"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasinin nefyettiği nedir?

30 Haziran 2019, Pazar
Demokrasi ise, geniş halk kitleleri içinde çıkan anonim bir ekseriyetin fikir ve kanaatleri üzerinden yürümeyi ve bu vasıta ile, hakikÎ halk menfaatlerini gerçekleştirmeyi hedef alır. Bunun için de en aşağı derecesinden en yüksek derecesine ve devlet reisliği makamına kadar, bütün hükümet ve idare hizmetlerinde her nevi irs, imtiyaz ve inhisar fikrini kökünden nefyeder.

HAZIRLAYAN: ARAŞTIRMA MERKEZİ

***

DEMOKRASİ VE EKSERİYET MESELESİ

Demokrasi, evvela, muayyen bir hükümet ve idare sistemidir. Saniyen muayyen bir zihniyet, bir terbiye, bir cemiyet görüşü, bir hava ve bir muhittir. 

Demokrasi, nihayet insan varlığı üzerinde manevî bir değer hükmü ve yüksek bir hayat ve saadet temennisine uzanan bir idealdir.

Demokrasi, her şeyden evvel bir nevi hükümet ve idare sistemidir ve bu bakımdan, en basit ifadesiyle, bir memleket halkının ekseriyetle, ekseriyetin de ehliyetliler ve seçkinlerle temsil esasına dayanır. (...) Oligarşiler daima bir azınlığın yani, bir sınıf veya zümrenin görüş veya menfaatlerine dayanan bir inhisar sistemi teşkil eder. Demokrasi ise, bilâkis geniş halk kitleleri içinde çıkan anonim bir ekseriyetin fikir ve kanaatleri üzerinden yürümeyi ve bu vasıta ile, hakikî halk menfaatlerini gerçekleştirmeyi hedef alır. Bunun için de en aşağı derecesinden en yüksek derecesine ve devlet reisliği makamına kadar, bütün hükümet ve idare hizmetlerinde her nevi irs, imtiyaz ve inhisar fikrini kökünden nefyeder. (s. 34)

DEMOKRASİNİN TÜRLÜ ŞEKİLLERİ

(...) Tıpkı oligarşiler gibi, demokrasiler de saf ve dejenere (bozulmuş) şekiller alabilir ve fiiliyata da almıştır. Demokrasinin saf ve ciddî şekli, kuvvet ve salâhiyetini hakikî ve yalansız bir ekseriyetin, yani siyasî hürriyet ve müsavat (eşitlik) esasları dairesinde teşekkül eden bir ekseriyetin elinde bulunduğu hükümettir. Demokrasinin tereddi (gerileme) ve tefessüh (bozulma) etmiş şekli ise, bir kelime ile demagojidir (cerbeze). Siyasî ilimlerde demagoji diye aldatılmış veya ifsat edilmiş (bozulmuş, karıştırılmış) bir ekseriyeti basamak yaparak yükselmiş ve sırf hayvanî hırslarını tatmin için, hükümet makinesini ele geçirmiş ayak takımı şarlatanlar idaresine denir. Diktatörlük rejimleri oligarşilerin bir yarası olduğu gibi, demagoji de demokrasilerin bir belâsıdır. 

Oligarşiler ekseriya zalim bir diktatörlük çıkmazına saplandığı gibi, demokrasiler de daima iğrenç bir safsata ve şarlatanlık çamuruna batmak tehlikesi karşısındadır. Demokrasiyi bu tehlikeden kurtarmak için bir tek çare vardır o da hükümet konağının anahtarını hakikî, ciddî ve açık bir ekseriyetin eline vermektir.

Görülüyor ki, ekseriyet fikri demokrasinin can damarıdır. Bu rejimi muayyen bir hükümet sistemi olarak fark ettiren ve başka bir çeşit hükümet sisteminden ayırt eden en esaslı nokta budur. Demokraside ekseriyet, tabir caizse, adeta binbir başlı hükümdardır. Yalnız bu hükümdar, oligarşilerde olduğu gibi, muayyen bir sınıf, imtiyazlı bir zümre veya grubun değil, istisnasız ve imtiyazsız bir surette, bütün halk tabakalarının şefi ve hükümdarıdır. Bu hükümdar ne veraset hakkından, ne de her hangi bir fiili imtiyazdan almaz; sadece halktan alır ve halk menfaatlerine uygun hareket etmek şartıyla ve hareket ettiği müddetçe saltanat tacını taşır. Aksi takdirde tekerlenir gider. Yalnız demokrasideki ekseriyet fikrini herhangi bir sınıf veya imtiyazlı bir zümre yahut meslekî bir grup fikriyle asla karıştırmamalıdır. (s. 36)

DEMOKRASİNİN DAYANDIĞI EKSERİYETİN AYIRICI VASIFLARI

Demokrasinin temelini teşkil eden ekseriyet, bir sınıf ekseriyeti değildir. Bir memleketin muayyen bir sınıfı meselâ, çiftçi veya işçileri, o memleket nüfusunun ekseriyetini teşkil etseler bile, sırf çiftçi veya işçi menfaatlerini temsil etmek üzere teşekkül edecek bir hükümet, modern manasıyla bir demokrasi olmaz. Bu bir sınıf hükümeti olur. Gerçi demokrasi sınıf vakıasını inkâr etmez. Fakat sınıf imtiyazını kati surette reddeder. Ve hiçbir sınıf, zümre veya şahıs hesabına hiçbir tür tekelleşme ve imtiyaz kabul etmez. Gerçi, garb demokrasilerinde çiftçi veya işçi partisi gibi muayyen bir meslek ifade eden partiler vardır. Ve bunlar ekseriyet kazanarak, hükümeti ele almaktadır. Fakat bir kere bu partiler, sırf meslek adamlarına açık ve başkalarına kapalı birer sendika değildir. Partinin ana fikirlerini ve programını benimseyen her vatandaşa açıktır. Sonra bir işçi veya çiftçi partisi memlekete sırf işçi veya çiftçi menfaatleri gözüyle bakmaz. Sadece umumî memleket menfaatlerini, çiftçi veya işçi görüşüyle çekip çevirmeyi hedef alır.

(...) Demokraside, ekseriyet partisi her meslek sanat ve vaziyetten herkese açık ve herkesin serbestçe düşünüp münakaşa ve tenkit edip kabul edeceği bir fikir ve kanaat birliğidir. Bu birlik kuvvetini, meselâ, bir nasyonal sosyalizm, yahut faşizm ve bir bolşevizm gibi, resmî bir otoriteden ve taraftarlarını Cennete, muhaliflerini de Cehenneme yollama politikasından değil, sırf müdafaa ettiği fikirlerin ve programın kuvvetinden alır. İşte bu şartlar altında teşekkül eden bir ekseriyet partisi hükümeti olmak itibariyle demokrasi, bir taraftan sendikalizm gibi meslekî menfaat ekseriyetine dayanan rejimlerden, diğer taraftan da hükümet kuvvetiyle desteklenen tek partili rejimlerden ayrılır. (s. 37)

DEMOKRASİ VE PARTİLER

Gönül ister ki, bir milletin bütün fertleri aynı bir fikir, kanaat ve görüşte birleşmiş olsun. Ve tıpkı yüksek terbiyeli bir aile efradı gibi, karşılıklı sevgi, saygı ve menfaat bağları ile birbirine sımsıkı bağlansın. Fakat heyhat! Bu gönül arzusu ile realiteler arasında aşılması lâzım dağlar ve denizler var. Bugün herhangi bir memlekette, bazı büyük millî meselelerden başka, bütün görüş ve kanaatlerin birleştiği kaç mesele gösterilebilir? Devrimizde duygu ve düşünce konforizmi ancak Afrika ortalarında yaşayan bazı iptidaî kavimlerde kalmıştır. Bugün mahdut bir köy halkının bile köy işlerinde her zaman gösteremediği görüş ve kanaat birliğini, nüfusu milyonları aşan geniş ülkeli modern devlette aramak ve istemek hem hayale kapılmak, hem de terakki ve tekâmül düşmanlığı yapmaktır. 

Hakikatte bir cemiyet, biraz genişleyip medenileşince, menfaatlerde olduğu gibi, görüş ve kanaatler arasında da hayırlı ve faydalı farklılaşma hatta bir tezat doğmakta; medeniyet ve terakki de bu farklılaşmadan ve tezatlar muvazenesinden hız almaktadır. Hazreti Muhammed’in (asm) “ümmetimin” yani bugünkü dilimizde halkın “ihtilâfı geniş rahmettir” yolundaki sözleri bu hakikatin daha veciz bir ifadesidir.

Binaenaleyh, halkın her meselede rey ve kanaat birliği yapması fiiliyatta imkânsız olduğu kadar, terakki ve medeniyet namına arzu edilir bir şey de değildir. Eğer reyler başka tesirler altında verilmez ve resmiyetin emir ve işaretine feda edilmez de serbestçe izhar edilirse, her işte ve meselede rey birliği, emin olunuz ki, bir efsaneden ibarettir.

Okuyucum! Beni bu noktada tekzip için sakın iki Dünya Harbi arası devirde, bazı memleketlerin seçimlerini ve Millet Meclisleri’ni misal olarak göstermeyiniz. Herkes gibi ben de biliyorum ki, bu memleketlerin seçimlerinde senelerce mebuslar ittifakla seçilmiş, meclislerinde karar ve kanunlar “Orman gibi eller” kalkmak suretiyle kabul edilmiştir. Fakat bu hallerin, karikatürleştirilmiş bir demokrasi perdesi arkasında oynanan totaliter dramlar olduğunda şüpheniz mi var? (s. 38)

Bu görüş ve kanaat farklılaşmasında, aynı esaslarda birleşen ve aynı bir istikamette giden görüşler, şuurlu veya şuursuzca, gruplaşacak ve bu suretle memleket halkı muhtelif görüş gruplarına ayrılacak; kimi hürriyetçi, kimi sıkboğazcı, kimi muhafazakâr, bir kanaat grubuna bağlanacaktır. İşte partiler! Bunlar ister kabul ve ister reddediniz, görüş ve kanaat grupları halinde daima mevcuttur. Çünkü parti, aynı bir fikir ve kanaat taşıyan ve onu gerçekleştirmeye karar vermiş olan vatandaşlardan mürekkep teşkilâtlı bir grup yahut cemiyet demektir. 

Oligarşilerce, bir fikir ve kanaat ihtilâli diye ortada ehemmiyet verilmeye değer bir mesele bile yoktur. Bu rejimlerde hükümet partisi kendi bildiği, işine ve menfaatine geldiği gibi hükümet eder. 

Ne yapacağını ve nasıl yapacağını kimseye sormaz bile. Çünkü, yapılacakların en iyisini ve bunu kendisinin en iyi bir surette yaptığına kanidir. (s. 39)

DEVAM EDECEK

Etiketler: Türkiye, demokrasi, devlet, halk
Okunma Sayısı: 846
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı