"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ekonomik krizden çıkmak için

Hasan GÜNEŞ
27 Eylül 2018, Perşembe 00:52
İslâm dünyasının ve özellikle Türkiye’nin ciddî bir tasarrufa ve sanayileşmeye ihtiyacı var. Demokratik açılımlar yapılarak dış ve iç yatırımlara cesaret verilmeli. Beyin göçü durdurulmalı.

DİZİ: HASAN GÜNEŞ

hasangunes@outlook.com

Türkiye - ABD İlişkileri - 4

Silâhlı savaşlar ara ara devam etse de ekonomik savaşlar sürekliliğini koruyor. İmalat, üretim ve dağıtım olarak sürekli bir rekabet devam ediyor. Bunlar aslında bütün taraflara kazandırıyor. Yeni teknolojiler geliştiriliyor ve tüketici daha ucuza ve daha kaliteli malı alıyor. Ancak esas yıkım bankacılıkta.

Bankaların ve bankacıların yaptığı savaş bütün acımasızlığı ile devam ediyor. Dünyada ve Türkiye’de en çok kâr eden işletmeler bankalar. Bankaların büyüme ya da kâr yüzdesi satın aldığınız ekmekten suya, ilâçtan yakıta kadar her şeye yüzde olarak yansıyor.

Risale-i Nur’da bankalar ve riba (faiz) hakkında şöyle bir ifade vardır:

“Riba (faiz) atalet verir, şevk-i sa’yi söndürür. Ribanın kapıları hem de onun kapları olan bu bankaların her

Dem nef’i (faydası) ise, beşerin en fena kısmınadır; onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır, onlar da zalimler. (Sözler)

Ekonomik savaşlar devletler milletler arasında devam ediyor görünse de esas aktörler küresel sermaye denilen büyük sermayedir. 

Daha önceden de nakledilen Bediüzzaman Said Nursî’nin şu ikazını hatırlayalım: “Devletler, milletlerin hafif muharebesi; tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor. ( Sözler)

Bu tabakalar arası savaşı, Küresel sermaye savaşları, emek-sermaye, demokrasi-demokrasi karşıtları, sömürgeci ve mazlûmlar olarak çeşitlendirebiliriz. Bediüzzaman Hazretleri klâsik savaşları hafif muharebe, tabakalar arası savaşı ise şedid yani şiddetli muharebe olarak tarif ediyor.

Yani ABD’deki bir tefeci ile Türkiye’deki tefeci neredeyse aynı safta. Aynı şekilde Türkiye’deki işçi ile ABD’deki işçi de aynı safta. Tek fark oradakilerin haklarını alma oranı çok yüksek.

İslâm öncesi Araplarda yüksek faizle borç alanlar borcun katlanmasıyla ödeyemeyince köle olarak satılırmış. Borcun miktarına göre süreli ya da süresiz olarak çalışır borcunu ödemeye çalışırmış. Bankacılık sektörünün dünyaya hükmettiği son birkaç yüzyıla baktığımızda devletlerin milletlerin neredeyse köleleştirildiğini görüyoruz. Her kriz nihayetinde zamlar ve artan vergilerle sonuçlanıyor. Küresel sermaye politikacıların başarısını halkı ikna etmedeki mahareti ile ölçüyor.

Bankacılık ve finans hareketleri yoğun bir şekilde Turgut Özal’ın 12 Eylül idaresinde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı sonra da başbakanlığı döneminde başlamıştır. Türkiye 12 Eylül öncesinde dünya finans sistemine direnmiştir, ancak askerî idare ekonomik krizleri gerekçe göstererek finans sistemine entegre olmuştur. Zaten bütün dünyada küresel sermayenin sunduğu acı reçeteler istibdat dönemlerinde yürürlüğe konmuştur.

Alınan borçlarla hepimizin hoşuna giden alt yapı faaliyetleri, belediyecilik hizmetleri, dev inşaatlar ve tatil köyleri yapılmıştır. Borçlar vergilerle ve zamlarla ödenmeye çalışılmıştır. “Devlet fabrika yapmaz” denilerek ağır sanayiden vaz geçilmiştir. Hâlbuki gelişmekte olan ülkeler için ağır sanayide devletin katkısı önemlidir. Özel sektör uzun vadeli yatırımlara girmez ve giremez. Batıdaki büyüklükte bu manada özel sektör bizde de henüz yok. Fabrikalar borçlarını zaten üretimleri ile ödemekte hem de ihtiyacı karşılamaktadırlar. Ayrıca yukarda anlatıldığı gibi birçok fabrikanın bedeli bir kuruş vermeden sebze ve meyve ile ödenmiştir.

Dünya finans ve faiz sistemine köle olmamak için yapılacak şey: üretime ağırlık vermek, israftan kaçınmak, iktisat ve tasarruf.  Başta devlet olmak üzere toplumun tamamı tasarrufa yönelmeli, başka çıkar yol yok.

Rusya ve Çin ekseni

Rusya ile 1960’lı yıllarda başlatılan ticari ve endüstriyel faaliyetleri mutlaka yeniden ele almak ve ciddî yatırımlar ve anlaşmalar yapmak gerekiyor. Çin de aynı şekilde hediyelik eşya ticaretinden sanayide işbirliğine girmek Türkiye’ye çok şey kazandıracaktır. Evet, milyonlarca Müslüman Uygur Türk’üne yapılan insanlık dışı zulümler devam ederken işbirliği ne kadar kapsamlı olur tartışılabilir.

Yalnız şunu da unutmamak gerekir ki Rusya ve Çin, Avrupa ve ABD’nin alternatifi değildir. Düşük işgücü maliyetinden dolayı bizim Rusya ve Çin’e sanayi ürünü satmamız zordur. Avrupa ve ABD’ye mal satışında özellikle Çin’le neredeyse rakibiz. Bizim için Pazar ABD, Avrupa ve Ortadoğu’dur.

Sanayi ve milletler arası münasebetlerde toptancılık yerine seçici olmakta fayda vardır. Türk uçağının Rus uçağını düşürmesi hâlâ hafızalarda. Yine İsrail-Suriye hava savaşlarında üstünlük hep İsrail’in oldu. En büyük sebebi İsrail’in Fransız Mirage ve Amerikan uçaklarına sahipken Suriye’nin Rus Mig savaş uçakları ile savaşmasıdır. Ancak Rusların S-400 gibi savunma sistemlerindeki başarısını da unutmamak gerekiyor.  Benzeri ileri teknolojilerde gerekli ayrımı ve seçiciliği yapmak gerekiyor.

Borç ve finans hususunda Çin ve Rusya’nın Türkiye’ye verecek paraları yok zaten yeterince problemleri var.

ABD-Türkiye ticareti

ABD ile ticaret hacmine baktığımızda ABD için nerdeyse önemsiz bir ülkeyiz. ABD’nin Türkiye’ye ihracatı 9,8 milyar dolar ve 28. sıradayız. ABD’nin en çok mal sattığı ülkeler Kanada ve Çin. Kanada’ya 2017 yılında 282 milyar dolarlık mal satmış. Bize sattığı malın otuz katını Kanada’ya satmış.

Türkiye’nin ABD’ye ihracatı da aynı miktarlarda. Biz yine sonlarda 34. sıradayız. ABD’ye en çok malı Çin satıyor, 526 milyar dolar. Türkiye’nin ABD pazarındaki payı sadece % 0,4’tür. (Kaynak: Trade Map) İthalatımız ise bundan biraz fazla binde 7 civarında. ABD ile ticareti tamamen kessek de ABD etkilenmez.

Krizdeki ülkeler genelde paralarının değerini düşürerek ihracatlarını arttırmak isterler. Çin para değerini az düşürse malı dolara göre ucuzlayacağı için ABD’ye satacağı mal Türkiye’ye göre 10 kat artar. ABD hemen tedbir alarak Çin mallarına kota koyar. Son yıllarda Yuan’ın biraz değer kazanmasıyla Çin’in büyümesi ciddî sıkıntıya girdi. Çin şimdi ABD ve IMF’yi ikna ederek parasının değerini sun’î olarak düşürmeye çalışıyor. Türk parasının değerinin düşmesi binde 1 bile etkilemediği için ABD genelde Türkiye’ye karşı tedbir almaz. Müttefik olmanın etkisi var mı bilemiyoruz. Amerikan demir çelik üreticileri zaman zaman son krizde olduğu gibi kota koydururlar. Ancak ABD’de mahkeme kapıları açık.

Krizlerden çıkış

İhracatımızın yarıya yakını Avrupa Birliği ülkelerinedir. Böyle bir pazar basit gerekçelerle kaçırılmamalıdır. Avrupa birliği ile müzakereler tekrar başlatılmalı. Hem standartlarımız yükselecek hem de AB’deki pazar yüzdemiz artacaktır.

Orta Asya’dan, Güney Doğu Asya, Balkanlar ve Afrika içlerine kadar yayılan geniş bir İslâm coğrafyası Türkiye için büyük bir avantajdır. İslâm ülkeleri özellikle Ortadoğu iç işlerine karışılmaması konusunda çok hassas ve alıngan bir yapıya sahip. Demokrasiye geçişte iyi örnek olmak yeterli. İslâm dünyasında halk Türkiye’ye destek verse de yöneticiler artık birkaç gruba ayrılmış durumda. Münasebetleri tamir etmenin yolları aranmalı.

Amerika’nın, Türkiye ile esas derdi İran ambargosu. Türkiye kendisine ciddî zarar verecek ve özellikle komşusunu açlığa götürecek bir ambargoya tam destek veremez. Türkiye, ambargolarda komşu ülkelere tanınan imtiyazdan taviz vermemeli ve bunu dünyaya iyi anlatmalı.

Rusya ile ticaret sebze meyve ticaretinin ötesine götürülebilmeli. Doğal gaz hatlarında ABD’nin ısrarları Avrupa Birliği’nin desteğiyle aşılmalı ve Türkiye’nin menfaatleri korunmalı.

İslâm dünyasının ve özellikle Türkiye’nin ciddî bir tasarrufa ve sanayileşmeye ihtiyacı var. Demokratik açılımlar yapılarak dış ve iç yatırımlara cesaret verilmeli. Beyin göçü durdurulmalı. Batı sermayesinin Türkiye’ye gelmesinde demokrasi faktörünün önemini unutmamak gerekir. Kalkınmadaki demokrasi faktörü maalesef küçümseniyor, ancak ileri demokrasi, açıklık, şeffaflık ve hukukun üstünlüğünün hâkim olmadığı kalkınmış bir ülke yoktur.

Trump faktörü

ABD başkanı Trump değil de başkası olsaydı meselâ Obama ya da Clinton olsaydı aynı kriz yaşanır mıydı?

ABD doğru ya da yanlış Trump gibi birine ihtiyaç duydu ve tercihini bu şekilde yaptı. Clinton ve Obama gibi yumuşak liderlerden sonra radikal ve sert birisini tercih etti. ABD son dönemlerde düşen silâh satışlarını çeşitli gerginliklerle arttırmaya çalışıyor. Bu sebeple başta Kuzey Kore olmak üzere İran, Rusya, Avrupa liderleri ve son olarak Türkiye ile kavgalı bir görüntü vermeye çalışıyor. Maksat tehlikenin devam ettiği ve müttefiklerin başka havalarda olduğu imajını vermek. Bu şekilde savunma bütçelerini rahat geçirmeyi planlıyor. Daha sonra da Kuzey Kore lideriyle olduğu gibi herkesle barışacağını tahmin ediyoruz. Çünkü en nihayetinde kurumsal özellikleri olan ve şahsa bağlı olmayan bir ülke. Ayrıca Türkiye’ye de stratejik olarak ihtiyacı olan bir ülke.

SON

Etiketler: türkiye, abd
Okunma Sayısı: 3375
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı