29 Kasım 2013, Cuma
“Şu aziz vatanın taşları, toprakları, abideleri, kubbeleri, câmileri, minareleri, mezar taşları, türbeleri; Kur’ân’ın tebliğ ettiği zemzeme-i tevhidi haykırıyorlar.”
Bediüzzaman Said Nursî (İşarat-ül İ’caz)
Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacaktı. Açılış merasimi ilân edilmiş, belirtilen günde halk akın akın camiye gelmişti.
Herkes hayranlıkla camiyi seyre dalmışken, bir çocuk bağırmaya başladı:
“Hey! Şu minareye bakın, nasıl da eğri olmuş!”
Herkes minareye baktı, fakat eğrilik görünmüyordu.
Ama çocuk kimseye inandıramasa da bağırmaya devam etti.
Hadiseyi haber alan Mimar Sinan hemen çocuğun yanına geldi ve sordu:
“Yavrum, hangi minare eğri? Söyle bakalım.”
Çocuk eliyle minarelerden birini gösterdi.
Bunun üzerine Mimar Sinan hemen adamlarını topladı:
“Uzun halatlar getirin, minareyi düzeltelim.” dedi.
Halkın şaşkın bakışları arasında halatları minareye bağlattı ve çektirmeye başladı. Çocuğa da:
“Oğlum, bak minareyi doğrultuyorum. Sen dosdoğru olunca haber ver.” dedi.
Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı. Bir süre sonra çocuk:
“Tamam, minare doğruldu.” dedi.
İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler. Başından beri izleyen ustalardan biri herkesin aklını kurcalayan soruyu sordu:
“Mimarbaşımız, Siz minarede eğrilik olmadığını bizden daha iyi biliyorsunuz. Neden onun için böyle uğraştınız?”
Mimar Sinan’ın cevabı, bir kez daha bu büyük eserin sahibi olduğunu ispatlıyordu:
“Tabi ki biliyorum. Ama çocuğun kafasındaki “minare eğri” kanaatini silmem gerekirdi. Eğer bu yönteme başvurmasaydım, çocuk bunu pek çok yerde söyleyecek ve bu düşünce insanlar arasında yayılacaktı.”
Okunma Sayısı: 696
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.