"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üç hapsin, üç nur meyvesi

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
03 Temmuz 2021, Cumartesi
Hazret-i Üstad, çile ve cefayla örülü mübarek hayatı içinde; Eskişehir, Denizli ve Afyon hapishanelerinde üç mühim şaheserin te’lifini gerçekleşmiştir.

Nur Külliyatı içinde, mühim mevkiler kazanan Eskişehir hapsi meyvesi olan İsm-i A’zam Risalesi, Denizli hapsinde Meyve Risalesi ve Afyon hapsinde te’lif edilen Elhüccetü’l Zehra Risalelerinin te’lifatını gerçekleştirmiştir.

ESKİŞEHİR’DE İSM-İ A’ZAM RİSALESİ (30. LEM’A)

Hazret-i Üstad’ın üç hapis hayatı ve hayatının üç meyvesinden birisi olan İsm-i A’zam Risalesinin telif süreci (30. Lem’a) şöyle cereyan etmiştir:

Yüzyirmi talebesiyle birlikte, Isparta’da yargılanmasının ardından Eskişehir hapsine konulan Nur Kahramanları, burada 23 Nisan 1935 tarihinden, 27 Mart 1936 tarihine kadar toplam onbir ay mahkûmiyetten sonra tahliye olmuşlardır.

Yüz yirmi talebesiyle Eskişehir Hapishanesi’ne getirilen Said Nursî, tam bir tecrid-i mutlak içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine dehşetli işkenceler tatbik ediliyor. Bedîüzzaman Said Nursî; kendisine yapılan bu işkence ve azaplara rağmen, Otuzuncu Lem’a ve Birinci ve İkinci Şuâları telif ediyor. Hapisteki birçok kimseler Üstad Bedîüzzaman hapse girdikten sonra ıslâh-ı nefis ederek mütedeyyin bir hale geliyorlar.

Gizli dinsizler, Isparta havalisinde “Bedîüzzaman ve talebeleri idam edilecek!” diye propagandalar yaptırarak korku ve dehşet saçıyorlar. (Hâşiye 1) 

Diğer taraftan Bedîüzzaman’ın hapse konulmasından mütevellid muhtemel bir isyan hareketinin vukuundan korkan istibdat ve ceberut devrinin hükûmet reisi, Şark vilayetlerine seyahate çıkıyor.

Halbuki Bedîüzzaman, ömrü boyunca müsbet hareket etmeyi düstur edinmiş “​Birkaç adamın hatâsıyla yüzer adamların zarar görmesine sebep olunamaz” demiştir. Bunun içindir ki yapılan o kadar gaddarane zulümler esnasında bir tek hâdise meydana gelmemiş ve Bedîüzzaman Said Nursî, talebelerine daima sabır ve tahammül ve yalnız iman ve İslâmiyet’e çalışmayı tavsiye etmiştir.” (Tarihçe-i Hayat: 336)

Eskişehir hapsinin dahilinde cereyan eden yüzlerce vaziyetten sadece biri şöyle anlatılır. 

Emekli Yüzbaşı Re’fet Barutcu anlatıyor: “Yüz yirmi kişiye kelepçe kâfi gelmediğinden Sarıklı Antalya Müftüsü Çil Ahmet Efendi ile Bekir Ağayı çamaşır ipiyle bağlamak isteyen çavuşa, muhafız alayından gelen Jandarma Subayı Mülazım Ruhi Bey, “Çekil oradan” deyip mani oluyor ve elleri bağlı olmadan götürüyor. Daha sonra da Baladız İstasyonu’nda diğer maznunların da kelepçelerini açarak yola öyle devam ediliyor. Namaz vakitlerinde mola verdiriyor. Yol güzergâhındaki şehirlerden geçerken merkez kumandanlarına ve vazifeli kimselere maznunlar hakkında izahatta bulunarak: “Bunlar masumdur, zulme maruz bırakılmış kimselerdir” şeklinde konuşmalar yapıyor.

Bu hatırayı gülerek anlatan Refet Bey, bize Bediüzzaman’ın bir eserinde “Çok çocuk oyuncaklarına şahit olarak gülerek ağladık” diyordu.

DENİZLİ HAPSİNİN TATLI BİR MEYVESİ: MEYVE RİSALESİ

Üstad talebeleriyle birlikte Kastamonu’da iken, 20 Eylül 1943 tarihinde, yüz yirmi altı talebesiyle beraber Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’ne, 1943 senesinde sevk ediliyor. 15 Haziran 1944 tarihine kadar burada kalıyor. Daha sonra devam eden mahkeme sonucunda, beraat ederek talebeleri ile birlikte tahliye ediliyor. Zamanın adalet anlayışına bakınız ki, önce tevkif ediliyor, dokuz ay hapis yattıktan sonra suçsuzluğuna karar verilerek serbest bırakılıyor. 

Bediüzzaman, gizli dinsiz münafıkların tahrikatıyla girdiği bütün mahkemelerde olduğu gibi, bu idam planıyla verildiği mahkemede de hak ve hakîkati pervasızca ve ölümü hiçe sayarak haykırıyor.

Üstad Bediüzzaman, Denizli hapsinde Meyve Risâlesi’ni telif etmiştir. Bu Risâle, bilâhare Asa-yı Mûsa Mecmuâsının başında neşredilmiştir. Meyve Risâlesi’ni iki Cuma gününde telif etmiştir. Hapishanede bulunan bütün Nur Talebeleri ve diğer mahpuslar, Meyve Risâlesi’ni yazmışlar, o Risâlenin hakîkatleriyle iştigal etmişlerdir. Hapishaneye kâğıt sokulmuyordu. O eser, gizlice yazılmıştır. Hatta, kibrit kutusuna yazmışlar ve bu gibi şartlar altında çalışmışlardır.” (Büyük Tarihçe-i Hayat: 613)

Denizli hapsinin en acı yönlerinden birisi ise, Bediüzzaman’ın defalarca zehirlendirilmesinin yanı sıra, önemli talebelerinden Hafız Ali Ergün’ün de zehirlendirilerek, hasta olup hastaneye kaldırılması ve orada şehiden vefat etmesi olmuştur.

Çok zor şartlar içinde acı muamelelere maruz bırakılan Bediüzzaman ve talebelerinin kaldığı Denizli hapsinin bir hatırasını Süleyman Hünkar anlatıyor:

“Bediüzzaman hapishaneye geldikten sonra, çok şeyler değişti. Başta kendim dahil olmak üzere, mahkûmların hemen hiçbiri doğru dürüst namaz kılmıyordu. Çok kumar oynardık. Arkasından, kazananla kaybeden arasında kavga çıkardı. Aramızda çeteleşme, gruplaşma olurdu. Gizliden getirttiğimiz bıçaklarla birbirimize saldırırdık. Neredeyse iki ayda bir cenaze çıkardı hapishaneden. Yaralılar hariç, Üstad gelinceye kadar ben tam 18 cenaze saydım. İşte, bu ilk 3–4 ay zarfında bunların tamamı değişti. Kumar oyunu kalktı, kavgalar bitti, namaza başlayanların sayısı hızla arttı. Hatta, ezan-kamet okumak veya tesbihat yapmak için, o cani adamlar birbiriyle yarışır duruma geldiler.” (Yeni Asya Gzt: Latif Salihoğlu)

Onu anlamayan ve anlamak istemeyenlerin kulakları çınlasın..

SON ÇİLEHANE OLAN, AFYON HAPSİ MEYVESİ: ELHÜCCETÜ’Z ZEHRA

Denizli Hapishanesi’nden tahliye olduktan sonra, Afyon’un Emirdağ ilçesinde mecburî ikamate tâbi tutularak Emirdağ’ına gönderilen Bediüzzaman Hazretleri, burada da rahat bırakılmaz. Üstad Hazretleri 1948 yılının başında, kış mevsiminin en şiddetli olduğu günlerinde ellerine kelepçe vurularak, on beş kadar talebesiyle beraber Afyon’da tevkif edilmiştir. 

Bediüzzaman Hazretleri, bu hapiste cebren tam 20 ay kadar kalır.

Zalim ve gaddar zihniyetin prangalarıyla Afyon zindanlarına hapsedilen Bediüzzaman, iman dâvâsı uğruna en olumsuz şartlarda dahi boş durmayarak Nur-u Kur’ân eserleri olan Risâleleri yazar, yayar ve okutur.

Afyon hapsinde, “bu bir nevî tecrithane...” (Şuâlar, s. 571) şeklinde bahsettiği tek hücreli bir mekânda tutulması ise, yürek paralayıcı bir hadise olarak tarihe geçmiştir. Buna rağmen Bediüzzaman, çok zor şartlar altında “Elhüccetü’z zehra” ismini verdiği bir şaheseri telif ederek âlem-i insaniyetin nazarlarına veriyordu.

Risale-i Nur Külliyatı’na “On Beşinci Şuâ” olarak derc edilen bu kıymetli eser için şunları kaydeder Üstad Hazretleri:

“Bu ders zahiren küçük, hakikaten pek büyük ve çok kuvvetli ve çok geniş bir risâledir. Hem benim tefekkürî hayatımın, hem Nur’un tahkikî hayat-ı maneviyesinin ilmelyakîn, aynelyakîn ittihadından çıkan bir meyve-i imaniye ve firdevsî bir semere-i Kur’âniyedir.” (Şuâlar, s. 51)

Bediüzzaman’ın “Üçüncü Medrese-i Yusufiye ve Nuriye” olarak tavsif ettiği Afyon hapsi hayatının acı serencamına şahit olan bazı Nur Talebelerinin manidar hatıralarıyla devam edelim:

Katil namaza başlamıştı

“Adam öldürme suçundan yatan birisi, Afyon hapsindeyken mescide gelmeye başladı. Ne hikmetse geldiğinde hep farzları kılar, sünnetleri kılmadan çekip giderdi. Bu durumu bir gün merakla sordum. O da:

“Ben hocaefendiyi ziyaret ettim. ‘Kardeşim, sen farzları kıl, sünnetleri ben senin yerine kılarım, dedi. Fakat bir süre sonra bu adamın sünnetleri de kılar hâle geldiği, hareketlerinden gayet ahlâklı davrandığı da görüldü.” (Mustafa Osman, İz Bırakanlar, V. Vakkasoğlu, Nesil Yayınları, s. 117)

Said Nursî’yi nasıl tanıyorsunuz?

Afyon hapsiydi. Savcı bana sordu: “Said Nursî’yi nasıl tanıyorsunuz?” Henüz 18 yaşını yeni doldurmuştum. Savcının suâline şöyle cevap verdim:

“Kemâlât-i insaniyenin zirve-i bâlâsında biliyorum.”

Bir sene sonra Afyon Sorgu Hâkimliğinde de söyledim. Hâkim çok kızdı, şaşırdı. “Çık” dedi. (M. Sungur, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Cilt: 3, s. 1270)

Ağır zehirlenme

Afyon hapsinde bir gün bir fırsatı bulup Üstad’ın koğuşuna gidebildim. O sıra Üstad’ı zehirlemişlerdi. Kışın en soğuk günleriydi. Yüzü simsiyah kesilmişti. Dudakları çatlamış, ateşler içinde kıvranıyordu. Ağır zehirden mütevellit çok perişandı. Beni görünce ağlamaya başladı. İkimizde bir müddet ağladık. Dedi ki: “Kardeşim seni Allah gönderdi. Ben çok perişanım.” İhtiyaçlarını gördüm, hemen çıktım. (Nazif Çelebi, A.g.e., s. 1285)

Afyon’u hapishane yap!

Afyon’da savcının ısrarla Nur Talebelerinin isim ve sayılarını sorması üzerine, Üstad: “Afyon’u hapishane yap, ben de talebelerimin hepsinin ismini söyleyeyim!” diye cevap vermiş. (Hulusi Yahyagil, A.g.e., s. 1273)

Zulmünüzün mahkûmuyum

Afyon Mahkemesinde reis, Üstad’a sormuş: “Mahkûmiyetiniz var mı?”

Üstad: “Yirmi sekiz senedir zulmünüzün mahkûmuyum” demiş. Bunun üzerine mahkeme reisi, telâşla kâtibe emretmiş: “Yaz yaz, mahkûmiyeti yok yaz.” (Ahmet Özyazar, Son Şahitler, c. 3, s. 353)

Okunma Sayısı: 2486
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı