"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursî: “Bu bayramda bu bayrağı takmak hakkımdır!”

Mikail YAPRAK
29 Ekim 2020, Perşembe 00:01
Yıl 1948.

Afyon Hapishanesi Müdürü Mehmet Kayıhan'ın bir Cumhuriyet Bayramında, Said Nursî'nin koğuşuna astırdığı bayrak hâdisesi, sanki onu yanlış anlayanlara ders verdirecek ve nesilden nesile intikale edecek, kaderin hazırladığı bir ders programıdır.

Güya Bediüzzaman, koğuşuna asılan bu bayrağı istemeyecek, reddedecek, yırtacak veya yırttıracak. Müdür eliyle hazırlatılan bu plan da böylece maksadına erişmiş olacak.

Halbuki Üstad Said Nursî, koğuşuna asılan bayrağı görünce, şu notu hapishane müdürüne gönderiyor:

"Müdür Bey, size teşekkür ederim ki, Kurtuluş Bayramının bayrağını koğuşuma taktırdınız. Harekât-ı milliyede İstanbul'da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki 'Hutuvat-ı Sitte' eserimi tab' ve neşrile, belki bir fırka asker kadar hizmet ettiğimi Ankara bildi ki; Mustafa Kemal şifre ile iki defa beni Ankara'ya taltif için istedi. Hattâ demişti: 'Bu kahraman Hoca bize lâzımdır.' Demek benim bu bayramda, bu bayrağı takmak hakkımdır."

Aslında geçmişten bugüne ve bugünden geleceğe hakikî mânasıyla Cumhuriyeti mânen ve fikren hayata geçiren, yaşanabilir ve yaşatılabilir kılan, (kendi ifadesiyle) dindar bir cumhuriyetçi olan Said Nursî'nin fikirleridir. Onun seksen küsur yıllık hayatı bunun ispatıdır. Daha mühimi, Kur'ana dayanan eserleri ve Cumhuriyeti, Hulefa-i Raşidin'in sistemiyle irtibatlandıran fikirleri bütün tazeliğini korumaktadır.

Doksan yedi yıllık Cumhuriyetin ilanından bugüne, onun ruhunu rencide eden ve mânasıyla asla bağdaşmayan eylem ve fikirler sözde cumhuriyetçilerden sudur etmiştir.

Çünkü Cumhuriyet tarihinde ülkemiz, maalesef sıkıyönetim ve olağanüstü halleri çok defa yaşayarak bugünlere gelmiştir.

21. yüzyılda hâlâ darbe teşebbüslerine, hâlâ devletçe olağanüstü hal uygulamalarına maruz kalınmışsa, çok açık ve net bir ifadeyle bu hal; milletçe ve devletçe takip edilmesi gereken doğru yolun ve istikametli çizginin tam bulunamamış, demokrasinin hâlâ hazmedilememiş olmasının, kurtuluş reçetelerinin yanlış kaplarda sunulmasının ve yanlış kapılarda aranmasının açık göstergesidir.

Bugüne kadar olanlar oldu. Bari bundan sonra adımlar düzgün atılsa.. Bari bundan sonra aynı hatalara düşülmese.. İbret alında ki, tarih tekerrür etmese..

Belli ki Allah (cc) ülkemizi koruyor, inayetini esirgemiyor. En ağır ve en dehşetli felâketi bile bir “uyarıcılık” mesabesinde, “aklı başa aldırma” noktasında tutuyor. Belli ki, bu ülkenin ind-i Îlâhîde ve yeryüzünde bir ayrıcalığı vardır. 

Bugün ülkede her alanda “olağanüstü olumsuzluk hali” yaşanıyor.

Geliniz bu olumsuz gidişatın mecrasını el birliği ile müsbet alana kaydıralım. 

İnsanca, Müslümanca ve hür yaşayabildiğimiz yeni bir Türkiye özlemi içinde, olumsuz gidişattaki olağanüstü halimizin, yine olağanüstü bir inayetle olumlu gidişata dönüşmesi için fiilî ve kavlî duamızı yapalım.

Ve son olarak, Yeni Asya'nın 21.02.1970 ilk sayısının başyazısından bazı pasajlar aktaralım. Sanki bugün yazılmış gibi..

“Cumhuriyetin beşiği Asr-ı Saadet, demokrasinin beşiği de Asya’dır. İslâm demokrasisinin en muhteşem, en heybetli, en âdil, en faziletli idaresine Asya sahne olmuş, Asya’nın evlâdı olan Türk milleti de bu kıt’a üzerinde İslâm olmuş, bu kıt’a üzerinde İslâmın bayraktarlığını yapmıştır.”

“Asya, hak, adâlet ve fazilet mektebidir. İnsanlığın terbiyegâhı olmuştur. İnsanlığın kıblesi de Asya üzerindedir. Asya bugün geri kalmışsa, fazilet ve adâlet yerine, zulüm ve şerre sahne olmuşsa, bu sînesinde barındırdığı cevherin işletilememesi yüzünden olmuştur.”

“Asya insanı Avrupalıların esareti altına girmişse, bu, İslâmın emrettiği şûrâyı, meşvereti, istişareyi terk etmesinden olmuştur.

Evet, “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır.” Onun bahtını, talihini açacak, onu geliştirip inkişaf ettirecek istibdat değil, diktatörlük değil, tahakküm değil; şûrâdır, meşverettir, cumhuriyettir... Yeni Asya, işte bu mâdeni işletmek, bu cevheri yeniden ortaya çıkarmak için gazetemize  isim olmuştur.”

Okunma Sayısı: 5703
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mikail Yaprak

    29.10.2020 21:28:10

    Değerli yorumlarıyla katkı sağlayan ağabey ve kardeşlerime selam, hürmet ve muhabbetlerimi arzederim. Sağ olun, var olun!..

  • Abdulkadir

    29.10.2020 17:18:42

    Evet;Üstad, 'dindar bir cumhuriyetçi olduğunu' yıllar öncesinde dile getirmişti.Hatta hapishanede;ona gelen çorbanın suyunu içer,tanelerini karıncalara verirdi."Bu karınca milleti cumhuriyetçidirler,ondan dolayı çorbanın tanelerini onlara veriyorum" buyurmuştur.Dindar cumhuriyetçi olmak başka,ırkçı ve cumhuriyetçi olmak başkadır.Hatta ırkçı olan;cumhuriyetçi olamaz desek,yanılmış olmayız sanıyorum.Üstad gibi hakiki bir cumhuriyetperver;tüm dünyaya örnek teşkil etmelidir.Cumhuriyet'in beşiği Asr-ı Saadet,demokrasinin beşiği de Asya'dır.Ve Asya'nın bahtının miftahı da,meşveret ve şûradır.Yeni Asya da hakiki cumhuriyetçi bir yayın organıdır,Elhamdûlillah.

  • Orhan Kaşlıoglu

    29.10.2020 16:22:30

    Gayet güzel ,bu hakikatları anlayıp anlatanlara,ve uygulayanlara ne mutlu.

  • İsmail Atak Cebecili

    29.10.2020 11:18:31

    Bazı Fesat Komiteleri, Fitne odakları işbirlikçilerinin dinci tacir olarak Hz. Bediüzzaman’a hücumlarının arttırıldığı günümüzde, bu yazı ayrıca önem kazanmıştır. “Cumhuriyetin beşiği Asr-ı Saadet”in Önderi’nin Veladet’i ile “demokrasinin beşiği Asya’yı/Türkiye- temsil eden Cumhuriyet’in aynı güne gelmesi acip bir tevafuktur. Zira, Hicri takvime göre gün, Çarşamba akşamı ile başlar, Perşembe akşamı ile biter. Harekât-ı milliyede İstanbul'da, İngiliz ve Yunan aleyhindeki 'Hutuvat-ı Sitte' eserini tab' ve neşr ile Kurtuluş Bayramının bayrağı’nı elinde tutan BSN/Kahraman Hoca, Devlete, Millete, ehl-i imana, Nurculara yol göstermiş, alçak fitneci ve iftiracılara, ta 1947 yılında cevabını vermiştir.

  • Bülent Biçer

    29.10.2020 11:10:16

    Günün okuduğum ilk yazısı... Aklıma, kalbime ve ruhuma gıda verdiniz... Rabbimde sizlere versin inşallah Mikail Bey... Cumhuriyet Bayramınızı ve mevlid kandilinizi kutlar, Cenabı Haktan hayırlara vesile olmasını dilerim...

  • Oğuz Yiğiter

    29.10.2020 04:30:08

    Gerçekten, bu kadar acılar ve bedel ödemelerden sonra, hiç olmazsa bundan sonra, deneme yanılma ile nelerin olup olmayacağını görmüş bir Millet olarak, önümüzde bizi bekleyen, toplumsal restorasyon ve rehabilitasyon süreçlerinde, evrensel kriterlere daha fazla ayak diretmeden, sühuletle bu işi başarma iradesini göstermek bu kadar zor olmasa gerek... Tebrikler, dualar...

  • Mehmet

    29.10.2020 03:46:05

    Sayın yazar abi aşağıda latif abinin yazısını okuyun.27 yıl seçim yapılmadı bu ülkede

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı