"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zulümler vicdanları uyandırdı

Mustafa Sait ÖNAL
08 Ocak 2026, Perşembe
ARAŞTIRMA-İNCELEME

2025 bize şunu gösterdi; artık insanı ayakta tutan şey kazanmak değil, insan kalmak. Zulümler insanlığı adalet ve İslâm’a yöneltti. 2025’in sessiz ama güçlü bir gerçeği vardı: İyilik ölmedi.

2025’te en çok şunu fark ettim: Ben de dâhil birçok insan, bazı liderlerden, özellikle Trump’tan, “sistemi toparlayacak” bir kırılma bekledi. Bir hamle, bir müdahale, belki de bir “artık yeter” cümlesi. Oysa yıl, liderlerin iradesinden çok daha büyük bir gerçeği dayattı. Sert politikalar ve ani kararlar, yıllardır biriken yanlışların artık ertelenemeyen faturası olarak yansıdı. Bu fatura ne izah edildi, ne de pazarlık edildi; doğrudan ve itirazsız biçimde önümüze kondu. Evet, bazı adımlar kaçınılmaz hâle gelmişti. Bütçe disiplinine dönmek, kontrolsüz harcamaları sorgulamak, sınır güvenliğini yeniden gündeme almak, trilyon dolarlık fonların izini sürmek… Bunların hiçbiri tek başına yanlış değil. Ama 2025’te asıl sıkıntı tam da burada ortaya çıktı: Gerekli olanla meşru olan arasındaki çizgi silikleşti.

Yanlış üslup yılı

Tasarruf, adaleti güçlendirmek yerine sertlik olarak hissedildi. Güvenlik, insanı korumakla yetinmedi; çoğu zaman onu bastırdı. Reformlar hikmetle değil, aceleyle yapıldı. Böylece doğru sayılabilecek adımlar bile, yanlış bir dil ve üslupla hayata geçirildi. Bu yüzden 2025 bir hayal kırıklığı yılı olarak kayda geçti. Ama bu bir kapanış değildi. Yılın sonunda elimizde kalan şey, duygudan çok berrak bir teşhisti: Dünya bir anda kötüleşmedi; gücün ahlâklıymış, hukukun bağlayıcıymış, vicdanın belirleyiciymiş gibi yapıldığı rol artık tutmaz oldu.

TEPKİ VERMEKTEN YORULDUK

2025’in hafızaya kazınan sahnelerinden biri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaşandı. Gazze’de ateşkes ve insanî erişim çağrısı içeren tasarıların bir kez daha ABD vetosuna takılması, “uluslararası hukuk” dediğimiz kavramın birçok insan için kâğıt üzerinde kaldığını mühürledi. 18 Eylül 2025’te, 14 üyenin “evet” dediği bir tabloda tek bir veto hakkının her şeyi belirlemesi, sistemin nasıl işlediğini çıplak hâliyle gösterdi.

İnsanlar işte tam bu noktada tiksindi. Savaşın kendisinden değil yalnız; acıya karşı işletilen soğuk prosedürden tiksindi. “İnsan hakları” ifadesinin, gerektiğinde bir teknik metin gibi katlanıp rafa kaldırılmasından yoruldu. Ve bu yorgunluk bir eşiği geçti. İnsanlar öfkelenmeyi bile bıraktı. Bağırmadı. Tepki vermekten yoruldu. Uyuştu.

Fatura halka kesildi

Avrupa’da 2025, “sosyal devlet” fikrinin romantik bir anlatı olmadığını; bütçeyle sınanan sert bir gerçeklik olduğunu hatırlattı. Fransa başta olmak üzere birçok ülkede borç, açık ve büyüme sıkışması; siyaseti çözüm üreten bir alan olmaktan çıkarıp krizi idare etmeye çalışan bir makineye dönüştürdü. Bu yıl Avrupa’ya dair en acı görüntü, hükûmetlerin çaresizliği değildi. Asıl acı olan, bu çaresizliğin nasıl yönetildiğiydi. Yolsuzluk dosyaları ortadayken, kamu kaynaklarının kimlerin elinde eridiği konuşulurken; çözüm olarak sistemi onarmak değil, sosyal yardımları kısmak tercih edildi. Devletin israfı ve hatalarıyla yüzleşmesi gerekirken, fatura bir kez daha halka kesildi. Sosyal devlet, yolsuzluğu ve savurganlığı düzeltmenin aracı olması gerekirken, kesintilerin kalkanı hâline getirildi. 

Devletin görevi halkı ölüme hazırlamak değil

Halktan fedakârlık istendi, ama aynı sertlik hükümetin içinde yankılanmadı. Bu yüzden bazı cümleler yalnızca yanlış değil, utanç verici oldu. Emmanuel Macron’un bizzat kullandığı “Gerekirse çocuklarınızı ölmeye göndermeye hazır olun” cümlesi, bir güvenlik çağrısı değil; insan hayatıyla bu kadar rahat alay edilebildiğinin itirafı oldu. Devletin görevi halkı ölüme hazırlamak değil, hayatta tutmakken, bu dilin bu kadar rahat kurulabilmesi 2025’in neden bir tiksinti yılı olarak hatırlanacağını tek başına açıklamaya yeter. Ve bütün bu tablo, insanların günlük hayatında çok somut bir karşılık buldu.

Market sepeti küçüldü.  Kiralar ağırlaştı. 

Vergiler arttı.

‘Hizmet’ dediğimiz şey pahalılaştı, ama iyileşmedi.

Kriz, istatistiklerde değil; mutfakta yaşandı.

Kontrol çağı

2025’te daha az konuşulan, ama belki de en belirleyici kırılma şuydu: Ekonomik kriz, kontrolü artırmanın gerekçesine dönüştü. Avrupa’da dijital euro konuşulurken nakdin alanı daraltılıyor; ABD’de dijital dolar tartışmaları ise 1984’ün karanlık gölgesini hatırlatıyor. “Büyük Birader seni izliyor” cümlesi, bu kez bir roman alıntısı değil, siyasî bir endişe olarak yeniden dolaşıma giriyor. Bu sadece teknik bir para meselesi değil. Bu, doğrudan hayatın içine dokunan bir dönüşüm. Her şey kayıt altına girdikçe vergi yükü artıyor. Vergi arttıkça alım gücü düşüyor. Alım gücü düştükçe toplum daha sessiz, daha yönetilebilir hâle geliyor. Kriz, insanları sokağa dökmüyor. İnsanların direncini sessizce eritiyor.

İyilik ölmedi

Bütün bu karanlığa rağmen, 2025’in sessiz, ama güçlü bir gerçeği vardı: İyilik ölmedi. İngiltere’de Filistin için yükselen toplumsal tepki, sert müdahalelere rağmen vicdanın hâlâ nefes aldığını gösterdi. İspanya’nın insanî duruşu, dünyanın tamamen kararmadığını hatırlattı. Aynı dönemde Greta Thunberg’in Filistin’e açık destek vermesi ve Gazze’ye insanî yardım ulaştırmayı amaçlayan Freedom Flotilla Coalition girişimlerinin yeniden gündeme gelmesi, siyasetin sustuğu yerde sivil vicdanın hâlâ konuşabildiğini gösterdi.

İnsanlık İslâm’a yöneldi

Benzer bir kırılma, ABD’nin kalbi sayılan New York’ta da yaşandı. Şehrin ciddi bir Yahudi nüfusa sahip olmasına rağmen, İsrail’e şartsız övgü dizen adayların karşısında, Gazze’deki zulme açıkça itiraz eden Zohran Mamdani’nin seçim başarısı, toplumun bu dili artık taşımadığını gösterdi. Bu sonuç, bir kimlik meselesinden çok daha fazlasını anlattı: İnsanlar, hangi inançtan veya kökenden olursa olsun, akıllarının ve vicdanlarının alaya alınmasından yoruldu. Daha da ilginç bir şey oldu. Yaşanan zulüm, birçok insanı İslâm’ı daha yakından tanımaya itti. Bazıları ilk kez, “adalet” ve “kul hakkı” kavramlarını bir haber başlığı olarak değil; hayatın içinde bir ihtiyaç olarak hissetti.

2026’dan ne bekleyebiliriz?

2025 bize şunu öğretti: Dünya yeni bir krize girmedi; eski alışkanlıklarını sürdüremez hâle geldi. Güç, ahlâk kisvesine saklanamaz oldu. Hukuk, tarafsızmış gibi davranmayı bıraktı. Siyaset, her sertliği “zorunluluk” diye açıklayabileceği bir alanı kaybetti. Dünya sertleşmedi; maskesi düştü. Bu maskesizlik rahatsız ediciydi. Çünkü sosyal devlet geri çekilirken fedakârlık yine halktan istendi. Yolsuzluklar konuşulurken sosyal yardımlar kesildi. Denetim arttıkça hürriyet daraldı. Kriz büyüdü, ama isyan üretmedi. Daha çok insanları sessizce yoran, tüketen bir hâle dönüştü.

2026’da insan kalmak

2026’da belki de “gerekli” olanla “insanî” olan arasındaki çizgi, daha açık ve daha sert biçimde tartışılacak. Dijital para ve nakitsizleşme, “kolaylık” söyleminin ötesine geçerek özgürlük, mahremiyet ve vergi başlıklarıyla birlikte ele alınacak. Ve insanlar ne kadar uyuşmuş görünürse görünsün, vicdanın tamamen susturulamadığı da bu süreçte daha net anlaşılacak.

2025’in dersi aslında basit: Eski cevaplar bitti. Yeni cevaplar teknolojiyle ya da sadece güçle değil; ancak adaletle ve ölçüyle anlam kazanacak. Çünkü insanı ayakta tutan şey kazanmak değil; insan kalmak.

Okunma Sayısı: 1014
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nurdan kuşe

    8.01.2026 11:12:59

    2025 yılının ekonomik olarak tahlili yapılan yazının en isabetli yorumu "insan kalmak " cümlesi bence. İnsan, insan olup insan kalabilirse düzelmeyecek bir şey yok Teşekkür ve tebriklerimi iletir yazılarınızın devamını dileriz. Yazılarınız insanlık için bir dua hükmünde olsun

  • Sebahattin Yaşar

    8.01.2026 08:07:44

    Tebrikler sevgili Mustafa, yazılarını daha sık okumak istiyoruz. Muhabbetle.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı