"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kuvvet var, kullanmak yok”

30 Mart 2019, Cumartesi
Bediüzzaman gibi müşfik bir insana gösterilen kötü muamele ve yapılan zulüm karşısında tehevvüre kapılarak ‘artık yeter’ deyip harekete geçmek isteyen talebelerini mânevî kuvvetin varlığını ifade eden mezkûr cümleyi söyleyerek biraz teskin etti.

***

DİZİ-8-İslâm Yaşar

***

Bediüzzaman gibi müşfik bir insana gösterilen kötü muamele ve yapılan zulüm karşısında tehevvüre kapılarak ‘artık yeter’ deyip harekete geçmek isteyen talebelerini ve aralarında yüksek rütbeli subayların da bulunduğu dostlarını, mânevî kuvvetin varlığını ifade eden mezkûr cümleyi söyleyerek biraz teskin etti.

Bu şekildeki dolaylı yollarla onu tahrik edemeyen mütegalibeler, sarığını çıkartmak istediler. Bediüzzaman mukabele edince karakola götürüp saatlerce ayakta beklettiler. Mahkemeye sevk ettiklerinde orada da dört saat ayakta bekletildi. Mahkûm edecekleri bir suç unsuru bulamadıkları hâlde Afyon Hapishanesi’ne sevk ettiler.

Bediüzzaman Said Nursî, 17 Ocak 1948 tarihinde on beş talebesiyle birlikte Afyon’a getirildiğinde, şehirde ancak yüz senede bir görülen çok soğuk kış şartları yaşanıyordu. Buna rağmen savcı ve hapishane müdürü onu hapishanenin uzun zamandır kullanılmayan geniş koğuşlarından birine yerleştirdi. Başka şehirlerden getirilen elliden fazla talebesini de diğer koğuşlara dağıttı.

SOBA KURDURMADILAR

Nur Talebelerinin ısrarlı müracaatlarına rağmen o koğuşa soba kurulmasına, mangal yakılmasına veya dışarıdan battaniye getirilmesine müsaade etmeyen hapishane yönetimi, onun orada bir kez daha zehirlenmesine göz yumdu. Maksatları Bediüzzaman’ın soğuktan donarak veya verilen zehirin tesiriyle ölmesini sağlamaktı.

İnayet-i Rabbaniye ve Hıfz-ı İlâhî imdadına yetişti ve dövülmeyi, falakaya yatırılması, zindana atılmayı göze alarak, defalarca öyle ağır işkencelere maruz kalmak pahasına Üstadlarının koğuşuna giden bazı talebelerinin ısrarlı müracaatları üzerine Bediüzzaman, adi suçluların tutulduğu kalabalık Beşinci Koğuş’a nakledildi.

BEŞİNCİ KOĞUŞ

Onlar, Bediüzzaman’ın kalabalık içinde bulunmaktan çok sıkıldığını bildiklerinden onu hapishanenin en kalabalık koğuşuna vermişlerdi. İnsan kıymeti bilmediğini zannettikleri adi suçluların ona saygısızlık edeceklerini, gürültüleri, patırtıları yüzünden oraya geldiğine pişman olacağını düşünmüşlerdi.

 Fakat hiç de istedikleri gibi olmadı. Ekseriyeti gençlerden meydana gelen Beşinci Koğuş mahpusları, Said Nursî’yi saygı ve hürmetle karşıladı. Kendilerinin hâl ve hareketlerinden onun rahatsız olmaması için koğuşun bir köşesini battaniyelerle çevirip ona hususî bir odacık yaptılar, kendilerine de biraz çekidüzen verdiler.

“Nur Şakirtleri her koğuşta hem kendileri hesabına hem senin bedelime tam Nur derslerine çalışıyorlar. Fakat bu Beşinci Koğuş bir nevi tecrithâne olmasından tazeleniyor, değişiyor. Nur dersine daha ziyade muhtaçtır. Hem Rus’un dehşetli bir inkârla ve Allah’ı tanımamakla hücumunu yazan gazetelerin yazılarını okuyan gençler ve ihtiyarlar, elbette iman-ı Billâhtaki mevcudiyet ve vahdaniyet-i İlâhiyeye dair gayet kat’i ve kuvvetli derslere pek ziyade ihtiyaçları var.”

Elhüccetü’z- Zehra Risâlesi’nin telifi

Bir gün o küçük odacıkta sabah namazını kıldıktan sonra tesbihat yaparken bu hakikatleri düşünen Said Nursî, onların gösterdikleri samimî saygı ve hürmete, o tesbihattaki mübarek kelimelerin mânâlarını muhtevî dersler vererek mukabele etti. Böylece hem gençlerin ekseriyeti imanını kurtardı, hem de Afyon Hapishânesi’nin meyvesi olan Elhüccetü’z- Zehra Risâlesi telif edildi.

Afyon Hapishânesi’nde de buna benzer pek çok su-i kasta, kötü muameleye, zulme, işkenceye maruz kalan Bediüzzaman, orada yapılan hizmetlerin hatırına hepsine tahammül etti. Yaşadığı hayatî tehlikelerin ekseriyetine tek başına mukavemet etti. Allah’ın himayesine, Kur’ân’ın sıyanetine sığındı ve inayet-i İlâhiyenin tecellisi neticesinde kurtuldu.

Diğer mahkemelerde talebelerini ekseriyetle kendisi müdafaa ederken, Afyon Mahkemesi’nde, talebelerinin müdafaalarını kendilerinin hazırlamalarını istedi. Maksadı onların sadece kendilerini mi, yoksa münhasıran dâvâlarını mı müdafaa edeceklerini anlamak ve Nur cemaatini ona göre şekillendirmekti.

TALEBELERİNİN MÜDAFAALARINI TAKDİR ETTİ

Fasılalar hâlinde günlerce devam eden muhakemeler sırasında başta Tahirî, Hüsrev, Sungur, Mehmed Feyzi, Ceylan, Mustafa Osman, Mustafa Acet, Hıfzı Bayram, Halil Çalışkan, Mustafa Gül, İbrahim Fakazlı, Ahmed Feyzi olmak üzere bütün talebelerinin yaptıkları müdafaaları dikkatle dinledi ve hepsini takdir etti.

“Gençlik, iman ve İslâmiyet ihtiyacıyla yanan rûhlarını Kur’ân tefsiri Risâle-i Nur’un füyuzât ve envarıyla doldurmaya başlamıştır. Böylelikle hakikî bir imana sahip olan gençliğimiz dinsizliğe, komünistliğe karşı mücadele edip vatanlarını İslâm düşmanlarına asla sattırmayacaklardır. Bunun için eğer komünistler mürekkep ve kâğıdı yok etme imkânını da bulsalar, benim gibi bir çok gençler ve büyükler fedai olup, hakikat hazinesi olan Risâle-i Nur’un neşri için mümkün olsa derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapacağız.” (Emirdağ s: 860)

Zübeyir, yalnız kendisi adına veya hapishanedeki kardeşleri namına değil, kıyamete kadar gelecek bütün Nur Talebeleri hesabına konuşurcasına yaptığı müdafaada bu ifadeleri kullanınca, şahıslarından ziyade dâvâlarını müdafaa eden talebelerinin, artık Nur Şakirtlerinin Şahs-ı Mânevisini teşekkül ettirecek olgunluğa ulaştıklarını anladı. Hepsini takdir, tebrik etmek istercesine âdetâ geleceğe seslendi.

“Evet, evet, evet; binler defa evet!..”

DEVAM EDECEK

Okunma Sayısı: 2770
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı