"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

‘Bu kitaplar yasak değil’

17 Ocak 2020, Cuma 22:06
CEZAEVİ SAVCISI, MÜDÜRÜ ÇAĞIRIR “BU KİTAPLAR YASAK DEĞİL, BAK BURADA BERAAT KARARLARI DA VAR” DER VE KİTAPLARI İADE EDİLİR.

Dizi: Mehmet Çetin - Ömer Güzel, Hizmet Hatıralarını Yeni Asya’ya Anlattı - 2

Birinci Bölüm: Üstadı ‘Hür Adam’la tanıdı

 

***

Sonra sâbık işaretlerdeki hakikat inkişaf etti, karanlıklı çok noktaları aydınlattı. O nur ile LİLLAHİLHAMD, hem Kur’ân-ı Hakîm’in azîm tergibat ve teşvikatı tam yerinde olduğunu, hem ehl-i imanın desais-i şeytaniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın zaîfliğinden olmadığını, hem günah-ı kebairi işleyen küfre girmediğini, hem Mu’tezile Mezhebi ve bir kısım Hariciye Mezhebi “Günah-ı kebairi irtikâb eden kâfir olur veya iman ve küfür ortasında kalır.” diye hükümlerinde hata ettiklerini, hem benim o bîçare arkadaşım da yüz ders-i hakikati bir herifin iltifatına feda etmesi, düşündüğüm gibi çok sukut ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım. Cenab-ı Hakk’a şükrettim, o vartadan kurtuldum. Çünkü sâbıkan dediğimiz gibi, şeytan cüz’î bir emr-i ademî ile insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Kuvve-i şeheviye ve gazabiye ise, şeytan desiselerine hem kâbile (alıcı), hem nâkile (verici) iki cihaz hükmündedirler.

İşte bunun içindir ki, Cenab-ı Hakk'ın "Gafur", "Rahîm" gibi iki ismi, tecelli-i a'zamla ehl-i imana teveccüh ediyor. Ve Kur'ân-ı Hakîm'de Peygamberlere en mühim ihsanı, mağfiret olduğunu gösteriyor ve onları, istiğfar etmeye dâvet ediyor."Bismillahirrahmanirrahim" kelime-i kudsiyesini her sûre başında tekrar ile ve her mübarek işlerde zikrine emretmesiyle, kâinatı ihata eden rahmet-i vasiasını melce ve tahassüngâh gösteriyor ve "Fe'steìz" (Euzü çek! Allah’a sığın! [Fussılet Sûresi: 36]) emriyle "Eûzü billahi mine'ş-şeytani'r-racîm" kelimesini siper yapıyor.

Üstadın, Mu’tezile Mezhebi ve bir kısım Hariciye Mezhebi rağmına Ehl-i Sünnet’in günah-ı kebairi işleyen imandan çıkmayacağını ya da iman küfür ortasında kalmayacağını ifade eder. Bu ifadesi elbette o kebairi, günah-ı kebairlikten düşürmüyor, ancak o günahı işleyeni, ümitsizlikten kurtarıp, ümide, hassaten tövbe ve mağfiretle duâya ve Eûzü billahi mineşşeytanirracîm kalesine sığınmaya dâvet ediyor.

Elverir ki işlenen o kebair, terk edile, devam edilmeye.

Günah işlemek, imanın eksikliğinden olmayabilir, ama işlenen günahın imanı azalttığı bilinen bir vakıadır. Bu sebeple günahtan sonra derhal istiğfar edilmelidir ki azalan iman o samimî tövbe ile muhafaza edilsin. Bazı haddi aşan duyguların, mevcut imandan daha baskın olarak iradeyi tahrik ettiği de unutulmamalıdır.  

Ömer Güzel, Üstadının bu müjdeli ihtarını okuyunca çok sevinir, teselli olur ve tövbe ve istiğfarını daha da çoğaltır. 

***

İçeride iken beş altı arkadaş olarak Risale-i Nur’u okurlar. Ancak cezaevi idaresi özellikle müdürü rahat vermez. Bu eserler yasak diye ellerinden alır. 

O sıralar bir savcı, cezaevi müdürünün üzerinde cezaevi yönetiminden sorumlu vazifeli olarak gelir. Ömer Güzel, savcının odasının mobilyasını değiştirir. Savcının çok hoşuna gider. Ömer’e, 

- Bir ihtiyacın var mı?

- Var Efendim.

- Nedir?

- Efendim! Biz burada vazifelerimizi yapıyoruz. İstirahat vakitlerinde ibadetimizi yapar ve kitap okuyorum. Müdür Bey o kitapları yasak diye aldı.

- Ne kitapları o?

- Risale-i Nur.

- Kitaplar nerede?

- Muhasebeci İrfan Beyin odasındadır.

Savcı, müdürü çağırır ve kitapları getirmesini ister. Gelen kitaplara bakar ki 1956 yılı Sinan Omur Matbaası baskılı ve beraat kararları yazılı. Müdüre,

- Bu kitaplar yasak değil, bak burada beraat kararları da var, der ve kitapları iade edilir. 

***

İçerideki altı arkadaş olarak bayram tebriği arkasına Risale-i Nur’dan vecizeleri yazarak bastırıp dağıtmak isterler. Said Gecegezen’e bu taleplerini anlatır, o da dışarıda beş yüz adet bastırır ve getirir. Bir kısmını Gecegezen dağıtırken kalan kısmını da Ömer ve arkadaşları dağıtırlar. Antep Cezaevi’ndeki bir arkadaşına da gönderir. Tebrik, idarenin eline geçince mahkeme açılır, ağır cezada yargılanırlar. Cezaevi içerisinde sıkıntı yaşarlar, birkaç duruşma sonrasında beraat eder.

1960-1964 yılları arasında yapılan ihbar ya da şikâyetler sebebiyle Konyalı Nur Talebeleri sık sık cezaevine girer çıkarlar. 

1967 yılında tahliye olur. Köye dönüşünde orada fazla durmaz ve Seydişehir’e gelir. Alüminyum Tesislerine işe girer.

Yeni arkadaş bulmak, beraber Risale-i Nur’u okumak için arkadaş arayışına girer. İş çıkışı yatsı namazına değişik camilere gider. Sonrasında kendisi ile beraber dört arkadaş olurlar. Birisi, Gevrekli Yaşar Hocadır. Yaşar Hoca; Mustafa Şirin’e, Kemal Hoca’ya ve rahmetli Yusuf Karadağ Hocaya Risale-i Nur’u tanıtan çok ehl-i hizmet arkadaşıdır. Diğeri Akşehir’li bir arkadaşıdır. 

Üçüncüsü de İzmir’li Seydişehir Akbank Müdürü Nuran Kitapçı. Müdür Nuran Bey, halkı uyandırmak ve harekete getirmek adına bir program yapılmasını arkadaşlarına teklif eder. Uzun görüşmeler sonunda bir piyes oyunu ortaya konulmasına karar verirler. Hz. Ömer’in zamanında gerçekleştirilen kısas hadisesini sahnede oynayarak halka bir heyecan getirmeyi hedeflerler. 

1969 veya 1970 yılında on bir kişilik bir ekip kurarlar. Değişik meslekteki kişilerden oluşan bu ekip kış boyu hem hazırlanır ve hem de Risale dersi yaparlar. Piyes metninde yer yer Risaleden pasajlar eklenir ve halka dinî mesajlar verilir. Ekibin içerisindeki Bahattin Paslı metindeki Risaleden cümlelerden çok etkilenerek duygulu ve coşkulu şiirler yazar. 

Seydişehir Sinema Salonu’ndaki ilk oynamaya halk fazla rağbet etmez iken ikinci oynamada salonda yer kalmaz. Beyşehir Belediyesi’nin Sinema Salonu’nda ve Karaağaç’da gösterime girerler. Yeni bir piyes hazırlayıp oynamak isterler, lâkin Seydişehir Savcılığı izin vermez. Bu ara ilk piyesin sözlerinde geçen “Nur” kelimeleri ile Nurculuğu iltisaklayarak mahkemeye verilir.

İmam Hatip Okulu Yaptırma Derneği yardımı adına oynanan bu piyes hizmetlerinde dernek başkanı da yardımcı olur. Sonradan anlaşılır ki bu dernek başkanı “Bunlar Nurculuk propagandası yapıyorlar” diye mahkemeye şikâyette bulunmuş. 

O günlerde İzmir’den Prof. Dr. Saffet Solak, ilmî bir konferans vermek üzere Seydişehir’e gelir. Kendisinin herhangi bir grup ya da tarikata mensup olmadığını, mücerret olarak Allah’ın varlığını ilmen isbat etmek üzere geldiğini ifade eder. Çok güzel ve istifadeli bir konuşma yapar. Hüsmen Duran, Saffet Hoca’nın bu hizmetine vesile olur. 

Saffet Hoca’nın bu ziyareti esnasında Banka Müdürü Nuran Bey’in odasında, şikâyette bulunan Dernek Başkanı’nın da olduğu grup halinde fotoğraf çekilirler. Dernek Başkanı’nın eli, yanındaki arkadaşının omuzu üzerinde imiş. Dernek Başkanı, mahkemeye sunduğu belgeler arasında bu fotoğrafı da delil olarak sunar ancak kendi resmini fotomontaj yaparak siler. Diğerleri ile mahkemeye verilen Saffet Hoca, duruşmaya gelmeden uzun incelemeler sonunda buradaki fotomontajı çözer ve o şikâyetçi kişinin elinin yanındaki arkadaşının omuzu üzerinde olduğunu ispat eder.

Mahkeme süreci esnasında Seydişehir’deki bir kısım avukat gelir, savunmayı fahri üstlenmek isterler. Ancak, Ömer Güzel ve arkadaşları, onları kırmadan söz konusu mahkemenin ehemmiyetli olduğunu dolayısıyla bu konuda çok tecrübeli olan Avukat Bekir Berk’e vermek istediklerini söylerler. 

Av. Bekir Bey, ziyadesiyle meşgul olduğu için savunma tutanağı gönderir. Duruşma günü yazılı müdafaası sonucu beraat ederler, lâkin kitaplar verilmez. Durum Av. Bekir Berk’e bilgi verilerek temyiz edilir ve nihayetinde iade edilir. 

Şikâyette bulunan Dernek Başkanı aynı zamanda imamdır. Ömer Güzel ve arkadaşları Nur Talebelerini, halkın nazarından ıskat ettirerek nazarların kendisine çekilmesini isteyen kıskanç bir şahsiyetmiş.

1968 yılında ilk defa Isparta Mevlidi tanzim edilir. Seydişehir’den arkadaşları ile beraber, Konya’daki Nur Talebelerinin organizesiyle mevlide giderler. Halil Uslu ve on, on bir kişilik bir ekiple yolculuk yapılır.

O ilk mevlid ve sonrasında Sungur, Zübeyir, Bayram, Kutlular Ağabeyler ile görüşürler. Sungur ve Bayram Ağabey, devamlı Beyşehir, Seydişehir ve Bozkır’da Nur Hizmeti’nin başlayıp başlamadığını sorarlar.  

Ömer Güzel, yaşının ilerlediği son yıllar hariç Isparta, Kocatepe Mevlitleri’ne sürekli gider. Bu programlarda Mehmet Kutlular Ağabey ile görüşür. Yeni Asya’yı ilk çıktığı sayıdan itibaren takip eder. Mustafa Polat’ı, Erzurum’daki Hareket Gazetesini takip etmiş. 

Mustafa Özsoy, her hafta motosikleti ile Beyşehir ve Seydişehir’e derse gelir, görüşürler.  

(İlk görüşme 27.08.2019), (İkinci görüşme 19.09.2019) Yeni Foça İzmir

 

Okunma Sayısı: 1834
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı