"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Said Nursi Dinle Bilimi buluşturdu

23 Mart 2026, Pazartesi 05:13
Bediüzzaman’ın gönül köprüleri kurararak iletişim kurmayı esas alması önemli. şiddete, kavmiyetçiliğe karşı olması da, din ve bilim köprülerini buluşturması da çok kıymetli.

RÖPORTAJ: NACİYE KAYNAK DOYRAN

Takdim

Ufuk Uras, ülkemizin sol cenahından toplumsal sorunları dert edinen ve bunları siyasetin içinde, akademide, medyada dile getiren bir aydınımız. Kendi düşünce dünyasına muhalif isimleri de saygıyla dinleyebilen, okuyabilen bir isim. Bu yönüyle ve ülkenin demokratikleşmesi adına yaptığı tercihleri sebebiyle sol kesimden başta olmak üzere birçok kesimden eleştirilmiş bir akademisyen. Uras bugünlerde ise kalan ömrünü okumayı düşündüğü kitapların içinde geçiriyor.  Ufuk açıcı bulduğum sohbetimizden Bediüzzaman Said Nursî ekseninde olan kısımlarını aşağıda takdim ediyoruz. Aile büyüklerine dair küçük ve ilginç anektodlar eşliğinde. Keyifli okumalar... 

Sosyal medya platformu X’te 13 Aralık 2025 tarihinde “Şerif Mardin’in Nurculuk hareketini incelediği kitabı, Metin Çulhaoğlu çevirisiyle yayınlandığında pozitivist elitlerin nasıl şoka girdiği bugünden bakınca daha iyi anlaşılıyor” şeklinde bir cümlenizi yayınlamıştınız. Bu cümleyle ne demek istemiştiniz?

Şerif Mardin Hoca bir tabuyu yıkmıştı. Metin Çulhaoğlu gibi bir sosyalist, kitabı Türkçe’ye çevirdi. Özellikle üniversitelerde, yani seküler bir dünyada, Bediüzzaman’la ilgili bir akademik çalışma yapmak çok alışılagelen bir şey değildi.

O yüzden “Nasıl olur da bizim üniversite çevresinden birisi böyle bir konuyu ele alır” itirazlarına aldırmaması ve bu konuyla ilgili hakikaten çok nitelikli bir çalışma ortaya koyması önemliydi. Çünkü pozitivist dünya inanç ve bilim alanını ayrı kompartımanlarda değerlendirdiği için bu bütünlüğü göremiyor. İncelediğiniz konuya mutlaka sempati duymanız gerektiğini de varsayıyor. Böyle bir durum da yok, dışarıdan objektif olarak bakabilirsiniz. Tarafı olmadan da inceleyebilirsiniz. Salt dinî zeminden de bakmanız şart değil. Şerif Mardin Hoca bunu başaran bir insandı. O yüzden çok kıymetli. Yani üniversitedeki bu pozitivist kabulleri aşınca arkadan gelen kuşaklar açısından bu tür “netameli” konuları incelemek daha kolay oldu. Ama Batıcının bir türlü Batılı olamaması hali hâlâ devam ediyor.

Bediüzzaman Said Nursî’yi ne kadar tanıyorsunuz? Onun Türkiye’de ifa ettiği rol neydi sizce?

Bediüzzaman eserlerinde bir çok konuyu ele alırken onun en temel özelliği şiddeti reddetmesi. Yani bir insanın ancak gönlünü kazanarak, köprüleri yıkarak değil, gönül köprüleri kurararak iletişim kurmayı esas alması önemli. Bu başlık bile başlıbaşına kıymet arzediyor.

Bediüzzaman’ın kavmiyetçiliğe karşı olması, din ve bilim köprülerini buluşturması da yani geleneksel olanla modern olanı hemhal etmesi de çok kıymetli.

Eserlerini okuma imkânınız oldu mu? Olduysa sizi en çok etkileyen mesajı hangisi?

En son Sözler Kitabı’nı -evimde vardı- bir kere daha okudum. İtiraf etmem gerekir ki, doktora derslerinde Osmanlıca dersi almama rağmen dil ağır ve ağdalı geliyor. Ama tabiî ki benim için önemli. Çünkü “Bir cümlede nasıl özetlersiniz?” derseniz, dinin verili kabulleriyle bilimsel dünyanın kabullerini buluşturan, bağdaştıran bir insan Said Nursî. İnanç alanıyla bilim alanının asla bağdaşmayacağı gibi pozitivist kabulleri sarsması açısından önemli.

Türkiye’de şöyle bir bakış açısı var. Bir teziniz var. O tezinizle uygun olmayan bir görüş ileri sürüldüğü zaman onu görmezlikten gelince ortadan kalkmış olmuyor. Meselâ bugünün popüler bilim dünyasında Harari’yi, Einstein’i ve benzerlerini düşünün. Bunlar kitaplarında inanç alanıyla bilim alanının zaten nasıl bağdaştığını, bir zıtlık oluşturmadığını anlatıyorlar. Ama adı Harari, Einstein olunca bizim seküler dünyada herkes kulağını açıyor. Başka bir alandan, başka bir inanç dünyasından gelince, Bediüzzaman gibi inanç dünyasından bir isimden gelince bunu görmezlikten geliyor. Ama siz görmezlikten gelince o ortadan kalkmıyor.

Benim temel kabullerimden bir tanesi, hayatta bilmediklerimizin her zaman bildiklerimizden daha çok olduğudur. Dolayısıyla “Benim bildiklerim bilmediklerimden daha fazla ya da bildiklerim yeterli” dediğinizde aslında siz bir dogmatik alan içinde sınırlı kalıyorsunuz. Dogmatizm bildiğine tutsak olmaktır.

Çünkü ne yaparsak yapalım bu kesintisiz bir süreç. Benim de komşularım ve arkadaşlarım arasında, Nur camiasından epey insan var, dostum var. Oradan biliyorum bu sonsuz arayışın kıymetini.

Zaten dinî bütün bir aileden geliyorum. Annem, babam hacıdır. Öyle bir aileden geldiğim için benim açımdan Japon turist gibi olma durumu yok. Ama tabiî ki biz de, kendi adıma söyleyeyim, tekamül ediyoruz. Ben de lise dönemlerinde daha reddiyeci bir perspektif içinde bakıyordum. Belli bir süre sonra inanç alanıyla bilim alanının birbirini tamamladığını görüyoruz.

Daha orta yaş döneminde siyasal İslâm, vs. gibi kategorilerle bakıyordum. Sonra bunun da pozitivist kabullerin içerisinde toptancı bir açıklama olması nedeniyle yetersiz kaldığını gördüm. Her şeyi açıklayan bir anlatı aslında hiçbir şeyi açıklayamıyor!

Şerif Mardin’in söz konusu kitabı hakkında sizin yorumunuz nedir? Said Nursî’yi hak ettiği şekilde anlatabilmiş mi? Yanlış yorumlar var mı?

Şerif Mardin Hoca’nın çalışmaları konunun bir başka bakış açısıyla da değerlendirilebileceğini gösterdi. O yüzden Mardin Hoca’nın bizim açımızdan kıymeti büyüktür. Daha sonra çok eleştiriler geldi, ama rahmetli hoca şimdi yanımızda olsa der ki “Yok, böyle düşünmüyorum.” Evet, eleştiriler geldi. Farklı okumaların olması da doğal. “Fazla Batı merkezli mi baktı, Oryantalist mi baktı?” diye meselâ. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum ama öyle düşünenlere de saygım var. Ben okurken öyle bir izlenim edinmemiştim.

Ama Mardin Hoca bir kapı açtı. Siz buyurun, siz nasıl görüyorsanız o yoldan tamamlayın. Mardin Hoca son sözü söylemedi. Hatta teşvik de etmiş oldu.

Eleştiriler de bence kıymetli. Onu aşmaya yönelik adımlar için bir zemin. Şerif Mardin Türkiye üniversitelerinde çok fazla gözükmeyen bir paradigmanın başlatıcısı oldu. Ne mutlu ona.

X’te zaman zaman Hz. Muhammed(asm) , Hz. Ali (rh), Bediüzzaman Said Nursî gibi İslâm büyüklerinden sözler paylaşıyorsunuz. Bir sosyalist aydın olup rahatça bu paylaşımları yapmanızda aile kökenlerinizin etkisi olabilir mi?

Mutlaka vardır. Çünkü ben çocukken Kur’ân-ı Kerîm’i herhalde 4-5 defa okumuşumdur. Mesnevî Şerhi’nden tutun da Fih-i Ma Fih’e kadar klasik dinî metinleri bilirim. O yüzden kendi değerlerimize bir Japon turist gibi bakmam. Kültürlerarasıcı bir yaklaşım sizi zenginleştiriyor. Budist bir metni paylaşınca kimse size “Budist mi oldun?” diye sormuyor, ama İslâmî bir metni paylaşınca gizli İslamofobi bir anda hortlayabiliyor. Üniversiteden bir arkadaşımı Süleymaniye Camii’ne götürmüştüm. “Burada ayakkabı mı satılıyor?” demişti! Ayakkabıların neden orada olduğunu anlamamıştı yani. Çünkü daha önce hiç girmemiş. Türkiye’de bu fikrî önyargılar yaygın. Devrimcilik kalıp kırıcılıktır, bir kalıba girmek değil.

Bilmediğine tepki duyarsın. Bu toplumun bilmem şu kadarının kültürel değerleri, dinî değerleri belli. Bediüzzaman’ın özelliği, bunları güncelle bağdaştırması. Modernist paradigma ile geleneksel paradigma arasında köprüler oluşturması. Gönül köprüleri oluşturması. O açıdan kıymetli bulurum.

Prof. Dr. Şerif Mardin’in, bu çalışması sebebiyle, Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) üyeliği üç kez engellenmişti. 2010 yılında, o zamanın TÜBA Başkanı Prof. Yücel Kanpolat’a engellenme sebebi sorulduğunda, “Şerif Mardin, Said Nursî üzerine çalıştı diye değil de, Said Nursî’yi fazla parlattı diye eleştirildi” demişti. Bu yoruma katılıyor musunuz?

Bu gibi ciddi konulara ayakkabı boyacısı gibi “çok mu parlatılmış” merceğinden bakılmaz. Şerif Mardin gibi birisini böyle bir bürokratik zihniyetle sorgulamak kimsenin haddi değil. Ama bu yeni bir şey de değil. Ziya Gökalp 1918’de Darülfünun diye bir şiir yazıyor bürokratik kafayı eleştiren. Bugün de Şerif Mardin’in dengi değil bu tür spekülasyonlar. Şerif Mardin eleştirilmez değil, tabiî eleştirilir, ama böyle bir zeminde değil. Meselâ Şerif Mardin, hayatında aktüel siyasetle çok ilgilenmiyor.

Ama sonra nasılsa bu YDH kurucularından oluyor. Cem Boyner’in partisi. Kendisine sorduklarında diyor ki “Burada bir umut gördüm.” Sonra YDH ne oluyor? 150.000 üye ile % 0.1 şeklinde bir oy alıyor. Bu da yine akademisyenlerden iyi siyasetçi olmayacağının, siyasî okumayı doğru yapamadığının -kendimi de dahil ediyorum- göstergesi!

Ama Şerif Hoca çok önemli bir damar açtı. Hepimiz onun fiilen öğrencisi olmasak bile ben hatırlıyorum onun yazdıklarını büyük heyecanla okurduk. Çünkü sizin ufkunuzu açan, zenginleştiren bir çerçeve sunuyor. Bu muhterem fikir savcılığına hevesleniyor, akademik parlaklığı zaaf sanıyor. Siz içeriğiyle ilgili farklı görüşler oluşturabilirsiniz. Ama Şerif Mardin’in kimsenin ünvanına falan ihtiyacı yoktu. Kendi kendilerine gelin güvey olmuşlar işte. Şimdi siz bu soruyu sorunca öyle tebessümle izliyorsunuz. Allah kimseyi bürokratik aklın eline düşürmesin!

Prof. Dr. Mardin’in kendisinin de sonraki yıllarda bu çalışmasını eleştirdiğini, daha iyilerinin yazılabileceğini söylediğini aktarıyor bir öğrencisi. Bediüzzaman hakkında Mardin’in bu çalışmasından sonra başka çalışmalar da oldu. Sizce onun hakkında en başarılı çalışma hangisi?

Hiç şüphe yok, insanın kendisiyle yetinmemesi, rekabeti başkalarıyla değil kendisiyle yaparak kendini aşabilmesi ne kadar örnek ve mütevazı bir davranış. Başka çalışmalarla ilgili puanlama yapmak haddim değil, mutlaka atladığım çalışmalar da olmuştur.

Türkiye’de tüm sekülerleştirme çabalarına, dinlerin küresel çapta maruz kaldığı aşındırma girişimlerine rağmen toplumun çoğunluğu nazarında İslâm hâlâ önemli bir yere sahip. Bu durumu siz neye bağlıyorsunuz?

İnsanların ontolojik ihtiyaçlarına, varoluşsal kaygılarına dair, 28 Şubatçılar gibi “ikinci bir emre kadar yasaklanmıştır” tutumuyla sonuç alamazsınız. Neden Arnavutluk’tan Polonya’ya baskıcı yaklaşımlar sonuç vermediyse sorunun yanıtını da orada aramak lâzım.

Dedeniz Ömer Nasuhî Çulcu, imammış. Biraz onu bize tanıtabilir misiniz? Ve çocukluğunuzdan, aile ortamınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Tabiî ki. Biz evde ona Ömer Nasuhî Hazretleri derdik. Annemin dedesi. Nakşîlerin Halvetî kolundandı. Üsküdar, Doğancılar Ömer Nasuhî Camii imamıydı.

Dedemin vefatından sonra o evdeki eski kitapları, el yazmaları bir yere emanet etmeye kıyamadım. Çünkü babam rahmetli, meclise girdiğimde benden ilk istediği şey, camilerdeki kıymetli halıların, seccadelerin envanterinin sağlanmasıydı.

Envanter derken, sadece sayıları değil, ipliği şudur cinsi budur filan, şeklinde detaylı bilgiler pek yoktu. Bir bakıyorsunuz oradaki halılar gidiyor, halıfleksler geliyor. Ben o dönem Diyanet İşleri Başkanına da ifade etmişim bunu. “Tamam bakıyoruz dediler.” İşte yaptığımız faaliyetlerde başarılı olamadığımızı düşündüğüm konulardan bir tanesi detaylı envanterlerin sağlanamaması. Benim bulunduğum köydeki caminin avizelerine, kapılarına bile sahip çıkılamadı. Mezar taşlarını bile zor koruyorsunuz maalesef.

Annemin babası da Nasuhî idi ismi, babasına atfen. O askerî okuldayken İngiliz işgali var. Bir taciz durumuna müdahale ediyor, hemen askerî okuldan atıyorlar. İngilizlere nasıl müdahale edersin diye. O da bir bakkaliye ile hepimizi büyütmüş. Diğer büyükannemin eşi Ahmet Bey Çanakkale Savaşı’nda şehit oluyor. O da dikiş dikerek ailenin geçimini sağlamış. Bizimkiler Balkan Savaşlarında Bulgaristan’dan yalınayak kaçıyorlar. Ve o dönemde Burhaniye’de yer tahsis ediliyor.

Burhaniye’de verilen yer, Abdülmecid Efendi’nin köşkünün yanı. Son halifenin evinin yanına bir Bulgaristan muhacirine yer tahsis etmek ne kadar ilginç bir şey ki o dönem bile valiliklere şikâyetler gelirmiş. Camilerde yatıyorlar diye. O yüzden bugünkü sığınmacılar konuşulduğunda hep benim içim cız eder. Bizde göçmen kuşların yuvası yıkılmaz. Hakikaten en doğru işlerden birini yaptık sığınmacılarla dayanışma konusunda.

Türkiye’deki kutuplaşma sizi de rahatsız ediyordur muhtemelen. Bunun azalması yönünde neler yapılmalı sizce?

Bu konu kutuplaşmanın mahiyetiyle ilgili. Kutuplar arası ilişki medenî bir düzeydeyse o ülkede demokrasi vardır diyoruz. Demokrasi ötekiyle ötekileştirmeden ilişki kurabilme becerisidir.

Kutuplaşmanın vahşî karakterine itiraz eden kişiler, tam da bu yüzden, “Neden benim okuduklarım, giydiklerimle yetinmiyorsun” diyerek itiraz ettiklerinin kötü bir kopyası olmaktan sakınmalıdırlar.

***

Mehmet Ufuk Uras kimdir?

4 Ocak 1959, İstanbul Üsküdar doğumlu siyasetçi, akademisyen. Kadıköy Anadolu Lisesi'nden mezun olan Uras, lisans, yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. Aynı üniversitenin Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde 25 yıl görev yapan Ufuk Uras, 2007 yılında milletvekili seçilince üniversitedeki görevinden ayrıldı. 2019'da mahkeme kararıyla döndüğü fakültede siyaset bilimi dersleri verdi.

1996 yılında ÖDP'nin kurucu genel başkanı oldu ve 5 dönem, 10 yıla yakın süre genel başkanlık yaptı. 2007 genel seçimlerine bağımsız aday olarak katıldı ve İstanbul 1. Bölge'den TBMM 23. Dönem üyeliğine seçildi. Yayınlanmış 12 kitabı bulunmaktadır.

Okunma Sayısı: 185
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı