"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslam dünyasının ihtiyacı BEDİÜZZAMAN MODELİ

14 Ekim 2021, Perşembe 00:35
PROF. DR. İLYAS ÜZÜM YENİ ASYA VAKFINDA KONUŞTU: İslam dünyasının, din adına baskı ve şiddeti İslamın ruhuna aykırı gören Risale-i Nur’a çok ihtiyacı var

DİN, BASKIYI KALDIRMAK İÇİN GELDİ

“Muhtevası, tesiri ve istikameti ile ahir zamanda müceddit manasını temsil eden Risale-i Nur iman alanında akıl ile kalbi birleştirmiş, Kur’an'ı mücessem kitap olan kâinatla tefsir etmiş, hürriyeti imanın hassası olarak nitelen-dirmiş, dinin âleme her türlü baskı ve istibdadı kaldırmak için geldiğinin altını çizmiştir.”

DEMOKRATLIK VE MANEVî CİHAD

“Rİsale-İ Nur İslamiyeti ‘insaniyet-i kübra’ olarak tanımlamış, demokratlığa vurgu yapmış, maddî cihad yerine manevî cihadın söz konusu olduğunu, bunun da tahkikî imanla gerçekleş-mesi gerektiğini dile getirmiştir. Bu açıdan Risale-i Nur ülkemiz, İslam dünyası ve insanlık için elzem bir ihtiyaçtır.”

***

İslam dünyasının ihtiyacı BEDİÜZZAMAN MODELİ

İslam dünyasının, İslam’ı özgün karakterine uygun olarak hakkaniyet, rahmet ve hikmet dini olarak sunan ve din adına baskı ve şiddeti İslÂm’ın ruhuna aykırı gören Risale-i Nur’un mesajlarına çok ihtiyacı var.

Geçtiğimiz Pazar günü Yeni Asya Vakfı’nda “İslâmiyet ve Radikalizm” konulu bir seminer programı gerçekleştirildi. Prof. Dr. İlyas Üzüm alt başlığı “Din Adına Baskı ve Şiddet Uygulanabilir mi?” şeklinde belirlenmiş olan seminerde, İslâmcı Radikalizm, İslâmcı Köktencilik, İslâmcı Aşırılık, İslâmcı Terörizm, Cihadcı İslâm gibi kavramların açıklamasını yaparken, siyasî İslâmcılıktan şiddet yanlısı anlayışlara kadar geniş bir yelpazeyi içine alan İslâmcı Radikalizm’in en temel bileşeninin ‘İslâm’ın sosyal hayata hakim olması için fikrî, gerektiğinde, fiilî ve silâhlı mücadele etmek’ olduğunu anlattı. 

Türkiye’de şiddete dayalı yapılardan ziyade radikal dinî ekol ve hareketlerden söz edilebileceğini belirten Prof. Üzüm, dünyada İslâm’a referansta bulunan tedhiş ve terör örgütlerinin başlıcalarının el-Kâide, DEAŞ/İŞİD, Boko Haram, eş-Şebâb ve Taliban şeklinde sayıldığını, sonuncusunun Afganistan’da İslâm Emirliği’ni kurduğunu hatırlattı. Bu yapıların ortaya çıkışı ve güçlenmesiyle ilgili bazı ülkelerdeki strateji kuruluşlarının ve istihbarat örgütlerinin çok ciddî arkaplan çalışmaları ve destekleri olduğunu anlatan Üzüm, söz konusu grupların ortak, anlayış ve fikirlerine de işaret etti: “Detayda bazı farklılıklar olmakla birlikte bu yapılar; tevhidi kendi dar anlayışlarıyla sınırlıyor, farklı düşünenleri kolayca tekfir ediyorlar. Ameli imandan bir ‘parça’ olarak gördükleri için amelî hayatı sorunlu olanları ‘müşrik’ olarak niteliyor, belli şartlar dahilinde müşriklerle savaşılması gerektiğini söyleyerek kanlarını meşru görüyorlar. Batı değerlerine şiddetle karşı çıkıyor, özellikle demokrasinin küfür rejimi olduğunu iddia ediyorlar. Ayrıca namaz, oruç, tesettür gibi konularda zaaf sergileyenleri uyarıyor, devam etmeleri halinde bunlara baskı ve cebir uygulamayı doğru buluyorlar. Tasavvufu şiddetle eleştiriyorlar. Şiiliği küfür, Şiileri de kâfir sayıyorlar. Diğer taraftan bu yapılar cihadı ‘kıtâl’ yani savaşla aynileştirerek dinin merkezine yerleştiriyor, tevhidin ancak silâhlı mücadele ile gerçekleşebileceğini ileri sürüyorlar. Ayrıca intihar eylemlerini meşrû, hatta failini şehitliğe taşıyan ameliye olarak anıyor ve mensuplarını özendiriyorlar”.

İslam imajına zarar veriyorlar

Bu görüşlerin başta Kur’ân ve sünnetin açık hükümleri olmak üzere İslâmî ilimler metodolojisi, akl-ı selim, tarihi tecrübe, fıtrat kanunları, cumhur-ı ulemanın yaklaşımları gibi açılardan tahlil edildiğinde çok sorunlu olduğunun görüldüğünü belirten Üzüm şunları ifade etti:  “İman ameli gerektirir, ama teknik olarak Ehl-i Sünnet kelâm ekolleri ameli imanın bir parçası olarak görmezler. Başta tevhid olmak üzere İslâm inançlarının toplumlara mal olması onların doğru temellendirilmesiyle mümkün olur. Tekfir yani birilerini ‘küfür’le itham etmek son derece veballi bir yaklaşımdır. Ehl-i Sünnetin ‘Ehl-i kıble tekfir olunamaz’ şeklindeki ölçüsü çok önemlidir. Tasavvuf İslâm’ın kalbî ve derûnî yönünü öne çıkarma eğitimi olup, asla şirk olarak nitelendirilemez. Bazı ifrat ve sıkıntılı yönleri olmakla beraber ne Şiilik küfür, ne de Şiiler kâfirdir. Öte yandan iman iradîdir, yani kişinin tercihine bağlı olduğu gibi ferdî ibadetler de tercihe bağlıdır. Aksi halde siyasî otoritenin inanç üzerine kurduğu baskı ve zorlama ‘inançta nifaka’, amel üzerine kurduğu baskı ve zorlama da ‘amelde nifaka’ dâvetiye çıkarır. Cihad, İslâmî mesajın en güzel şekilde anlaşılıp başkalarınca da anlaşılması için fikrî, zihnî hatta ekonomik anlamda ortaya konması gereken çabalar bütünüdür. İslâm âlimleri âyet ve hadislerin ışığında saldırıya uğranılması halinde savunma cihadını farz görmüş, taarruz cihadını ise İslâmî tebliğe izin vermeyen otoritelerin direncini kırma şartına bağlamışlardır. İntihar eylemleri ise açık hiçbir âyet ve hadise dayanmayan, aksine açık âyet ve hadislerde masumların hayatını korumaya yönelik hükümlerle tamamen çelişen, ayrıca dünyada İslâm imajını yerle bir eden bir uygulamadır”.

Risale-i Nur akıl ile kalbi birleştirir

Seminerin son bölümünde Prof. Üzüm şu görüşleri dilde getirdi: “İslâm Hz. Adem’den itibaren gelen tevhidi dinin adıdır. İnsanlık tarihi boyunca tevhidi çizgi bozulduğunda Rabbimiz yeni vahiy ve Peygamberle bu mesajı tashih edip tazelediği gibi İslam tarihinde de zaman içinde ortaya çıkan sıkıntıların izalesi için her yüzyılda bir müceddit göndermiştir. Muhtevası, tesiri ve istikameti ile ahir zamanda bunu Risale-i Nur’un temsil ettiği gayet açıktır. Risale-i Nur iman alanında akıl ile kalbi birleştirmiş, Kur’ân’ı mücessem kitap olan kâinatla tefsir etmiş, hürriyeti imanın hassası olarak nitelendirmiş, dinin âleme her türlü baskı ve istibdadı kaldırmak için geldiğinin altını çizmiş, İslâmiyeti ‘insaniyet-i kübra’ olarak tanımlamış, demokratlığa vurgu yapmış, maddî cihad yerine manevî cihadın söz konusu olduğunu, bunun da tahkiki imanla gerçekleşmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bu açıdan bakıldığında Risale-i Nur hem ülkemiz, hem İslâm dünyası hem ide insanlık için elzem bir ihtiyaç olarak görünmektedir. Burada konuşulan konularla ilgili olarak çoklarınızın okuduğunu düşündüğüm bir kitaba da göndermede bulunmak istiyorum: “Bediüzzaman Modeli”. Kitap tam da burada dile getirmeye çalıştığımız hususları derli toplu olarak takdim ediyor”. Seminer sunumdan sonra soru-cevap faslıyla son buldu.

HABER: SEYHAN ŞENTÜRK
seyhan@ye­ni­as­ya.com.tr

Okunma Sayısı: 1186
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • cihan

    14.10.2021 08:49:37

    Fevkalade doğru Ancak öyle mislimanım diyenler var ki İslamiyetten korkuyorlar Baştan incelersek...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı