"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükrü bırakma

20 Aralık 2020, Pazar
Hastalık, hayatının tadını acılaştırdı. Bunu kabul ediyoruz. Ama dayanılmaz acılar değil bunlar. Belki zor olmakla birlikte, dayanılır ve sabredilebilir cinsten acılar. Şükrü bırakma! DİZİ: MANEVİ DEĞERLERİMİZLE KOVİD-19 TERAPİSİ - 14 HAZIRLAYAN: SÜLEYMAN KÖSMENE

MANEVİ DEĞERLERİMİZLE KOVİD-19 TERAPİSİ - 14

 

Bu yeni başlangıç seni Allah’ın rızasına kadar –inşallah- yükseltecek. Bu hastalık dolayısıyla kabir hayatın güzel geçecek. Kıyamet günü yeniden hayata döndüğünde bu hastalıktan eser kalmayacak. Mahşere vardığında yüzün ak olacak. Mahşerde -inşallah- mağfirete ve Resulullah’ın (asm) şefaatine mazhar olacaksın. Sıratı –inşallah- ateşe dokunmadan ve hızla geçeceksin. Hızla ve ebedî olarak, bir daha çıkmamacasına, bir daha hasta olmamacasına, bir daha yaşlanmamacasına, bir daha şer ve musîbet görmemecesine, bir daha ölmemecesine –inşallah- Cennet’e gireceksin! 

Allah’ın emsalsiz cemaline ve rüyetine mazhar olacaksın!

Dostum; bu kadar emsalsiz nimete, yüksek değere ve ulaşılmaz derecelere sendeki hastalık inşallah seni ulaştıracak! Bu hastalıktan şikâyet etme, Allah’a gücenme! Tedavine baktırmakla beraber; bu hastalığı verdiği için Yüce Allah’a şükret!  

Bununla beraber, sana afiyet uzakta değil. Yakında –inşallah- şifa bulacaksın ve iyileşeceksin. “Sâni-i Hakîmin ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşallah çabuk vazifesini bitirir, gider. Ve âfiyete der ki: “Sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör. Bu hane senindir, âfiyetle kal.” 118

“Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan âmâlara bak, Allah’a şükret.” 119

Bediüzzaman Said Nursî 

Mevlâ Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler! 

Hastalık, hayatının tadını acılaştırdı. Bunu kabul ediyoruz. Ama dayanılmaz acılar değil bunlar; öyle değil mi? Belki zor olmakla birlikte, dayanılır ve sabredilebilir cinsten acılar… 

Halinden şikâyet etme sakın! Şükrü bırakma! 

Çünkü eğri oturalım, doğru konuşalım: Şikâyet bir haktan gelir. Bu hastalıkla senin bir hakkın elinden alınmadı. Bilâkis senin üstünde Allah’ın hakkı olan çok şükürler var idi ve sen o şükürleri yapmamıştın. Kadir Mevlâ’nın hakkını vermemiştin. Şimdi haksız bir şekilde hak istiyorsun. 

Sen sıhhati iyi olanlara bakma! Onlar da nice hastalık gördüler, geçirdiler. Bu hastalık hiç kimseyi bir ömür rahat döşeğinde bırakmaz; merak etme! Herkese uğradığı zamanlar vardır. Sana bu gün uğradı. Senin baktığın insanlara başka zamanlarda uğramıştır ya da uğrayacaktır. 

Sen sıhhat bakımından senden aşağı olanlara bak! Daha beter olanlara bak! “Beterin beteri var” de! Allah onlara da şükür nasip etsin diye duâ et. Senin durumunun onlardan çok daha iyi olduğunu gör!  “Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan âmâlara bak, Allah’a şükret.” 120

Bediüzzaman’ın bir misali vardır. Şöyle ki:

“Bir zat, bir biçareyi bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnettarlık istediği halde, o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahut hiçe sayıp, şükretmeyerek, yukarıya bakar. “Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım! Niçin o dağ gibi veyahut öteki minare gibi çok yüksek değil?” deyip şekvâya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır. 

Öyle de, bir insan hiçlikten vücuda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, Müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp yüksek bir derece-i nimet kazandığı halde, bazı arızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı nimetlere lâyık olmadığı veya sû-i ihtiyarıyla veya sû-i istimaliyle elinden kaçırdığı veyahut eli yetişmediği için şekvâ etmek, sabırsızlık göstermek, “Aman, ne yaptım böyle başıma geldi?” diye rububiyet-i İlâhiyeyi tenkit etmek gibi bir hâlet, maddî hastalıktan daha musîbetli, mânevî bir hastalıktır. Kırılmış elle döğüşmek gibi, şikâyetiyle hastalığını ziyadeleştirir.” 121

Akıllı kişi, musîbet ve hastalık geldiğinde hiç endişe etmeden ve hiç kaygı duymadan, “Zaten biz Allah için varız ve Allah’a dönüyoruz. Bu musîbeti Allah takdir etti. Allah neyi nasıl dilerse, o öyle güzeldir. Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler!” der, sabreder. Hastalık da vazifesini bitirir, gider.  

“Allah şöyle buyuruyor: “Bir sevdiğinin canını aldığım zaman, mü’min kulum sabrederek mükâfatını beklerse, karşılığı ancak Cennettir.”   

Hazret-i Muhammed (asm)

Her Saniyenizi Uhrevî Yatırıma Çevirin! 

Bulaşıcı olduğu için insanların uzak durduğu bir hastalığa yakalanınca… Hasta olarak ulaşılmaz olunca… Hastalık bizi yalnızlığa ve hicrana atabilir. Eskisi gibi lâtife yapanımız olmaz. Zaman geçmez. Canımız sıkılır. Oturmaktan ve yatmaktan yoruluruz. Bu süreç, bize dostlarımızın kıymetini anlamamız için birebir iyi gelir. Hani onları kırıyorduk ya… Hani her gün kavga dövüş eksik olmuyordu ya…  Meğer onlar ne tatlı şeylermiş! Onları özledik. Bizi kızdırmalarını özledik. İnatlarını ve dediğim dediklerini özledik. Bencilliklerini özledik.  

Nasrettin Hoca’ya bir gün bir adam gelmiş ve karısıyla geçinemediğini, karısının çenesinin hiç durmadığını, kendisinin de çok kötü cevap verdiğini, bunun böyle gitmeyeceğini, karısını boşamak istediğini söylemiş. Nasrettin Hoca durmuş, düşünmüş ve en sonunda, “Sen bilirsin ağam! Zaten bir aylık ömrün kalmış!” demiş. 

Adam çok şaşırmış. Böyle bir cevap beklemiyormuş.

“Peki, hocam Allah razı olsun!” demiş ve evinin yolunu tutmuş. 

Seccadesini sermiş ve kendisini gece gündüz ibadete vermiş.   

Karısı bir süre bu duruma alışamamış. Kendi kendine söylenmiş. Ama cevap veren olmayınca, o da söylenmekten vazgeçmiş. Derken kocasına çatmayı bırakmış. 

Ortalığın sessizliğe bürünmesi adamın da hoşuna gitmiş. Ölüm günü yaklaştıkça da etrafını hiç gözü görmez olmuş. Daha fazla namaza ve duâya sarılmış. 

Karısı kendi kendine:

“Adama bişey oldu! Başına kiremit mi düştü ne?” diyormuş, başka lâf etmiyormuş.

Ölüm günü gelip çatmış. Adam o gün ölmeyi beklemiş. Ama ölmemiş. 

Bir gün, iki gün derken, bir hafta geçmiş. Adam ölmeyince hocanın yolunu tutmuş.

“Hocam hani ölecektim! Ben ölmedim!” demiş.  

Hoca: “Ben sana, bir aylık ömrü kalmış gibi ol demek istemiştim. Karını boşayacak mısın?” demiş.  

Adam: “Hayır, hocam problem çözüldü. Ben cevap vermeyince o da sustu.” demiş.  

Şimdi kendinize bakın. Daha önce kızdığınız, öfke duyduğunuz, cevap vermeden edemediğiniz hiçbir kimse etrafınızda kalmadı. Demek siz de iyi yoldasınız. 

Bu hastalık size en azından sevdiklerinizin hoşunuza gitmeyen sözlerine ve hallerine kızmamayı öğretti ise demek ki değdi! Sizin için önemli bir kazanım! 

Peki, öyleyse yalnızlığın nimetlerinden yararlanmayı niye düşünmüyoruz? Neden bu konuyu hicran konusu haline getiriyoruz? Kabirde yalnız değil miyiz? Mahşerde yalnız değil miyiz? Cennette inşallah yalnız olmayacağız; kabul! Ama Cennete ulaşıncaya kadar yalnız geçireceğimiz yerler olacak. Bu küçük yalnızlığımızı o yerlere hazırlanmak için kullanabiliriz. Aslında eşsiz bir fırsat! Krizi fırsata çevirmenin tam sırası…

Ne mi yapalım? 

Okuma yazmamız var değil mi? Şimdiye kadar bir fırsat olsaydı şu kitapların hepsini okurdum dediğimiz kitaplar yok mu? İşe oradan başlayalım. İşte size altın fırsat! Onları tozlu raftan indirtin ve getirtin. Sevdikleriniz size bunu yapar. Kendinizi dinlemekten ve hastalığınızı merak etmekten çokça iyidir. Bu kitapların ahirete imanınızı geliştiren ve imanınızı arttıran konular ihtiva etmesi ayrıca güzeldir. Hastalığı nimete çevirmenin, hastalığı güzelleştirmenin, hastalığı sevmenin en güzel yoludur. Bol, bol okuyun!

Okudukça zihniniz açılacak, okudukça beyniniz kendini geliştirecek, okudukça dünyanız değişecek ve okudukça hasta olduğunuza şükredeceksiniz. 

Arta zaman mı kaldı? Tamam. Ona da iş var. Şimdiye kadar ezberleme fırsatı bulamadığımız namaz duâlarını, namaz sûrelerini, onları biliyorsanız Kur’ân’ın bazı sûrelerini ezberlemek tam size göre bir iş! Hem sizi Yüce Yaratıcı’ya doğrudan muhatap kılar! Hem de her saniyenizi harika bir uhrevî yatırıma çevirir. 

“Ey âh ü fîzâr eden hasta! Bu nuranî kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar.”

Bediüzzaman Said Nursî

Evliyalara Katılmak İstemez misin?  

Bu hastalık sana hayır getirdi. İyi yoldasın, üzülme. En azından şehitlik yoluna girdin. 

Öleceğim diye korkma bir kere. Ölürsen, -inşallah- şehitsin. Şehitliği ayağına getiren bu hastalıktan dolayı sakın kimseye darılma! 

Ölmezsen inşallah iyileşirsin ve ibadet hayatın daha bir düzene girer artık. 

Ama her iki halde de kazanan sen olacaksın! Kaybetmek yok! 

 İster yazı, ister tura! İkisi de sana kazandıracak! 

Hastalık güzel bir şey olmasaydı, Kadir Mevlâ en sevdiği kullarına, Peygamberlerine, evliyalarına, nice güzel insana hastalıkları verir miydi? 

Şu peygamber sözüne bir bakar mısın: “İnsanların en çok belâ çekeni peygamberler, sonra evliyalar, sonra da derece derece diğer insanlardır.” 122  

 Eyyüp Aleyhisselâm başta olmak üzere peygamberler, evliyalar, sonra diğer kâmil insanlar çektikleri belâ ve hastalıklara birer Rahmanî hediye, birer halis ibadet nazarıyla bakmışlar. Sabır içinde şükretmişler. Yüce Yaratıcı’nın bizi acıyarak günahlarımızı dökmek için yaptığı cerrahî ameliyat nevinden görmüşler.  

“Sen, ey âh ü fîzâr eden hasta! Bu nuranî kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekvâ etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar.” 123

Hastalık sana velâyet kapısını açacak. Seni evliyalar sınıfına alacak. Kalbinden dünya aşkını söküp atacak. Üzülüp merak etme. Bu kapıdan gir! Hastalığın verdiği yalnızlık ile, ebedî hayata yalnız adım atacağını düşün. 

Sana Allah’ın dostluğunu kazandıran hastalığı sev! 

Dipnotlar:

116- Bakara Sûresi: 156.

117- Lem’alar, s. 340.

118- Lem’alar, s. 341

119- Lem’alar, s. 339

120- Lem’alar, s. 339

121- Lem’alar, s. 339

122- el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1:519, no: 1056; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:343; Buharî, Merdâ: 3; Tirmizî, Zühd: 57; İbni Mâce, Fiten: 23; Dârimî, Rikâk: 67; Müsned, 1:172, 174, 180, 185, 6:369

123- Lem’alar, s. 336

Okunma Sayısı: 4568
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı