"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musîbetler duâ ve ibadet vakitleridir

06 Haziran 2020, Cumartesi 00:53
Musîbetler ve bazı sıkıntılı haller ibadet zamanıdır. Bu ibadetlerin en başında da duâ vardır. Bediüzzaman Hz. de böylesi durumlarda evrad ve ezkârı dilinden hiç eksik etmemiştir.

Risale-i Nur’da Evrad, Ezkâr ve Münâcât (6)
DİZİ: ALİ DEMİR - MUSTAFA USTA

Ma’kıl bin Yesâr (ra) der ki: Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

“Kim sabah kalktığında (namazdan sonra) üç defa ‘Eûzü billâhi’s-Semî’ıl-Alîmi mineşşeytânirracîm” der ve Haşir Sûresi’nin sonundan üç âyet okursa, Allah o kimseye, o gün akşama kadar duâ ve istiğfâr etsinler diye yetmiş bin melek vazîfelendirir, o gün ölürse şehîd olarak ölür. Kim geceye girerken okursa aynı dereceye ulaşır.” (Taç, 4/44)

Bu kadar yüksek sevapları olan bu namaz tesbihatı, âcz, fakr, şefkat ve tefekkür tariki üzerine giden Risale-i Nur meslek ve meşrebinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bediüzzaman Hz. şu kısa tarîkın evrâdının, ittibâ-ı sünnet, ferâizi işlemek, kebâiri terk etmek olarak ifade ettikten sonra namazı tâdil-i erkân ile kılmayı ve de namazın arkasındaki tesbihâtı yapmayı bilhassa diyerek ayrıca vurgular. (Bkz. Sözler, s. 539)

Bu yüzden bizler âcz ve fakr içerisinde namazlarımızı kılıp, ardından da serzakiri Resul-i Ekrem (asm) olan geniş bir zikir halkasının içerisinde başta Risale-i Nur Talebeleri olmak üzere bütün âlem-i İslâm ile omuz omuza, diz dize hayaliyle, niyetiyle ve tasavvuruyla, âcz ve fakr içerisinde şefkat ve tefekkürle tesbihatlarımızı yapmalıyız.

2.5. Celcelutiye Kasidesi

Hz. Peygamber’e (asm) gelen vahiy iki türdür:

1. Vahy-i Mahz: Doğrudan doğruya Allah (cc) tarafından Cebrail aracılığıyla Hz. Peygamber’e (asm) gönderilen vahiydir. Resul-ü Ekrem (asm) vahiy geldiği an hıfzeder ve bu vahyi olduğu gibi aktarır. Bu vahiy Kur’ân-ı Kerîm’dir. Okunması ile ibadet edilir, namazlarda okunması farzdır. Burada verilen emirlere uymak farzdır. O Kur’ân ki; Allah’ın (cc) kelâmı ve fermanıdır, bir hutbe-i ezeliyedir.

2. Vahy-i Gayr-i Metluv: Okunması ile ibadet edilmeyen ve vahy dili ile okunması şart olmayan ve ferman sayılmayan vahiyleridir. 

Bu da ikiye ayrılır:

a) Hadis-i Kudsîdir: Peygamberimizin (asm) “Kalellahu Teâla” yani “Allah buyurdu ki!” diye rivayet ettiği hadislerdir. Bu hadislerin manası Mütekellim-i Hakiki’dendir, ancak lâfızları Peygamberimize (asm) aittir. Bu hadisler kıraat edilmez ve okunarak ibadet edilmez. Ancak ilim olarak mütalâa ve müzakere edilir, sevabı da ilim sevabı olur.

b) İlham-ı Peygamber: Bu da Peygamberimizin (asm) diğer sözlerini ve hadislerinin tamamını içine alır. Zira Peygamberimiz (asm) Kur’ân-ı Kerîm’in açık ifadesi ile “Hevasından konuşmaz. Onun sözleri vahiy eseridir.” (Necm Sûresi, 53: 3-4) Bu sebeple dine ait sözlerinde asla yanlış olmaz. Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de emrettiği namaz, oruç ve haccın nasıl yapılacağı ile ilgili ve uygulamaya yönelik Peygamberimize (asm) ait bütün sözler bu nevi vahiydir.

Celcelûtiye de Resûl-i Ekrem Efendimiz aleyhissalâtüvesselâma Hazret-i Cebrâil (as) tarafından indirilen, içinde İsm-i Âzam’ı taşıyan vahy-i gayr-i metluvun içinde değerlendirebileceğimiz bir duâ mecmuasıdır. Celcelûtiye, Süryânîce “Bedî” anlamına gelir. Bu mecmua Hazret-i Ali (ra) tarafından baştan nihayete kadar bir nevi hesab-ı ebcedî ve cifir ile kaside nazım şekliyle telif edilmiştir. Bu eser esrarlıdır ve gelecek zamana bakar ve gaybî umûr-u istikbaliyeden haber verir. (Bkz. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 106, Mektubat, s. 546)

“Allah’ın en büyük ismi olan İsm-i Âzam bu duânın içerisinde gizlenmiş olduğundan, bu duâyı okuyarak Allah’a sığınan kimsenin, dünya ve ahiret işlerinde çok kolaylıklar ve bereketler göreceği müjdelenmiştir.”

3. Evrad ve Ezkârı Hangi Niyetle, Nasıl Okumalı?

Risale-i Nur’un meslek ve meşrebinde önemli bir yeri olduğunu tesbit ettiğimiz evrad ve ezkârın okunma niyeti ve şekli de bir o kadar önemlidir. Öncelikle evrâd okumak için uygun zamanlar seçilmeli, maddî-mânevî temizlik yapıldıktan sonra kıbleye yönelerek huşu içerisinde okunmalıdır. Okunan metinlerin mânasına nüfuz ederek tefekkür edilmelidir. 

Evradın açıktan okunup okunamayacağına ilişkin ise Bediüzzaman Hz. bir mektubunda şunları söyler: 

“Aziz kardeşlerim, 

Bu gece evrad ile meşgul olurken nöbetçiler ve başkalar işitiyorlardı. Kalbime geldi ki: ‘Acaba bu izhar, sevabını noksan etmiyor mu?’ diye telâş ettim. Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazâlî’nin meşhur bir sözü hatıra geldi. O demiş: ‘Bazan izhar, çok defa ihfâdan daha ziyade efdal olur.’ Yani âşikâre yapmakta başkalar, ya istifade veya taklit etmek veya gafletten uyanmak veya dalâlette ve sefahette muannid ise, karşısında şeâir-i İslâmiye nev’inde izhar etmek, izzet-i diniyeyi göstermek gibi çok cihetle, hususan bu zamanda ve ihlâs dersini tam alanlarda değil riya, belki gizliden tasannu karışmamak şartıyla çok ziyade sevaplı olabilir diye bir teselli buldum.” (Şuâlar, s. 482)

Ayrıca okurken evrâd metinlerinin dinî-dünyevî işlerde çok faydalı ve etkili olacağına inanılmalıdır ki bu tecrübeyle de sabittir. 

Ancak bu hususta önemli bir nokta vardır ki o da şudur:

“Nasıl ki gurub, mağrib namazının vaktidir. Ay ve Güneş’in tutulmaları da, salâtü’l-küsuf ve’l-husuf denilen iki ibâdât-ı mahsusanın vaktidir. Yoksa gaye değil ki, namaz kılmakla, ta Güneş ve Kamer açılsınlar. Çünkü Güneş ve Kamer’in açılmaları zamanı muayyendir. Fâtır-ı Zülcelâl, bu iki âyât-ı azîmin nikabı zamanında, yani perdelendikleri zamanda ibâdını ibadete dâvet eder. Onun gibi, yağmursuzluk da, yağmur namazının vaktidir; yağmurun gelmesinin gayesi değil. Yağmursuzluk devam ettikçe, ol veçhile Allah’a ibadet devam eder. Yağmur geldiği vakit, vakti kaza olur. Onun gibi, zâlimlerin tasallutu ve beliyelerin (belâ ve musîbetlerin) nüzulü zamanları, bazı ed’ıye-i mahsusanın (özel duâların) evkatıdır (vakitleridir). Belki de o beliyeler, o duâları söylettirmek içindir.

Yoksa o duâlar, sırf o beliyelerin def’i için değildir. Belki, bir nev’i ubudiyet olan o duâlar, o beliyyelerin devamı müddetince devam ederler. Eğer duâların berekâtıyla beliyeler def’ ve ref’ olunsalar, nurun alâ nur. Şayet ref’ olunmazlarsa, denilemez ki, ‘Duâ kabul olunmadı.’ Belki, ‘Duânın vakti bitmedi’ denilir.” (Nurun İlk Kapısı, s. 48 ) “Ubudiyet, emr-i İlâhîye ve rıza-yı İlâhîye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i İlâhî ve neticesi rıza-yı Hak’tır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik (teşvik edici) ve müreccih (tercih edici) hükmüne geçerler.

Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faydası bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî’yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşenü’l-Kebîr’i, o faydaların bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar, o evradların illeti olamaz ve ondan onlar kasten ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki, böyle hâsiyetli evrâdı okumak için, zayıf insanlar bir müşevvik (teşvik edici) ve müreccihe (tercih ettirene) muhtaçtırlar. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o evrâdı sırf rıza-yı İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür.” (Lem’alar, s. 228)

“Evet, dünyaya ait harika neticeler, bazı evrad-ı mühimme gibi, Risale-i Nur’a çokça terettüp ediyor. Fakat onlar istenilmez, belki veriliyor; illet olamaz, bir fâide olabilir. Eğer istemekle olsa, illet olur, ihlâsı kırar, o ibadeti kısmen iptal eder.” (Kastamonu Lâhikası, s. 273)

Hem Bediüzzaman Hz.nin hem de Risale-i Nur Talebelerinin hayatları daha önce de ifade ettiğimiz gibi oldukça meşakkatli ve sıkıntılı geçmiştir. Kendi hususî dünyalarının haricinde bir de âlem-i İslâm ile alâkadar olmaları cihetiyle bu sıkıntı birden ona çıkmıştır. 

İşte böylesi zamanlarda Bediüzzaman ve Risale-i Nur Talebeleri gündüzleri Risale-i Nur ile meşgul olmuşlar bilhassa geceleri de evrad ve ezkâr ile iştigal etmişlerdir. Bu sıkıntılı zamanları bir nevi ibadetle geçirmişlerdir. 

Celcelûtiye, Sekîne, Cevşen, Evrad-ı Kudsiye gibi eserlerin Risale-i Nur ile alâkadar olmaları cihetiyle böylesi sıkıntılı zamanlarda Bediüzzaman Hz. bu evradların çokça faidelerini görmüştür. 

Münafık düşmanları Üstad Hz.ni defaatle zehirleyerek öldürmek istediklerinde Cevşen ve Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibend ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtarmışlardır. (Bkz. Emirdağ Lahikası, s.170, Emirdağ Lahikası, s.178) 

Tarihçe-i Hayat’ta bu durum şöyle ifade edilmiştir: “Zehirin tesiri çok azîm olduğu halde, kendisi: ‘Cevşenü’l-Kebir gibi evrad-ı kudsiyelerin feyziyle ölümden muhafaza olunuyorum. Fakat hastalık, ıztırap çok şiddetlidir’ derdi. (Tarihçe-i Hayat- s. 474) 

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi musîbetler ve bazı sıkıntılı haller ibadet zamanıdır. Bu ibadetlerin en başında da duâ vardır. Bediüzzaman Hz. de böylesi durumlarda evrad ve ezkârı dilinden hiç eksik etmemiştir. Meselâ motorlu kayık içinde Eğirdir’den Barla’ya giderken denizin dehşetli, emsalsiz fırtınası karşısında daha fırtına ve yağmur başlamadan evvel hiss-i kablelvuku ile hazine-i rahmete bir anahtar olacak dehşetli ve heyecanlı bir musîbet hissettiğinden, mütemadiyen Cevşen’i ve Şâh-ı Nakşibend’in virdini okumuşlardır. (Emirdağ Lâhikası –s. 528)

Hizbü’l-Nuriye’nin imânî ve tefekkürî ara sıra okunacak bir vird-i azam olduğunu, on günde bir def’a okunsa, imana büyük inkişaf ve kuvvet vereceğini ifade eden (Zülkifar, s. 472) Bediüzzaman Hz. usandığı veya sıkıldığı zamanlarda ise Hülâsatü’l- Hülâsa’yı okumuşlardır. Bu eseri yirmi dört saatte bir defa ya sabah namazının tesbihatında veya başka vakitte en ziyade usandığı ve sıkıntı zamanında okuduğunu söyleyen Üstad Hazretleri bu evradın ulvî bir inşirah verdiğini, usancı da izale ettiğini söylemiştir. (Bkz. Emirdağ Lahikası, s.124)  

Buradan da yola çıkarak Risale-i Nurlar’la beraber, evrâd, ezkâr ve tesbihatlardaki müdavemeti sağlamak hizmet-i Kur’âniye’deki atalet, tevakkuf ve fütura sebep olan unsurların berteraf edilmesini sağlayacaktır.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 3847
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı