"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tek adam rejimi ülkeyi çökertiyor

27 Mart 2024, Çarşamba 01:52
TÜRKİYE’DE SİSTEMATİK BİR ÇÖKÜŞ YAŞANIYOR. AKP 17-25 ARALIK’TA SUÇÜSTÜ YAKALANDIĞI ANDAN İTİBAREN ÜLKEYİ DEMOKRASİ VE HUKUKTAN KOPARDI.

BAŞKENT SOHBETLERİ - 1
CEVHER İLHAN - MEHMET KARA - MUHAMMET ÖRTLEK

YOLSUZLUKLAR SİSTEMATİK HALDE

“Bir kişinin yargıyı da, yürütmeyi de, yasamayı da kontrol ettiği bir mekanizmayı dayattılar. O gün bu gündür Türkiye işsizlikte, enflasyonda, faiz oranlarında çift haneli oranları yaşıyor. Türkiye’de yolsuzluklar sistematik hale gelmiştir. Bir taraftan vatandaşa ‘Sabredin’ diyeceksiniz, diğer taraftan böylesine bir ekonomik zorlukta devletin şan şatafat içinde kaynaklarını tüketeceksiniz!”

UFUK KOYMALARI İMKANSIZ

“Erdoğan'ın ‘Ben ekonomistim’ dediği andan itibaren, gelir ve alım gücü dengesi dahil ekonominin bütün parametrelerinde bütün senkronizasyon çöktü. Erdoğan’ın ve partisinin Türkiye’nin önüne ne kalkınmayla, ne geniş kitlelerin refahıyla, ne demokrasiyle, ne hukukla ilgili bir ufuk koyabilme imkânı yok. Söz tükenmiş.”

***

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Yeni Asya’ya konuştu

Türkiye’de yolsuzluklar sistematik hale gelmiştir

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal: “Türkiye’de yolsuzluklar öyle sistematik hale gelmiştir ki millet ve devlet için bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bugün ülkenin kaynaklarını 20 yıldır kötü yöneten bir yönetim var. Devlet harcamalarında büyük israf yapılıyor.”

***

TÜRKİYE DEMOKRASİ VE HUKUKTA KÜME DÜŞTÜ…

“Türkiye’de “maalesef tarihi geriye doğru akıtırcasına son yirmi yılda bir kurumsal çöküş”ten, erozyona uğrayan değerlerimizden, kurumlarımızın küme düşüşün bedelini halkın ödediği”nden yakınıyorsunuz. Bunun sebebi olarak “kayıt dışı siyasetlere, kayıt dışı ekonomi”ye dikkat çekiyorsunuz. Bu çerçevede genel olarak bir değerlendirme yapar mısınız?

Genel ve çok yapısal bir değerlendirme yaparsak, Türkiye’de bir sistematik çöküş yaşanıyor. Sebebi de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulduğu, iktidar olduğu günden bugüne, devleti ele geçirme sâikiyle bu ülkenin yerleşik kurumlarını “sadakat” temelinde kendisine bağlamak için özel bir gayretin olması. 

Özellikle 17-25 Aralık sürecinde suçüstü yakalandıkları andan itibaren, Türkiye’yi demokrasi ve hukuk perspektifinden kopardı. Türkiye’de demokratik bir dönüşüme, demokrasi eğer kavgasız, dövüşsüz iktidarın el değiştirmesiyse- bunun alternatif maliyetini azami noktaya çekilmesiyle Türkiye’yi demokraside ve hukukta küme düşer hale getirdi.

Oysa AKP iktidara geldiği sırada dünyada bir para bolluğunun olduğu dönemdi. Böyle bir dönemde Türkiye’yi yapısal ve niteliksel olarak ekonomik açıdan dönüştürmek, Türkiye demokrasinin, hukuk devleti kalitesini, eğitim altyapısını dönüştürmek gerekiyordu.

Zira temel politika sahalarında insanımızın talebi doğrultusunda değişen dünyada, artık Soğuk Savaşın artçı sarsıntılarının bile sona erdiği bir dönemde, yeni yeni güç merkezleri yükseliyordu. Dünya konjonktürü, küresel rekabet iklimi Türkiye’nin önüne böyle bir imkân sunuyordu. Bölgesel etki sahamızı, nüfuz sahamızı yumuşak güç unsurlarımızla genişletilmesi, Türkiye’nin yakaladığı derinliğin tersine çevrilmesi mümkündü. 

Ne var ki başta “Suriye’de rejim değiştireceğiz” diyerek iç savaşa adeta benzin dökülmesi, o değirmene su taşınması olmak üzere dış politikadaki yanlışlar Türkiye’de sanal bir hikâyeyi tersine çevirdi.

Türkiye borçlanarak büyüyen bir ülke haline gelmiş; artık artı değer, katma değer üreterek büyüyen bir ülke değil. Buna rağmen 95 - 96 yılında AB süreciyle, Gümrük Birliği süreciyle Türkiye’nin rekabet gücünü arttırdığı ürün sayısı iki katına çıkmıştı. Rekabet gücünü arttırdığı ülke sayısı bir buçuk katına çıkmıştı. Bunlar Türkiye’nin önemli araştırmalarını yapan  Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) verileri…

Ne var ki Türkiye bu seyirden koptu. Güç benim dediği andan itibaren de zaten bütün bu bahsettiğimiz sahalarda küme düştü. Özellikle son üç yıldır, Sayın Erdoğan’ın “ekonomistim” dediği andan itibaren, ekonominin bütün parametrelerinde gelir dengesiyle alım gücü dengesi arasında, gayrimenkul değeriyle, kira meselesi dahil bütün bu senkronizasyon çöktü.

İKTİDAR, TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE HİÇBİR UFUK KOYAMIYOR

Son yirmi yılda AKP zaten Batı sistematiğinden “rol” almıştı. Bir boyutu “siyasi rol”, bir boyutu “iktisadi rol”. Siyasi rol, “işte marifet” diye ayıbını söylermiş. Sayın Erdoğan’ın da diline pelesenk olmuş bir söz, “şecaat arz ederken merdi Kıpti sirkatini söylermiş”; “Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanıyım” dediği süreçte. 

Ekonomide tarımdan başlanarak Türkiye’de bir tasfiye süreci yaşandı. Gayri safi milli hasıla içerisinde tarımın geldiği yer ortada. Türkiye bugün gıda enflasyonunda, dünyanın en üst sıralarında. Türkiye’de birlikler, Zirai Donatım Kurumu, kitler, şeker fabrikaları, azot fabrikaları, gübre fabrikaları, kamu bankaları, Tarım Kredi bir ekosistemdi. Bu sistem çökertildi. 

Perşembe’nin gelişi Çarşambadan değil, Pazartesinden belliydi. Şimdi “ah vah!” ediyoruz. Ne üretici, ne tüketici memnun. Zaman zaman Ziraat Odaları Birliği, tarlayla sofra arasında kaç kat arttığının verilerini paylaşır. O verilere baktığımızda bile bunu çok net görürüz. 

Bu bakımdan bizim geleneğimizin geçmişte tarımla ilgili perspektifini eleştirenler, “köylünün ve çiftçinin partisi” derken bizim temel perspektifimiz, eğer siz Türk köylüsünü, çiftçisini desteklemezseniz metropolde milyonlar daha pahalıya gıdaya erişir olmak haklılığımızı ortaya çıkardı. 

Gıdanın fiyatı erişilemez hale gelirse, güvensiz gıdaya, tahsis sorunu olan gıdaya, bozuk gıdaya, niteliği bozulmuş gıdaya erişmek zorunda kalınır. Bugün geldiğimiz hâl ortada. “Battı” denilen Yunanistan’da enflasyon 3.1, Türkiye’de TÜİK’in rakamlarına baksak ne kadar inandırıcı olduğu şüpheli yüzde 64 ama fiili enflasyon en az iki katı. Yani iktidar bir yandan yüzde 25 kira tahdidi koyarken, Vakıfların uygulamalarına baksanız –devlet kiracılarına- yüzde 300-400’lerde. 

Ekonomik çöküşün üzerine bir de genel siyasi yanlışlar eklenince bir tek İstanbul’da yirmi yılda 76 milyar arsa, tarla, gayrimenkul yabancılara satılmış. “Vatandaşlığın satılması”yla beraber de İstanbul’da yerleşik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ne ev sahibi olabildiği ve ne kiralayabildiği bir ortam oluşmuş. 

Bu açıdan Sayın Erdoğan’ın ve partisinin Türkiye’nin önüne ne kalkınmayla, ne geniş kitlelerin refahıyla, ne demokrasiyle, ne hukuk ile ilgili bir ufuk koyabilme imkânı yok. Söz tükenmiş…

İKTİDAR, EKONOMİDEN DIŞ POLİTİKAYA BÜTÜN SENKRONİZASYONU BOZMUŞ

İktidardakilerin demokrasi ve hukuk meselesine bakışları şu; onların lehine işliyorsa kabul ediyorlar. Muhalefetteyken seslendirdikleri bir takım değerlere dair 15 Temmuz darbe teşebbüsünden bu yana şöyle bir argümantasyon yaptılar; “Ne yapalım Türkiye Cumhuriyeti devleti meydan okumalarla karşı karşıya. ‘Kuvvetler ayrılığı’ prensibini terk edelim, ‘kuvvetlerin uyumu’ diyerek, adına da ‘Cumhurbaşkanlığı kuvvetler birliği’ de diyebiliriz, ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” diyelim. Bir kişinin yargıyı da yürütmeyi de yasamayı da kontrol ettiği bir mekânizmayı dayattılar. 

O gün bu gündür Türkiye işsizlikte, enflasyonda, faiz oranlarında çift haneli oranları yaşıyor. Siyasi iktidar, dış politikadan ekonomik alana bütün bu senkronizasyonu bozmuş. Bu kaçınılmaz son. Buna rağmen öbür tarafta -biraz evvel altını çizdiğim- Türkiye’nin tabii çok önemli bir dinamizmi var. Tırnaklarını toprağa, taşa geçirmiş, alın teri döken, üreten, dünyayla rekabet edenden büyük sermayeye varıncaya kadar çabalayan, artı değer üreten insanımız var. 

2023’ün Ocak ayında 21 katrilyon, 2024’ün Ocak ayında 121 katrilyon faiz vereceksiniz; ödediğiniz 1.9 milyar dolardan 3.8 milyar dolara çıkacak. “Faiz lobileri” derken “faiz lobileri”ne en fazla hizmet eden bir iktidar olacaksınız.

Enflasyonda OECD ülkeleri içerisinde, Türkiye’ye en yakın ülke Kolombiya’nın yüzde 8 olan enflasyonunun 8 katı enflasyonu var. Türkiye’de fiili enflasyonla Merkez Bankası’nın art arda faiz artırımlarına rağmen maalesef makas kapanmış değil. Bugünlerde arka kapıdan yeniden milyarlarca dolar satarak faizi dizginlemeye çalışıyorlar. 

Türkiye’nin çok derinden bir yapısal dönüşüm, bir siyasi iklim dönüşümün olmadığı; hukukun teminat haline gelmediği ortamda TÜİK’in hakem kuruluş olma hüviyetiyle açıkladığı verilere ne yerli ne yabancı kimse itibar etmiyor. 

Maliyeti katmerlendirerek, yarına ciro ederek, 85 milyona ödetecekleri bedeli daha da arttırıyorlar. Bundandır ki durum mehter marşı gibi iki ileri bir geri bir hal alıyor…

AKP, BİR “ORGANİZE SUÇ ŞEBEKESİ”NE DÖNÜŞMÜŞ!

Bu konularda AKP iktidarında “Anadolu’nun Moğol istilasından bu yana en büyük yağma hareketine uğradığını” söylüyorsunuz. Bu yağma ve talândan maksat ne? Bu arada Türkiye’nin sokaklarında yabancı mafyanın, çetelerin cirit attığı bir ülke durumuna düşürülmesine; yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin, kamu mâlını peşkeşin, kayırmanın, partizanlığın ayyuka çıkması hakkında tesbitleriniz nedir?

Siyasi partiler belirli ideal değerler temelinde vatana, millete - vatandaşlara hizmet etmek için kurulur. “Erdemliler hareketiyiz” diyerek, kurulan AKP’nin geldiği yer, “tek ülküsü, tek davası, tek kavgası bir kişinin varlığını devam ettirmek kavgasına dönüşmüş. O kişi ve ailesinin geleceğini teminat altına almak, onun kavgasını verir hale gelmiş. Bunu yaparken de bir parti olmaktan çıkmış, âdeta bir “organize suç şebekesi”ne dönüşmüş.

Kamu malının, kamu kaynağının, kadrolarının bu parti eliyle, ahbap-çavuş ilişkileriyle dağıtıldığı, suç ortağı haline getirildiği ve ahlâki olarak kendisini sorgulamayacak milyonların türetildiği bir süreç oluşmuş…

KİRLETEREK YÖNETTİĞİNDEN SORGULAYAN AHLÂKÎ BİR ALTERNATİF YOK

Suça ortak ediyor. Kimse sorgula(ya)mıyor artık…

Çok sevdiğim bir hikâyedir. Kurtuluş Savaşında isyan eden, dağa çıkan eşkıyadan birisine “Bu kadar eşkıyayı dağ başında nasıl tutuyorsun?” diye sormuşlar. Cevaben “Onlara o kadar çok suç işlettik ki ovaya inecek yüzleri yok…” demiş. Sayın Erdoğan da kirleterek yönettiği için kendisini sorgulayacak bir ahlaki alternatif yok.

Tabi burada artık “devletleştirilmiş” kimi dini örgütlenmelerimiz bu rantiye ve ahbap-çavuş düzeni sürecine sahip oldukları bir takım imkânların, kaynakların kaynağını “haram mı helâl mi” sormadan güce odaklandılar. Safiyetlerini, varlık sebeplerini yoklukla malûl hale getirmiş durumdalar. 

Bundandır ki Türkiye’de yukarıdan aşağı, aşağıdan yukarı iktidarın, büyük ölçüde yöneticilerin hangi işleri, hangi ihaleleri takip ettiklerini, neleri yaptıklarını bütün ülkede ve yerelde insanlar bilir. 

Türkiye’de basından başlanarak bir takım havaalanları da dahil olmak üzere mülkiyetleri başkalarının üzerindedir, bunların sahiplerini biliriz. Bu anlamda bir açıklama yaptım. İktidar sahipleri beni mahkemeye veremedi ama ismi geçmeyen şirketler beni mahkemeye verdi…

TÜRKİYE’DE YOLSUZLUKLAR SİSTEMATİK HALE GELMİŞTİR

Türkiye’de yolsuzluklar öyle sistematik hale gelmiştir ki millet ve devlet için bir milli güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bugün ülkenin kaynaklarını 20 yıldır kötü yöneten bir yönetim var. Devlet harcamalarında büyük israf yapılıyor.

Adli, idari, siyasi, medya, kamuoyu denetimi yapılmadığından kullanılan kaynakların etki analizine “hedefe ne kadar gidiyor, ne kadar hizmet ediyor” diye bakıldığında, yarısının çarçur olduğunu görüyoruz. Bir takım raporlarda, beş yıllık kalkınma planlarında, programlarda “demokrasi, katılımcılık, şeffaflık hesap verilebilirlik” gibi değerler manzumesinden bahsedilir ama bunlar Türkiye’de hayat bulmamıştır.

Bu yüzden Türkiye’de yolsuzluklar sistematik hale gelmiştir. Bir taraftan vatandaşa “sabır edeceksiniz, şükredeceksiniz” diyeceksiniz, diğer taraftan böylesine bir ekonomik zorlukta devletin şan şatafat içerisinde kaynaklarını tüketeceksiniz!

Kimi uluslararası itibarından güya yararlanalım diye getirdikleri sayın Şimşek’in üzerinden söylüyorum; onların da ekonomiyi kurtarabilme şansı yok; çünkü Türkiye’nin bu yapısal usulsüzlük ve yolsuzluk zincirine müdahale etme şansları yok. Onlar kendilerine tanınan sınırlı alanlarda geçici bir takım düzenlemeler yapabilirler; ancak Türkiye’nin problemi daha esaslı. Bunun irâdesi yok…   

Propaganda makinesiyle yanlış “doğru” diye pazarlanıyor

İktidardakiler meydanlarda “bizden önce araba, ambulans yoktu; AKP’den önce buzdolabı, fırın yoktu” iddiasını ileri sürdüler. Merhum Menderes - Demirel döneminde inşa edilen 30-40 sene önceki “havaalanlarını biz yaptık, üniversiteleri, fabrikaları biz açtık” dediler. Siyaset ne ara bu denli istismarcı, bu denli çarpıtan bir hâle geldi? 

Bütün palavracılar, sahtekârlar, dolandırıcılar “güzel” konuşur. Güzel hakikatleri perdeleyerek, ambalajlamayla vatandaşa, kitlelere sunum yaparlar. İktidarın da yediğine aldığı kara propaganda makinesiyle akı “kara” yapan, yanlışı “doğru” diye pazarlayan, algı oluşturma telaşında.  Onlara kalsa, bu ülke AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002’de Müslüman oldu. Bu ülkeden ezanlar, 3 Kasım 2002’de okunmaya başlandı. Onlara kalsa, camiler de 3 Kasım 2002’de açıldı. Onlara kalsa 3 Kasım 2002’de bu ülke var oldu. Ama hakikat böyle değil…Tabi Türkiye bütün inişleri, çıkışları, eksileri, olumlu olumsuz kırılma dönemleri yaşamış olmasına rağmen bir çizgide ilerleyerek geliyor ki Menderes’ten Demirel’e Demokrat Parti geleneği bu büyük ülkede aldığı bayrağı zirvelere taşımıştır. Türkiye’nin petrokimya sanayinden demir-çelik sektörüne, çimento sanayinden şeker sanayine bütün alanlarda üretici altyapısını kurmuştur.

Soğuk Savaş dönemine rağmen, çok sınırlı bir dar koridorda yürümüş olmalarına rağmen, selin önünden kütük kapmasına, bu ülkenin refahı, bu ülkenin kalkınması için çok önemli başarıların altında imzaları vardır. 

Bu açıdan Sayın Erdoğan’ın bu anlattıklarına belki bir kısım kitleler Hatay’da olduğu gibi, yani Hataylıya hakaret etmiş olmasına rağmen alkışlayan Hataylıların olduğu gibi, kendi hakkı gasp edilen kitleler de bunları alkışlıyor olabilir ama gerçek ortadadır… 

- DEVAM EDECEK -

Okunma Sayısı: 1888
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı