"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kimyager tacir

M. Said BAYRAKLILAR
24 Mart 2026, Salı
Bediüzzaman; kıyafetine bakıp onu tacir zannedenlere tacir olduğunu söylüyor.

Fakat nasıl bir tacir olduğunu kendisi tarif etmek şartıyla. Her yerde olduğu gibi burada da bir tecdid yapma peşinde. Zaten Bediüzzaman’ın hayatının hemen her alanında bir tecdid görüyoruz.

Araştırma ve geliştirmenin önemini kavramış ve bu işe büyük bütçeler ayıran çağımıza imam olabilecek bir zâtta bulunması gereken en önemli özelliğin tecdid olması gayet fıtrîdir. Bizlere düşen ise ona layık takipçiler olmaya gayret etmektir.

Bediüzzaman’ın nasıl bir tacir olduğuna geçmeden önce tacir kelimesine kısaca bakalım. Tacir, ticaret yapan kişi demektir. Bir abimizin ifadesiyle “basiretli iş adamı.”

Peki nedir basiretli iş adamı? Bir yerde veya zamanda kıymeti olmayan yahut az kıymetli olan bir malı alıp, onu daha kıymetli olduğu yerde veya zamanda satarak menfaat elde eden kimse.

Burada basiret neden gereklidir? Çünkü basiret sayesinde kişi malın nerede ve ne zaman kıymetli olacağını doğru öngörebilir. Eğer bu öngörüde hata ederse ticaretinde batması kaçınılmazdır.

Bu yönüyle tüccar; bir ürüne katma değer katarak menfaat elde eden kimse demektir. Bildiğiniz gibi bu aynı zamanda Resûl-ü Ekrem’in(asm) de sünnetidir. Bediüzzaman da bu sünnete ittiba ederek tacirlik yapmıştır. Zaten insan bu dünyaya ticaret için gönderilmiştir. Ticaretinde kazancı çok olanlardan olmak duasıyla.

Bu durumda Bediüzzaman’ın bir şeyi alıp ona katma değer katarak satması gerekir. Şimdi onun tarifine bakalım:

“Evet, tacirim; hem de kimyagerim.”

Yani sadece tacir değil; kimyager bir tacir.

Peki kimyager bir tacir nasıl olur?

Bediüzzaman bu soruya iki maddeyi mezcettirerek katma değer sağladığını söyleyerek cevap veriyor. Yani ucuza aldığı maddeleri bir araya getirerek onları çok daha kıymetli bir şeye dönüştürüyor.

Burada “mezc” kelimesine dikkat etmek gerekir. Bu kelime basitçe karıştırmak anlamında değildir. Kimyasal bir reaksiyon meydana getirerek bambaşka bir madde elde etmek anlamına gelir.

Meselâ hidrojen ve oksijenden su elde etmek gibi. Su, kendisini meydana getiren elementlerden tamamen farklı bir şeydir.

Peki, bu iki madde nerede bulunur?

Bediüzzaman buna “insanların kalplerinde” diye cevap veriyor. Fakat o enfes ifade tarzıyla. Merak edenlerin ilgili eserden okumalarını tavsiye ederim. Bu ifadedeki tasvirlerin ayrıca açılması gerekir; ancak bu başka bir yazının konusu.

Demek ki Bediüzzaman, her insanın kalbinde bulunan iki maddeyi bir kimyager hassasiyetiyle mezcettirerek o kalpleri kömürden elmasa çeviriyor.

Unutmamak gerekir ki hangi maddelerin, hangi ortamda ve hangi ölçüde bir araya getirileceğini bilmeden elmas elde edemezsiniz. Eğer bu mümkün olsaydı, herkesin kalbinde bulunan bu maddeler kendiliğinden iman, muhabbet, sadakat ve hamiyet üretirdi.

Öyleyse o kalpleri o kimyagere emanet etmek gerekir ki kıymetlensin. Biz de böylece kârlı bir ticaret yapmış olalım.

İmanını, muhabbetini, sadakatini ve hamiyetini kaybetmeye yüz tutmuş bu asrın insanlarının Bediüzzaman gibi bir kimyager tacire ne kadar muhtaç olduğu açık değil mi?

Peki, sizce nedir o iki madde?

Okunma Sayısı: 186
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı