"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur’da kuvve-i hayaliye (1)

Meral DEMİRDÖĞMEZ
29 Kasım 2021, Pazartesi
Bilindiği gibi insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmet ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat olan Rabbini tanımak, O’na iman edip, ibadet etmek. Aynı zamanda fıtratına derc edilen akıl, kalp, vicdan, ruh, sır ve daha birçok duygu ve lâtifeleri de yaratılış maksadına uygun işlettirmektir.

Bu lâtifelerden biri de Risale-i Nur’da dimağ olarak geçen, aklın ilk mertebesi olan tahayyül, hayal kuvvemiz.

Hayal sözlükte; gerçek olmayıp, insanın zihninde tasarladığı şeyler olarak geçer. Bu mananın ne kadar noksan ve kısır olduğunu ancak Risale-i Nur penceresinden baktığımızda anlayabiliyoruz.

Risale-i Nur’da kuvve-i HAYALİYE;

_ Manevî bir vücuda sahip

_ İnsan havassının en genişi, en sür’atlisi

_ Batınî bir hasse olup, kalbin Hadimi

_ Üzerine binip, âlemleri seyrettiren havas

_ Bir nevi eşyayı tayedip, âlem-i şehadetten sıyrılma hali

_ Bir sinematograf

_ Allah’ın kudret ve cemallerinin akisleri

_ Aklın tasvircisi olup, ebede namzet

_ Hazine-i Rahmetin anahtarı

_ Sırr-ı temsil ile hakikati kabul eden

_ Dimağda ilk mertebe

_ İnsanın sınırsız duygularının mukaddimesi noktasında önemli bir işleve sahip olan kuvvemiz.

Bu başlıkların tafsilatını Risale-i Nur hazinesinde bulabiliriz. Meselâ 31. Söz 2. Esasda geçen ifadelerden, hayalin manevî bir vücuda sahip olduğunu; insan kâinatın misal-i musağğarı olması cihetiyle, herbir manevî duygumuzun kâinattaki âlemlere işaret ettiğini; kuvve-i HAYALİYEnin de misal âlemine açılan bir pencere olduğunu görüyoruz.

30. Lem’ada” ”Haşiye: “İnsanın ruhu âlem-i ervahtan ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden ve hakeza herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücudlarına kat’i şehadet ederler.” ifadesi hayalin, bir cihetine nazarları çekiyor.

13. Söz hüve nüktesinde ise, ”Gördüm ki âlem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve herbir fotoğraf hadsiz hadisat-ı dünyeviyeyi aynı zamanda, hiç karıştırmayarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye; ve faniyatın, fâni ve zail hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini, sermedi temaşagâhlarda ve Cennette saadet-i ebediyye ashaplarına dünya maceralarını ve eski hatıralarını, levhaları ile gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinası olarak bildim.” ifadesinden, hayalin bir simatograf (tarihçe-i hayat) olduğu anlaşılıyor.

Hayalin bu cihetine, Muhakemat 3. meselede geçen bölüm, misal olarak verilebilir: “Bak, nerede olursa olsun, ”mübareze” lâfzı, pencere gibi meydan-ı harbi, içinde harp olarak sana gösterir. Evet, çok böyle kelimeler vardır; hayalin sinematografisi denilse caizdir.”

Hisler beş duyu ile aldıklarını (ses, görüntü gibi) hayale gönderir. Hiçbiri karışmadan hayalde depolanır. Bu sebeple insanın ağzından çıkan bir kelimenin ihtiva ettiği mana, hemen gözünde canlanır.

Hayalin bir ciheti ise zamanla kayıtlı olmaması. Bu ciheti akla yaklaştıran ifadeleri 28. Sözde görüyoruz: “Hz. Cebrail Aleyhisselâm bin yıldızda bir anda, hem Arşda hem huzur-u Nebevide hem huzur-u İlâhide bir vakitte bulunması; hem Hz. Peygamberin (asm) haşirde bir anda ekser etkıya-i ümmetiyle görüşmesi ve dünya da hadsiz makamlar da bir anda tezahür etmesi; ve evliyanın bir nev’î garibi olan abdalların bir vakitte çok yerlerde görünmesi; ve herkesin kalp, ruh, hayal cihetiyle bir anda pekçok yerlerde temas edip, alâkadarane bulunması malûm ve meşhuttur.”

31. Sözün 2. basamağında ise hayalin genişliği ve sür’ati nazara verilerek, Efendimiz’in (asm) hayal sür’atinde âlem-i şehadetten sıyrılıp, hem ruh hem cismi ile Mi’raca çıktığına işaret edilmiştir.

Bu noktada ise hayal kuvvesi, hakikate ulaşma yolunda bir vasıta olarak düşünülebilir.

İşarat’ul İ’caz’da Bakara Sûresi 4. âyette haşir ve ahiretin ispatı yapılırken;

“Rahmet-i İlâhiyenin en lâtifi, en zarifi, en lezizi olan muhabbet ve şefkatini, ebedî firak ve hicran ile karşıladığınızda vicdan, hayal ve ruh ne hale gireceklerdir,” ifadesinden ruh, vicdan gibi hayalin de ebedî firaktan müteellim olacağını anlıyoruz.

Nasıl ki insan mahiyeti itibariyle ebede namzettir, elbette duygu ve lâtifeleri de ebed isteyecektir. Dolayısıyla hayal kuvvesi, ahirete işaret eder, diyebiliriz.

Hayal; hazine-i Rahmetin anahtarıdır. 7. Şuâ 4. Hakikat: “Rezzak-ı Rahim, onlara daha geniş rızık vermek için göz ve kulak, kalp ve hayal ve akıl gibi o lâtifelerin her birisini hazine-i Rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış.” Ve keza “….. her biri birer âlemin anahtarı olur, iman ile istifade eder.”

Misal âleminin hazinelerini açan anahtar da kuvve-i hayaliyedir. Bu anahtarı nasıl kullanacağız?

30. Lem’a 5. Şuâ: Meselâ: “İsm-i Kayyumun cilve-i azamını görmek istersek, hayalimizi bütün kâinatı temaşa edecek, biri en uzak şeyleri, diğeri en küçük zerreleri gösterecek iki dürbün yapıp, öyle bakıyoruz ve görüyoruz ki; .....” Konunun devamında Üstad Hz. hayal anahtarı ile İsm-i Kayyuma bir pencere açıp, hayal dürbünü ile o hazinenin cüz-î bir kısmını gösteriyor. Diğer Esmalar buna kıyas edilebilir. Fakat hayal anahtarını işlettiren imandır, unutmamak lâzım.

—Devamı var—

Okunma Sayısı: 1039
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • H.ibrahim Karahan

    29.11.2021 05:53:15

    Allah razı olsun

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı