"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman nuru ve dua

Hüseyin Şahinoğlu
12 Mayıs 2019, Pazar
İMANIN mahiyeti

Toprağa düşen bir çekirdek kabuğunu çatlatmak ister. Yeni doğan bir kuzu ayağa kalkar kalkmaz, sendeleyerek annesinin göğsüne yönelir, ağzını “memeler musluğuna” dayar. Denize düşen çaresiz bir kimse eline geçirdiği kırık bir tahtaya sıkı sıkıya sarılır. 

Üçünün de amacı bellidir: Çekirdek; büyümek, ağaç olmak, meyve vermek ister. Kuzu; serpilmek, otlamak, koyun olmak ister. Denizdeki çaresiz kişi kıyıya çıkmak, hayata tutunmak ve hayatını devam ettirmek ister. 

Said Nursî bunların hepsini “duâ” olarak anıyor. Ona göre çekirdek “istidat diliyle”, kuzu “fitrî ihtiyaç diliyle”, denize düşen de “ıztırar diliyle” Allah’a duâ ediyorlar. Bizim duâ diye bildiğimiz ve elimizi açarak Rabbimizden talepte bulunmamız ise duânın dördüncü kategorisini teşkil ediyor. Nursî’ye göre bu meşhur duânın da “kavlî” yani sözle ve “fiilî” yani amelle ilgili olmak üzere iki çeşidi bulunuyor. Bir öğrencinin başarılı olması için derslerine yoğunlaşması fiilî duâ, ellerini açarak Allah’tan başarı dilemesi de kavlî duâ oluyor.

Aslında her insan, çeşitli alanlarda, bir şekilde fiilî duâyı yapıyor (yapmıyorsa zaten “sebepler dünyasında” o kişinin elde edeceği bir şey bulunmuyor). Çiftçi toprağını sürerek, ekerek, sulayarak ürün alma çabasını ortaya koyuyor. Bir sporcu derece elde etmek için gece-gündüz antrenmanlarda ter döküyor. Bir hasta şifa bulmak için doktora gidiyor, önerilen ilâçları alıyor. Evet, kişi ya da kişiler iman etse de etmese de bunlar birer fiilî duâ niteliğinde. Eğer burada, insanlar inanıyorlarsa hem bu fiilî tutumlarının bir duâ olduğunu biliyor hem de buna kavlî duâyı ekleyerek büyük bir ruhî itminan elde ediyorlar.

Biraz daha açarak ifade etmek gerekirse, ziraî faaliyetlerine iman nûru ile bakan bir çiftçi, işlediği toprağın “rızık verme” kabiliyetinde olmadığını, bunun ancak bir sebep olduğunu, ürün alması için güneşin ışığına, rüzgârın esmesine, yağmurun yağmasına vb. ihtiyaç bulunduğunu, bütün bunları da ancak Rezzak-ı Kerim’in ihsan edebileceğini tasdik ediyor, buna kavlî duâsını da ekleyerek tevekkül içinde, huzur dolu bir hali yaşamaya çalışıyor. Aynı şekilde bir hasta da gittiği doktorun, önerilen yöntemin ya da aldığı ilâcın “mutlak şifa kaynağı” olmadığını, olamayacağını, bunların, sebepler dünyasında, riayet edilmesi gereken fiilî duâ olduğunu benimsiyor, ardından samimî şekilde kavlî olarak da O’ndan şifa talep ederek “kulluğa yakışır” bir tutum sergiliyor.

İman nûru ile bakıldığında “duâ” faaliyetinde şöyle bir tablo gözleniyor: İnsanların insaniyetlerinden kaynaklanan ve sayısız denilebilecek ihtiyaçları ve arzuları var. Bunların gerçekleştirilebilmesi için imkân ve iktidar da gözükmüyor. Nursî’nin teşbihi ile, bir çocuğun elinin yetişemediği bir ihtiyacını onu yapabilecek ebeveyninden işaret ederek ve ağlayarak istemesi gibi mü'min de hem bu dünya hayatına ilişkin hem ebede kadar uzanmış arzuları için, bu âlemde tezahürlerine bakarak Sonsuz Kudret sahibi olduğuna inandığı Rabbi’ne müracaat eder. Talebiyle ilgili yapması gereken fiilî çabalar varsa bunları ortaya koyar. Sonra elini açarak O’na seslenir, O’nu çağırır, O’ndan yardım ister. Ve bilir ki O her talebi duyar, her duâya “icabet eder”, ama hikmeti ve rahmeti gerektirirse o talebi yerine getirir, değilse o talebi kişinin ahireti hesabına kaydeder.

İşte bu tablo çerçevesinde iman nûru duâ vasıtasıyla mü'mine Rabbini hatırlatır, Rabbine olan imanına ziyadelik katar, Rabbinin “mücîbü’d-daavât: Duâlara icabet eden”, “kâdiyu’l-hâcât: İhtiyaçları karşılayan” gibi özelliklerini gösterir. 

Said Nursî bu hususa şöyle işaret eder:

“Duânın en mühim ciheti, en güzel gayesi, en tatlı meyvesi şudur ki, “Duâ eden adam anlar ki; Birisi var; onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder”.

Okunma Sayısı: 801
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı