"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Küçülmüş bir tek dünyada yaşıyoruz

26 Ocak 2024, Cuma
“Milattan önce on bin senesinde binlerce insan dünyası varsa milattan önce iki binde yüzlerce insan dünyası vardı. Sonra gitgide azalıp belki onlara indi. 19. Yüzyılda bile tek değildi. Ancak günümüzde en azından genel itibariyle aynı insan dünyasında yaşıyoruz. Küreselleşmiş, küçülmüş bir tek dünyada yaşıyoruz. Savaşlardan, ekonomik krizlerden, salgınlardan hep birlikte etkileniyoruz.”

GİRİŞ: 

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesiseminerleri devam ediyor. Hukukçu-Araştırmacı İsmail Doğan’ın verdiği son seminerin konusu “Din ve Milliyetçilik” oldu. 

Seminerde tarihten bugüne din ve milliyet ilişkisinin akışı dört ana aşama ya da katman olarak tesbit ve izah edildi. Hukukçu-Araştırmacı İsmail Doğan, birinci aşamada çok dünyalı küreden, küresel tek dünyaya geçişi anlattı. Buna bağlı ikinci katman olarak milli dinlerden evrensel dinlere geçişi ele alarak ardından üçüncü olarak mezhep devletlerden ulus devletlere geçişi ve dördüncü olarak da ilahî evrensel dinlerden seküler ulusçu ideolojilere geçişi ele aldı. Çalışmasını yaparken Kur’an ve Risaleler gibi temel kaynakların yanında Yuval Noah Harari’nin “Sapiens” isimli kitabından, Marmara Üniversitesinde Profesör Kürşad Demirci’nin “Dinler Tarihi” çalışmalarından ve Koç Üniversitesi Hocalarından Prof. Dr. Şener Aktürk’ün “Din ve Milliyetçilik” çalışmalarından faydalandığını ifade etti. Birinci aşama olan çok dünyalı küreden, küresel tek dünyaya geçişle başlayan Doğaan özetle şunları söyledi:

Küresel düşünmeye alışığız

“Çok dünyalı küre derken ne kastediyoruz? Bir soru ile başlamamız gerekiyor. Genel olarak dünya tarihine baktığımızda, insan kültürleri sürekli bir değişim halinde. Tarihi süreçler bir akış halinde. Peki, bu değişim tesadüfen ve rastgele mi? Yoksa uzun vadede belirli bir düzen dâhilinde mi? Başka bir deyişle tarihin bir akış yönü var mıdır?

Dünya tarihçisi Yuval Noah Harari; “Sapiens” adlı kitabında, bu soruyu “evet” olarak cevaplıyor. Harari’ye göre küçük ve basit kültürler, belirli ortak paydalarda birleşerek daha büyük ve karmaşık kültürler oluşturuyor. Her değişim, her tarihi süreç, insan topluluklarını biraz daha birleştiriyor. Uzun vadede tarih hiç durmadan birlik yani birleşme yönünde ilerliyor. Çokluktan birliğe doğru.

Harari’ye göre bu akışı ve ilerlemenin yönünü izleyebilmenin en iyi yolu Dünya gezegeninde herhangi bir anda birlikte var olan insan dünyalarını belirlemek. Bugün bizler dünyayı bir bütün olarak ele almaya, diğer bir ifade ile küresel düşünmeye alışığız. Dünyanın herhangi bir bölgesinde bir virüs çıktığında bir süre sonra kaçınılmaz olarak bize de sıçrıyor. Veya ABD FED Merkez Bankasının faiz arttırması ya da indirmesi Türkiye’deki piyasaları da etkiliyor. Ukrayna’da veya İsrail’de çıkan bir kriz bizi doğrudan etkiliyor. En azından imkânı olan insanlar için dünyanın herhangi bir ülkesinde olmak, bir ülkenin herhangi bir şehrinde olmak gibi. İnsanlar hızla küçülen bir dünyada adeta tek bir medeniyet gibi yaşıyorlar.

Ancak bu durum tarihin büyük bir diliminde böyle değildi. Belki yine aynı kürede yaşıyordu insanlar. Ancak insan toplulukları arasındaki mesafeler o kadar uzaktı ve insan toplulukları birbirlerinden o kadar habersizdi ki sanki her topluluk ayrı bir dünyada yaşıyordu. Yeryüzü de birbirinden çok ayrı insan dünyalarından oluşan bir galaksi gibiydi.

Küçülmüş bir tek dünyada yaşıyoruz

Harari bu noktada Tazmanya adası örneğini veriyor. Avustralya’nın güneyinde Yeni Zelanda’nın kuzey batısında bir ada bu Tazmanya… Jeolojik verilere göre M.Ö. 10.000 yıllarında buzul çağı sona eriyor. Buzulların erimesi ile deniz seviyesi yükseliyor ve Ada Avustralya anakarasından kopuyor. Adada kalan insan topluluğunun diğer insan toplulukları ile bağlantısı kesiliyor ve bir daha kurulmuyor. Tâ ki Avrupalılar 19. Yüzyılda adaya gelene kadar. Yani yaklaşık on iki bin yıl boyunca dış dünyadan hiç kimse Tazmanyalıların orada yaşadığını bilmiyor. Tazmanyalıların da dünyadaki diğer insan toplulukları ile bir bağı yok. Şimdi bu 12 bin yıllık süre dile kolay bir süre. Adada savaşlar oluyor ama mesela Anadolu’da yaşayanların haberi bile yok. Aynı şekilde Anadolu’daki savaşlardan da Tazmanyalıların haberi yok. Hatta o kadar ki Tazmanya dilleri ile mevcut dünya dilleri arasında bir aile bağı bile kurulamıyor. Çin’de çıkan bir virüs Tazmanya’ya hiç gelmiyor. Çünkü neden, Tazmanyalılar tamamen kendilerine ait bir dünyada yaşıyor.

Yine Avrupa, Amerika ve Avusturalya kıtaları tarihte oldukça uzun bir zaman ayrı dünyalardı. Nitekim coğrafi keşiflerden sonra kıtalar eskidünya kıtaları ve yenidünya kıtaları diye ikiye ayrıldı. Çünkü Avrupalılar için Amerika tamamen farklı ve yeni bir dünyaydı.

Peki, öyleyse yer kürede kaç farklı insan dünyası vardı? Bu dünyaların sayısı ne kadardı? Tabi ki bu sorunun net bir cevabı olamaz. Ancak şunu söyleyebiliriz: Milattan önce on bin senesinde binlerce insan dünyası varsa milattan önce iki binde yüzlerce insan dünyası vardı. Sonra gitgide azalıp belki onlara indi. 19. Yüzyılda bile tek değildi. Ancak günümüzde en azından genel itibariyle aynı insan dünyasında yaşıyoruz. Küreselleşmiş, küçülmüş bir tek dünyada yaşıyoruz. İstersek birbirimizden her an haber alabiliyoruz. Savaşlardan, ekonomik krizlerden, salgınlardan hep birlikte etkileniyoruz.”

Her dünyaya ayrı bir Resul gelmesi gerekiyordu

Doğan, ikinci katman olan “milli dinlerden evrensel dinlere” katmanı ile alaklı olarak ise özetle şunlardan bahsetti:

“Dünya tarihine çok dünyalı küreden küresel tek dünyaya akış yönünden baktığımızda, kabaca şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Günümüze doğru yaklaştıkça insan dünyalarının sayısı azalmakta. Günümüzden geriye doğru gittikçe insan dünyalarının sayısı artmakta. Yine bu insan dünyaları yani insan toplulukları, teknolojik ilerleme, kültürel ilerleme ve benzeri açılardan farklı farklı. Birisi yazıyı kullanıyorken diğeri henüz tarım devrimi bile gerçekleştirmemiş olabiliyor. Biri taştan eşyalar kullanırken diğeri demiri işliyor olabiliyor. Yani aralarında sadece fiziki anlamda bir mesafe değil pek çok alanda uzun mesafeler var. Kısaca bu dünyalar kendi kendine yeten kavmî dünyalar. Konuşulan diller de farklı. Tabii ki bütün bu farkların bir sonucu olarak; bu insan dünyaları manevi açıdan, dinî açıdan, vahye muhatap alınma seviyesi açısından da tamamen farklı farklı aşamalardalar. Bu nedenle de bir tek Resulün bu ayrı dünyalara aynı anda hitap edebilmesi mümkün değil. Her dünyaya ayrı bir Resul gelmesi gerekiyor.

Konuyla ilgili Kur’andaki ayetlere baktığımızda da bunu görüyoruz:

Nahl Suresi 36. Ayette “Her insan topluluğuna/ümmete bir Resul gönderdik” deniyor. İbrahim Suresi 4. Ayette de, “Her Resulu kendi kavminin diliyle gönderdik” deniyor.

Yine kavmî dinler açısından çok önemli bir ayet de İbrahim Suresi 5. ayet. “Biz Hz. Musa’yı ayetlerimizle gönderdik ki kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkartsın.” Dikkat edilirse Hz. Musa’nın misyonu kavmini kurtarmak. Hz. Musa’ya inen vahyin amacı “bütün insanları” değil onun kavmini aydınlatmak.

Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Hud ve diğer peygamberlerle ilgili ayetlerde şu kelimeler sık tekrarlanıyor: “Dedi ki Ey Kavmim”, “Kavmine dedi.”

“Semûd kavmine de kardeşleri Hz. Salih’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim!”

“Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! (Araf Suresi)”

“Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik).”

“O dedi ki: Ey kavmim! Onlara Nuh’un haberini oku.”

“Hani o kavmine demişti ki: Ey kavmim! (Yunus Suresi)”

“And olsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! (Mu’minûn Suresi)”

“Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! Demişti.”

Bu örneklerden şu sonuçları çıkarmak mümkün. Her kavme Resul gönderiliyor. Her Resul kendi kavminin lisanı ile konuşuyor. Bunun tabii bir sonucu olarak her kavme vahiy o kavmin lisanı ile iniyor. Vahiy ile hitap edilen kitle arasındaki ilişki kavim üzerinden kuruluyor. Resullere biçilen misyon da kavmî bir misyon. Kavmini aydınlatmak, uyarmak.

Bu sonuçlardan hareketle şunu söylemek mümkün: Geçmiş dönemlerde dinler kavmî idi. Farklı kelimelerle ifade edersek yerel, milli veya ulusaldı. Mesela Şintoizm o dönemlerden kalan milli bir din. Japonların yerli ve milli dini. Hinduizm milli bir din. Hinduların dini. Konfüçyüsçülük, Çin’in milli dini. Zerdüştîlik, Parsîlik, Perslerin milli dini. Tengricilik veya Tengrizm Türklerin dini. Yahudilik, Yahudilerin milli dini.

Milli dinlerde, milli olmanın bir sonucu olarak misyonerlik yaygın değildir. Farklı kavimleri kendi dinlerine davet etmek için özel bir çaba harcamazlar. Mesela biz Hz. İsa’nın havarilerini duyarız. Ancak Hz. Musa’nın havarilerini bilmeyiz. Çünkü burada kavmin dinini benimsemek kavmin mensubu olmak gibi.

Tam bu noktada geçmiş dönemdeki hatalı evren modelini de hatırlamak gerekir. Antik dünyada evren modeli Dünya merkezliydi. Merkezde Dünya var. Güneş dünyanın etrafında dönüyor. Diğer gezegenler de dünyanın etrafında dönüyor. Konumuza uyarlarsak, kavim merkezde. Onların tanrısını Güneş gibi düşünelim. Tanrı da kavmi seçmiş. Diğer gezegenler de diğer kavimler. Onlar da bu seçilmiş kavme hizmet için yaratılmışlar. Yani bir anlamda seçilmiş kavmin etrafında dönüyor diğer kavimler.

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 1274
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı