Her ebeveynin en büyük arzusu, bir şekilde, evlâdına güzel bir yuva kurmak. Tabiî, burada kastedilen güzellik, kişilerin fizikî güzelliğinden çok, arzulanan yuvanın yapısındaki, yapılışındaki güzellik.
Bunun için ne zahmetler çekilir ne paralar ekilir ne diller dökülür…
Hayırlı olması dilenen bu teşebbüsün adı, “nişan”dır.
Nişan, âdetimizde, evliliğe ön hazırlık mahiyetinde yapılan merasimle durumu eşe, dosta ilândır. Diğer yönüyle iz, işaret, belirleme manasına da gelir, nişan. Hatta askerî literatürde nişan, bir hedefi gözüne kestirme, o nesneye kilitlenme demektir.
Ebeveyn, kızına ya da oğluna uygun bulduğu birini belirler ve evlâdının fikrine sunar veyahut onlar birbirlerini belirlerler -ki bazen böyle oluyor- ve daha sonra ebeveyni bilgilendirirler.
Göz görür, gönül akar.
İnisiyatif birincide ana-babadayken, ikinci şıkta, ana-baba tasdik makamında yer alır. “Eh, ne yapalım” derler, “madem çocuklar istemişler” diyerek kalkar, yola düşerler. “Nasıl olmuş”una, “nasıl bulmuş”una; işin şer’î tarafına bakacak pek de zaman kalmamıştır, bu durumda.
Eş-dost ile merasim yapılır, yüzükler takılır. Fakat, ardı sıra, arka plânda bir ince sızı belirir!
Taraflardan bir taraf, “Efendim, çocukları nişanladık; bundan böyle birbirleriyle görüşeceklerine göre, gelin, dinî nikâhlarını yapalım da birbirlerine nâmahrem olmasınlar” der.
İyi de görüşmede ölçü, ne?
Çoğu zaman erkek tarafından gelen “dinî nikâhlarını kıyalım” talebine, kız tarafı, “Ya yeni akrabamız yanlış anlarsa ya hoş karşılanmazsa!” endişesiyle karşı koymayıp / koyamayıp, bir hocanın huzurunda “aldık-verdik” denilir; iş, böyle bitirilir. Esasında, iş bitmez; bilakis, o anda başlar hayat yolculuğu.
Gençler güvenilir, niyetler de sâfî ise, doğru yolda, yollarına revan olurlar. Yok his, heves ağır basıyorsa, işin akıbeti nicedir?
Çünkü olanlar olmuş, atı alan Üsküdar’ı geçmiştir!
Elbette ki temennimiz bunun böyle olmaması, hoşa gitmeyen şeylerin yaşanmamasıdır. Ama, yaşanmış olanları da göz ardı etmemek; ondan, “Umur-u hayriyenin [hayırlı işlerin] çok muzır mânileri olur” hakikatince, ders çıkarmak gerekir.
Buradaki problemin sebebi; gençlerin, evlenmeden önce, lüzumundan fazla yol alması. “Nasıl olsa nişanlandılar” anlayışıyla; “nasıl olsa oturup kalkacaklar” gibi sakat bir düşünce yapısıyla kapıların vaktinden önce aralanması.
Maazallah, ya bir terslik olursa; yandı gülüm keten helva!
Her ne kadar toz pembe görünse de, son derece hassasiyet ve dikkat gerektiren nişanlılık aşamasında haddi aşmamak, doğrulardan şaşmamak gerekir.
Gençlere, gönül kâşanesi olacak yuvanın kurulmasına ramak kalmışken, durumu riske atmamak; dürüst, sabırlı, itidalli ve dahi, muamelatta sünnete uygun davranmak, mutlu bir evlilik için en emin yol olsa gerek.