"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rumuz Risalesinde dikkat çeken ifadeler - Said Nursî’yi Jung Psikolojisi üzerinden okuma denemesi - 2

Prof. Dr. İbrahim ÖZDEMİR
24 Mart 2026, Salı
Bu çerçevede Rumuz Risalesindeki şu ifadeleri dikkat çekicidir (1923 yılında telif edilmiştir):

Prof. Dr. İbrahim ÖZDEMİR
Amerikan İslâm Üniversitesi, Rektör Yardımcısı Üsküdar Üniversitesi, Öğretim Üyesi

“Herkes insanlarla meşgul. Ben insanlardan usandım. Misafirlerle mübahase daha hoşuma gidiyor. Uyanıkken zihnimde karanlık oluyor. Âlem-i menama (uyku ve rüya alemine) girdikçe bir vuzuh (açıklık, netlik) geliyor.” 

“Rüyada bana denildi ki: ‘Kur’ân’ın i'cazını kısa ve öz anlat.’” (ESDE Rumuz, 2020 Baskı, s. 365.)

Bu birkaç cümle, aslında çok derin bir ruh hâline işaret ediyor.

Bu ifadeler ve kavramlar, modern psikolojinin özellikle Jung’un rüya nazariyesi çerçevesinde okunduğunda, yalnızca bir “manevî tecrübe anlatısı” değil; aynı zamanda güçlü bir derunî kişilik yapısının, arketipsel, (üretken) bilinçdışının ve mistik tipolojinin ipuçlarını taşıyan ifadeler niteliği kazandığı görülebilir.

“İnsanlardan usandım” ifadesi içe dönük (introvert) mistik tiplerin bir özelliğidir. Jung’a göre bazı fertlerde psişik enerji dış dünyadan ziyade iç dünyaya yönelir (introversiyon). Üstadın “Herkes insanlarla meşgul… Ben insanlardan usandım” ifadesi, sosyal kaçıştan ziyade derunî gerçekliğin dış gerçeklikten daha yoğun yaşandığını gösterir. 

Jung bu tip kişilikleri “mistik-düşünür tipi” olarak tanımlar: Dış ilişkilere karşı yorgunluk, iç diyaloga eğilim ve sembolik düşünceye açıklık...

Nursî’nin “misafirlerle mübahase” dediği şey, Jung’cu dilde bilinçdışı şahsiyetlerle diyalogtur. Bu da bir patoloji belirtisi değil; arketipsel bilinçdışıyla ilişki kurabilen yüksek sezgisel tip göstergesi olarak anlaşılabilir.

Nursî’nin buradaki en Jung’cu cümlesi şudur: “Uyanıkken zihnimde karanlık oluyor… Âlem-i menama girdikçe bir vuzuh geliyor.”

Bunun sebebi, Jung psikolojisinde rüya, bilinçten daha derin bir hakikat katmanına ulaşma şansı sunmasıdır. Bilinç ise sınırlı ego perspektifini temsil ederken, rüya tüm psişenin sesidir.

HAKİKAT RÜYADA ULAŞIYOR

Üstad Nursî’nin burada açıkça ifade ettiği husus şudur: 

Hakikat, bana rüyada daha açık ve net bir şekilde ulaşmaktadır. Bu da Jung’un “bilinçdışı bilinçten daha bilgedir” tezinin klasik bir örneğini teşkil etmektedir. 

Jung, Jakob Böhme, Swedenborg ve Teresa of Ávila gibi Hıristiyan mistiklerde bu durumu sıkça gözlemlediğini belirtir. Bu yoruma göre bakıldığında, Aynü’l-Kudat, İbni Arabî, Mevlâna vb gibi üstad Nursî’nin de aynı tipolojide yer aldığını; rüyada fikrî olarak netlik yaşayan mistik bir düşünür olduğu görülebilir.

ARKETİPSEL ÖĞRETMEN FİGÜRÜ

(Editör notu: Arketipsel insanlığın ortak bilinçdışında yer alan, kökeni çok eskilere dayanan evrensel semboller, temalar veya davranış kalıpları [arketipler] ile ilgili olan demektir. İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung'un ortaya koyduğu bu kavram; mitoloji, rüyalar, edebiyat ve sanatta sıkça karşılaşılan "kahraman," "anne," "gölge" gibi temel yapıtaşlarını tanımlar.)

Üstadın rüyalarında kendisine soru sorulması da Jung açısından önemli bir göstergedir. Jung rüyalarda görülen “Bilge ihtiyar” tipini de tanımlar. Bu figür, soru sorar, görev verir, bilgi talep eder ve rüya sahibini yönlendirir. 

Üstadın rüyasında aldığı: “Kur’ân’ın mu’cizeliğini kısa ve öz bir şekilde beyan et” buyruğunun tam olarak bu arketipsel yapıya uyduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda rüyadaki “misafir,” manevî bir rehber ve müşterek bilinçdışı temsilcisi olarak yorumlanabilir.

Jung’a göre bazı rüyalar bireyin hayatının yönünü belirler. Bunları çağrı (misyon) rüyaları (call dreams) olarak adlandırır. Jung’un verdiği örnekler Pavlus’un Şam yolunda yaşadığı aydınlanmayı, Dante’nin rehber rüyasını ve Goethe’nin yönlendirici imgelerini içerir.

İbni Arabî ve Nursî de gördükleri rüyaları sıradan rüya olarak görmemişler; hayatlarını bu rüyaların yorumları ışığında belirlemişlerdir. Her ikisi de rüyalarında aldıkları misyon gereği, doğdukları yurtlarına bir daha dönmemek üzere uzun bir yolculuğa çıkmışlardır. İbni Arabî, Şam’da, Said Nursî ise Urfa’da ebede giden yolculuklarına devam etmişlerdir. 

Jung'un tanımına uygun olarak, Üstad kendisini hiçbir zaman masasının başında ya da kütüphanesinde eserlerini yazan klasik bir âlim olarak görmemiş; aksine, onun psişik yapısı onu bulunduğu şartlar ne olursa olsun yazmaya yönlendirmiştir. 

— Devam edecek—

Okunma Sayısı: 168
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı