"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nasıl bir Diyanet İşleri? - 3

22 Mart 2019, Cuma 01:31
Devlet nasıl millete ait ve onun hizmetinde ise, Diyanet de Müslüman milletimizin, hattâ bütün İslâm âlemindeki yüz milyonlarca Müslüman’ın malıdır. O itibarla, Diyaneti devletten büsbütün ayırmayan, ama devlet karşısında her bakımdan müstakil ve özerk hale getiren dengeli bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

DİYANET VE RİSALE-İ NUR

Bediüzzaman, Diyanet Riyaset’ine hediye ettiği Risale-i Nur Külliyatı’nın “manevî fiyat”ını üç maddede özetliyor:

1) Diyanet Riyasetinin şubelerine vermek için, eserlerin çoğaltılması. “Çünkü haricî dinsizlik cereyanına karşı böyle eserleri neşretmek, Diyanet Riyasetinin vazifesidir.”

2) “Madem Nur Risaleleri medrese malıdır. Siz de bu medreselerin hem esası, hem başları, hem şakirdlerisiniz; onlar sizin hakikî malınızdır.”

3) Tevafuklu Kur’ân’ın neşri (s. 10-11.) Külliyatın, bu mektupla beraber Akseki’ye ulaştırılması vazifesi, Mustafa Sungur’a verilir. Mustafa Sungur da bu vazifeyi yerine getirdikten sonra, Bediüzzaman’a yazdığı mektupta şöyle der:

“Mübarek, makbul, kıymetli mektubunuzu Diyanet Riyaseti Başkanı Ahmed Hamdi Efendiye teslim ettik. Sevinçler içinde mübarek mecmua ve Nurlar’ı kendi hususî kütüphanesine koydu. ‘İnşaallah bunları kendi öz ve has kardeşlerime okumak için vereceğim ve bu suretle tedricî neşrine çalışacağız dedi.” (s. 9)

Devletin kuvvetlerini âlet ederek Risale-i Nur’u hedef alan tazyiklere karşı, Diyanet Camiası’nın kendilerine destek olmasını hedefleyen Bediüzzaman, bunda büyük ölçüde muvaffak oldu. Nitekim o günlerde cereyan eden bir müsadere olayını değerlendirdiği bir mektubunda şöyle diyordu:

“Diyanet Riyasetinde hocalara okutturulan Zülfikar, Asa-yı Musa ve Siracü’n-Nur gibi feylesofları susturan mübarek mecmuaları, müsadere eden adamlar, belki adalet ve adliye ve hakikat hesabına değil, belki komünist, masonluk nâmına bir garazkârlık ediyorlar.” (Emirdağ Lâhikası-II, s. 24)

Bediüzzaman, Risale-i Nur’un İslâm dünyasına ulaştırılması ve tanıtılması çalışmalarında Diyanet’in de yardımcı olmasını istiyordu. Nitekim Asa-yı Musa isimli eserinin Arap âlemine gönderilmesi çalışmalarıyla ilgili bir mektubunda, eserin Arapça’ya çevrilmesi hususunda El-Ezher’le haberleşilmesi arzusunu dile getiriyor; bu mânâda bir mektubun “Ankara Diyanet Dairesinde Risale-i Nur’u ciddî takdir eden ve alâkadar olan bir-iki âlim” tarafından yazılması temennîsini dile getiriyordu. (s. 37)

DİYANET VE İSLÂM ÂLEMİ

Konuyla ilgili dikkat çekici bir mektupta da şöyle denmektedir:

“Altı yüz bin nüshası dâhilde ve hariçte intişar ettiği halde hiç kimseye zarar vermemesi ve Avrupa’da en yüksek mektep içinde Nur’un dershanesi diye ayırdıkları yerde Hıristiyanlar dahi onları okuması ve âlem-i İslâm’da gayet takdir ile intişar etmesi, hatta Pakistan’da çıkan es-Sıddık mecmuasının Risale-i Nur’un bir Risalesini neşredip Diyanet Riyasetine göndermesi ve bu kadar intişarıyla beraber hiçbir âlim ona itiraz etmemesi gibi hakikatler gösteriyor ki, elbette Diyanet Dairesi Nurlar’ı himaye etmek, hakikî bir vazifesidir.

“Diyanet Dairesi, Meşihat-ı İslâmiye gibi yalnız Türkiye’nin din muallimi deşil, belki umum âlem-i İslâm’a Meşihat-ı İslâmiye yerine alâkası, nezareti, münasebeti var. Âlem-i İslâma o Diyanet Dairesine karşı tam hüsn-ü zan etmek, su-i tevehhüm etmemek, hususan bu zamanda ziyade lüzumu var. Hem de Türkiye ile ittifak edemeyen İslâmî hükûmetlerde o mübarek daireye karşı su-i tevehhüm gelmemesine büyük bir vesilesi olan ve Âlem-i İslâmın her tarafında, belki Avrupa’da takdire mazhar olmuş Risale-i Nur, o Diyanet Dairesi’nin hem şerefini muhafaza ediyor, hem âlem-i İslâma karşın dairenin bir eseri olarak intişarı gayet lâzım ve zarurî olduğunu ehl-i vukuf tam nazara alsınlar.

“Onun için, biçare Said Nursî ve Nur Talebelerinden yüz derece ziyade Diyanet Riyaseti âzaları, hocaları alâkadar olmak lâzım.” (s. 151)

Konuyla ilgili mektuplardan bir örnek daha verelim. 

Bediüzzaman bu mektubunda “dindar Ahrarlar”ın kendisini Diyanet Riyaseti’nde vazifelendirme teklifine teşekkür ederken, şöyle diyor:

“Ben ziyade zaif ve şiddetli hasta ve ihtiyar ve kabir kapısında ve perişan olduğumdan, o kudsî vazifeyi yapmaya iktidarım olmamasından, benim yerimde Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsi, benim bedelime Nur şakirdlerinin has ve hâlis ve İslâmiyet’in hakikî fedakârlarının şahsiyet-i maneviyesi, o kudsî vazifeyi şimdiye kadar gayr-i resmî perde altında yaptıkları gibi, inşaallah resmî bir surette dahi yapabilecekler.” (s. 178)

“DİYANET, CEMAATLERE BIRAKILSIN Ml?”

Bütün bu görüşlerden sonra, kısa bir değerlendirme yapacak olursak:

Bilindiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığının statüsü ve işleyişi, bilhassa son yıllarda aydınlarımız tarafından yoğun şekilde tartışılmaya başlandı. Sosyal demokrat kanadın da bu konuyla yakından ilgilendiğini görüyoruz. 

Bu tartışmalarda dikkatimizi çeken ana görüş, şu noktada toplanıyor:

“Diyanet özerkleştirilsin ve tamamen cemaatlere bırakılsın. Devlet, din işlerinden bütünüyle elini eteğini çeksin.” Bizim bu görüşe katılmamız mümkün değildir. Milletin kâhir ekseriyetinin Müslüman olduğu demokratik bir ülkede devlete düşen, dinî hizmetlerden tamamen çekilmek değil; aksine, bütün imkânlarıyla dine hizmet etmektir. En temel insan haklarından olan din ve vicdan hürriyetinin kemaliyle yerleşmesini sağlamak; bu hürriyetin muhtevasının gereği olarak ortaya çıkan manevî ihtiyaçların karşılanması noktasında, vatandaşlarına gerekli bütün hizmetleri sunmak devletin en önemli görevlerinden biridir.

Buna karşılık, Diyanetin mevcut devlet yapısı içinde, şu anki statüsünden çıkarılıp her bakımdan özerk bir yapıya kavuşturulması da şarttır. Ancak, devletle Diyanet arasındaki irtibat ve ilişkinin ne şekilde kurulacağı konusu, geniş tartışmaları gerektiren bir husustur. Burada bizim ifade edebileceğimiz şey şudur: 

Devlet nasıl millete ait ve onun hizmetinde ise, Diyanet de Müslüman milletimizin, hattâ bütün İslâm âlemindeki yüz milyonlarca Müslüman’ın malıdır. O itibarla, Diyaneti devletten büsbütün ayırmayan, ama devlet karşısında her bakımdan müstakil ve özerk hale getiren dengeli bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

EKONOMİK ÖZERKLİK

Burada önem taşıyan bir nokta, ekonomik özerklik” konusudur. Bu hususta, Bediüzzaman’ın yine Sünûhat isimli eserinde ortaya attığı bir teklif üzerinde etraflıca durulmasında fayda vardır. Said Nursî bu eserin Meşihatla ilgili bölümünde, “evkafın Meşihata ilhakı”ndan söz etmektedir. Bu ifadeden anlaşıldığına göre Meşihatın ana gelir kaynağı olarak vakıflar düşünülmüştür. Ki, bilindiği gibi, cumhuriyetin ilk yıllarında bir “şer’iye ve Evkaf Vekâleti” vardı. Dinî hizmetlerin finansmanı büyük ölçüde vakıfların gelirleriyle sağlanıyordu. Ancak sonradan bu bakanlık lağvedilmiş; vakıflar ne hazindir ki, kelimenin tam mânâsıyla sahipsiz kalmış; büyük ölçüde de yağmalanmıştır. 

Bugün bile ecdad yadigârı birçok vakıf eserinin yüz yüze bulunduğu içler acısı durum ortadadır.

Bediüzzaman’ın bu teklifi, Diyanetle ilgili yapılacak düzenlemelerde dikkatle değerlendirilmeye lâyıktır, Ecdad mirası vakıfların derlenip toparlanması ve gelirleriyle Diyanet hizmetlerinin finanse edilmesi, bugün için de geçerliliğini koruyan bir görüştür.

Tabiî, bu, genel bütçeden söz konusu hizmetler için ayrıca “dokunulmaz” bir pay ayrılması ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Çünkü bütçe de milletindir.

Son bir noktaya daha temas edelim: Diyanet İşleri Başkanlığı isminin değiştirilmesinde de fayda görüyoruz. Adeta “Diyanet İşleri” ile “Su İşleri”ni aynı seviyeye getiren bu isim yerine, verilen hizmetlerin mânâ ve muhtevasını aksettirecek daha şümûllü bir isim bulunmalıdır.

Okunma Sayısı: 4030
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı