜZ SİYASET DÜNYASI İÇİN SON DERECE UFUK AÇICI DÜSTURLARDIR

Konuşmalarınızda 130 senelik bir gecikmeden söz ediyorsunuz. Hangi tarih ve olayı başlangıç olarak alıyorsunuz? Öğrenebilir miyiz?

Konuşmalarımda bahsettiğim 130 yıllık gecikme, tek bir kronolojik tarihe veya münferit bir hadiseyi kastetmez. Bu ifade, Bediüzzaman’ın fikir dünyasının kamusal alanda makes bulduğu dönemden bugüne kadar geçen süreci ve o günden bu yana ertelenen toplumsal reçeteleri ifade etmektedir. Münazarât eseri çerçevesinde bu tespiti şu konu başlıkları ve maddelerle temellendirebiliriz:

1. 130 yıla referansla; fikirlerin kamusal alana çıkışı ve başlangıç noktası:

Bu ifadeyle, Bediüzzaman Said Nursî’nin fikirleriyle tarih sahnesine çıktığı ve çözüm önerilerini toplumun gündemine taşıdığı dönem esas alınmaktadır.

• Sembolik bir milat belirlenmesi gerekirse, 1900’lü yılların başında kaleme alınan ve dönemin meselelerine Kur’anî reçeteler sunan Münazarat eserinin yazılış süreci temel alınabilir.

2. Münazarât’ın Toplumsal ve Siyasî Reçete niteliği:

• Eser, orijinal metninde de ifade edildiği üzere; “Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tâli’siz bir devletin; değerli, sâhipsiz bir kavmin reçetesi” olarak kaleme alınmıştır.

• O dönemde ortaya konulan bu eser; hukukun üstünlüğünü, gerçek hürriyeti, meşvereti ve ortak aklı hedefleyen, bugün dahi tam manasıyla ulaşılamamış ileri bir yönetim ve toplum ufkunu muhteva etmektedir.

3. Yaşanan tarihî hayıflanma ve sancılar:

• Cumhuriyet’in bir asrı aşan tecrübesine rağmen, Münazarât’ta tahlil edilen ve çözüme kavuşturulmak istenen toplumsal ve idari sancıların bir kısmının günümüzde hâlâ devam ediyor olması bu gecikmenin en somut delilidir.

• Eserde sunulan hürriyetçi, katılımcı ve mutlak adaleti merkeze alan devlet ve toplum tasavvuru ile bugün içinde bulunduğumuz durum arasındaki mesafe, dile getirdiğimiz o hüzünlü gecikmenin asıl sebebidir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı ve özellikle Münazarât eseri ekseninde şekillenen fikirleri, günümüz siyaset dünyası için son derece ufuk açıcı düsturlar içermektedir. 

—Devamı Yarın—

Okunma Sayısı: 165
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı