"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Keramet aramayın, istikamet arayın

Muzaffer KARAHİSAR
28 Eylül 2020, Pazartesi
Üstad, konuşmalarında zaman zaman “Keramet aramayın, istikamet arayın, müstakim olun” derdi. Olaylar karşısında her zaman soğukkanlı, metanetli ve sabırlı olmayı tavsiye ederdi.

Dizi-2: Bediüzzaman’ın Talebelerinden Hacı Osman Aydın
Hazırlayan: Muzaffer Karahisar

Üstad’ın Emirdağ’da kaldığı evin anahtarı bendeydi

Üstad keramet göstermezdi. Üstad bir gün benimle bir yere göndereceği mektubu yazmıştı. O mektubu götürmek için aşağı indim. Baktım dış kapı açılmamıştı. Üstad’a haber verdim. Anahtarla açmak için bir hayli uğraşmıştık. Sonra geri çekilmiştik. Üstad kapının önüne geldiğinde kapı kendiliğinden açılmıştı. Emirdağ’ındaki o ev, Üstad’ın hatıralarıyla gözümün önünde canlanır…

Üstad çok dakikti. Zamanı israf etmezdi.

1952 senesinde 10 adet Cevşen yazıp tashih edilmek üzere Üstad’a götürmüştüm. Yazılanlar tashih için Üstad’a sunuluyordu. Üstad Cevşen’i tashih ettikten sonra, o zaman Emirdağ’ın kenar mahallesinde bulunan devamlı hizmetkârı olan Zübeyir Gündüzalp Ağabeye erken saatlerde göndermişti. Şimdi öylesine üzülüyorum ki o Cevşenlerden bir tanesini yanımda bırakmadığıma, hatıra olarak kalabilirdi.

Otomobil 

1949 senesinde Ağabeyler kendi aralarında Üstad’ı rahat ettirmek için araba almaya karar vermişler. Üstad’ın haberi olmadan Konya’dan Austin marka bir araba alıp Emirdağ’a getirmişler. Üstad, manevî bir ihtar olduğunu, hizmetlere mâni olmaması için görmediği otomobilin derhal geldiği yere gönderilmesini istedi. Daha sonraki zaman 1956 yılında Üstad’ın malûmatı ve müsaadesiyle 1954 model, Chevrolet marka bir otomobil alınmıştı. Mahmut Çalışkan şoförlüğünü yapıyordu. Üstad, Emirdağ’a, Isparta’ya gidip geliyordu.

Keramet aramayın, istikamet arayın, müstakim olun

Üstad, konuşmalarında zaman zaman “Keramet aramayın, istikamet arayın, müstakim olun.” derdi. Olaylar karşısında her zaman soğukkanlı, metanetli ve sabırlı olmayı tavsiye ederdi. Mecbur kaldığı zamanlar, duâ ile umduğuna nail olurdu. 

Üstad, talebeleriyle Afyon Mahkemesi’ne çıkarılacağı gün, sabahın erken saatlerinde ikişerli sıra yapılıp Adliye’ye götürülürken hemen arkasında bulunan dört kişi, içlerinden mırıldanıyordu: “Acaba çoluk çocuğumuz ne oldu, yiyecekleri var mı? Bir an önce şuradan kurtulsak da onların ihtiyaçlarını karşılayabilsek.” diye düşünüp mırıldanırken Üstad, onlara: “Siz çıkın sıradan, siz çıkın sıradan!” diyerek kendisi mahkeme ediyormuş gibi duruşma sonunda tahliye olacaklarını ima ve işaret etmişti.

Namazın hukukunu müdafaa için buradayız

Mahkeme sırasında savcı, Üstad’a öylesine diş biliyordu ki, ceza aldırmak için çalışıyordu. Ama bütün bu gayretini Allah boşa çıkarmaktaydı. Onun Üstad’ın zehirlenmesi hadisesindeki çabaları da boşa çıkmıştı. Üstad, savcının küçük kız çocuğunu hapishane avlusunda gezerken görmüş. Gardiyana o çocuğu sormuş. O da bu seni zehirleyen savcının kızı, demiş. Üstad, “Bu masum çocuğun yüzünden o savcıya bedduâ etmeyeceğim!” demişti. O dâvâ duruşması devam ederken namaz vakti de girmişti. Bizler mahkeme salonunda olan bitenleri bire bir gözlüyorduk. O mahkemede iyi bir savunma yapmıştı Üstad. Namaz vaktinin girdiğini görünce hâkime seslendi:

“Namaz kılacağım, müsaade ederseniz?” hâkimin konuşması gerekirken savcı ileri atılmıştı: “Mahkeme devam ederken ara verilmez!” demişti. Bunun üzerine aradan on dakika geçmişti ki yine Üstad Hazretleri izin istedi.

“Vakit geçiyor, namazımı kılmak istiyorum, müsaade ederseniz?” demesi üzerine yine hâkimden önce Savcı: “Daha demin söylemedik mi namaz kılamayacağını?” demesi üzerine Üstad, Savcıya yönelerek: “Biz buraya namazı müdafaa için geldik!.. Biz namazın hukukunu müdafaa için burada bulunuyoruz. Bizim bundan başka bir suçumuz yoktur.” dedi ve kapıya yönelerek karşı odada namazını kılıp geldi…

Emirdağ Saat Kulesi

Üstad’ın tekrar Emirdağ’a dönüşü…

Kasap İbrahim, Halil Çalışkan ve ben Üstad’la birlikte eşyalarını aldık yola çıktık, öğle namazını Çay’da kılmıştık. Üstad imam oldu, ben de müezzinlik yaparak namazı birlikte kılmıştık. Üstad’ın Emirdağ’da kaldığı evin anahtarını 39 sene ben taşımıştım. Kur’ân hakkı için hilâfsız söylüyorum, Üstad’ın yüzüne sinek konduğunu görmedim. Zaman zaman Üstad’a dikkatli baktığımda: “Yüzüme öyle bakma keçeli!” diye beni uyarırdı. Üstad’a göre keçeli “Molla” demekti. Sevdiklerine keçeli, diye takılıp iltifat ederdi.

Allahüekber…  Allahüekber… Cezaevinde Ezan…

1934 yılından ta 1950 yılına kadar ezan Türkçe olarak okutuldu. Cezaevinde bulunduğum bir ikindi vakti içimden öylesine bir hisle ezan okumak isteği geldi. İkindi ezanını içimden geldiği gibi coşarak okumuştum! O arada hapishane yakınında olan Savcı ve Hapishane Müdürü derhal gardiyanı yollayarak beni sorgulamaya çıkmıştı. “Kim o ezan okuyan kendini bilmez” demişti. Ellerim ve ayaklarım tirtir titriyordu. Ben de ortaya çıkarak: “Ben okudum, bir diyeceğin mi var?” deyince cevabı bir başka olmuştu. “Bak bir daha böyle bir şey yapma. Yoksa hapse atarlar seni!” demişti. Beni o anda bir gülme tutmuştu ki, gülerek cevabı yapıştırmıştım. “Be hey mübarek, zaten ben hapisteyim görmüyor musun?” deyince o da hiddetlenip geri gitmişti…

1952 yılında Pakistan MillΠEğitim Bakanı Ali Ekber Şah’ın Üstadı Emirdağ’da ziyareti

1950-1960 yılları arasında inanç hürriyeti başlamış, bütün üniversitelerin yanlarına cami ve mescit yapılmıştı. Pakistan Millî Eğitim Bakanı Ali Ekber Şah, Ankara’dan Emirdağ’a gelmişti. Emirdağ’da Üstad’ın ziyaretinde bulunmuştu. Salih Özcan’la Ankara’dan gelirken “Üstad’ın ne kadar malı, evi, arabası var?” gibi sorular sormuş. Salih Özcan, tercümanlık yapmaya çalışsa da A. Ekber Şah’ın soruları ilmi izahlar gerektirince Üstad, birden fasih Arapça konuşmaya başlamış, 45 dakika sohbet etmişlerdi. Üstad’ı Pakistan’a dâvet etmiş. Üstad ona Âyetü’l-Kübra hediye etmişti. Üstad’ın yaşantısına hayran kalmıştı. Duygularını dile getirirken: “Ben böylesine bir âlime şimdiye kadar rastlamadım.” ifadesini kullanmıştı. Vedalaşıp giderken açıktan: “Keşke bu Üstad bizim Pakistan’da olsaydı.” demişti. 

Üstad Roman vatandaşlara nasihat etti

Bir gün Üstad’la birlikte kırlara gezmeye çıkmıştık. Yolda roman vatandaşları gördük. Üstad onlara nasihat etti. Buyurdu ki, “Siz dünyanın fani olduğunu anladığınızdan basit yerlerde oturuyorsunuz. Sizler de göçebe olduğunuzdan dolayı benim meslektaşım sayılırsınız.” Bu görüşmeden sonra onlar, Üstad’ı nerede görseler hürmet eder, kimseye Üstad’ın aleyhinde söz söyletmezlerdi. Üstad, herkese durumuna göre hitap ve muamele ederdi.

Konya Ladik’li Hacı Ahmet Efendi’yi ziyaret

Hazreti Hızır (as) ile gezdiği ifade edilen ve kerametleri bilinen H. Ahmet Efendi’yi Mustafa Kırıkçı ile beraber ziyarete gittik. Bizim Bediüzzaman’dan geldiğimizi öğrenince çok memnun oldu. Üstad’dan çok sitayişle bahsetmişti. Kendisi için: “Ben Hızır (as) ile yüz sene hizmet etsem, yine Bediüzzaman’ın mertebesine yetişemem” demişti… 

ÜSTAD SÜREKLİ TAKİP EDİLİYORDU

1948 yılı çok soğuk geçmekteydi. 120 cm kar yağmıştı dışarda soğuk eksi 18-19 derecede seyretmekteydi. Bazen daha da yükseldiği olurdu. Afyon Mahkemesi’nin duruşma salonlarında tanıdığım Üstad ve Risale-i Nurlar’a gönül vermiştim. Yirmili yaşlarda bir taraftan Nur hizmetine koşuyorum bir taraftan da öğretmenlik yapıyordum. Abdest alıp namaz kıldığım ve Nurlar’la meşgul olduğum için öğretmenlikten atmak istediler, ancak benim dosyamda sicil notum yüksek, takdirnamelerim vardı. Bir türlü muvaffak olamadılar.

Üstad ve talebeleri o zor şartlarda, soğukta ve zehirlenerek haksız yere 20 ay tutulduğu Afyonkarahisar Hapishanesi’nden 20 Eylül 1949’da tahliye olmuştu. O dönemde Üstadın kaldığı ev Afyonkarahisar Demirciler Çarşında Yeni Cami bitişiğinde altı dükkân üstü ev olan mekân Mısrî Camii imamı Hafız Ahmet Hoca’ya aitti. Üstad, Zübeyir Ağabey’in kiraladığı o eve yerleşmişti. O evde kaldığı süre içerisinde sivil ve resmî polisler evin etrafında nöbet tutuyorlardı. Üstad’a ziyarete gelenleri engellemeye çalışıyorlar, karakola götürüp sorguluyorlardı.

O evde kalan Üstadı ziyaret etmiştim. Dışarı çıktığımda beni alan sivil polisler, merkeze götürüp sorgulamaya başladılar. Kaybedecek bir şeyim yoktu. Üstad zaten bana şöyle demişti: “Sen buradan çıktıktan sonra sorgulamaya götürebilirler, hiçbir şeyden çekinme, sana bir şey yapamazlar!” demişti. Gerçekten de beni sorgulayıp bırakmışlardı. Bu sindirme ve yıldırma hareketi durmadan devam etmişti…

Üstad’ın bana verdiği ilham…

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin bana vermiş olduğu ilhamla ona İçimden gelen duygu dolu şu şiiri yazmıştım:

Ey Nur, hicabını aç, şu beşer felâh bulsun,

Bu âlem sana muhtaç, mazlum ümmet kurtulsun.

Kaldır nikabını ki, fetholsun bütün cihan

Zulmetler bitsin artık, Nur dolsun bütün cihan

Bu müthiş asrın derdiyle, herkes mânen hastadır

Zalimler zulme devam, mazlumlar hep yastadır

 

Bu dertlere bir derman, yâ Rabbî nuru gönder

Zeminin Üstad’ını beşere kıl müyesser

 

Mü’minlere rahat yok, Müslüman diyarında

Mazlumların âhı çok, hem bugün hem yarında

 

Hayır, hayır, bitecek, artık mazlumun âhı

Gözlerden akan yaş, döker bütün günahı

 

Şu gaddar medeniyet, mazlumları boğmada

Sabredelim kardaşlar, işte güneş doğmada

 

Doğuyor Nur güneşi, işte arş-ı âlâdan

Ferman-ı İlâhî ile, hem de arş-ı âlâdan

 

Nusret gelir ümmete, mazlumun âhı diner

Kurtulur ehl-i iman, kâfirler hepsi siner

 

Şeriat-ı garradır, bu beşere selâmet

Kur’ân hâkim olmadan, elbet kopmaz kıyamet

 

Yürü ey Nur kervanı, yolun Hakk’a ulaşır

Şanın bütün cihanda, saygı ile dolaşır

 

Bu Nurun kılavuzu, Said Bediüzzaman

Mübareğin isteği, kurtulsun yeter iman

 

Felâh bulup kurtulan, Nur ile ehl-i Kur’ân

Kırk sene bu ümmete, olacak rahat vicdan

 

Yâ Rabbî, Üstadımdan ebediyyen razı ol.

Payidar kıl bir Nuru, imanda en kısa yol.

Osman Aydın, Üstad Bediüzzaman’ın vefatı üzerine Emirdağ’da  23 Mart 1960’da kaleme almıştır:

Elveda, Büyük Üstadım Bediüzzaman Hazretleri’ne

İşte geldi çattı ayrılık derdi

Bin türlü elemi bizlere verdi.

Gam, keder postunu gönlüme serdi.

 

Üstadım, firakın yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Acı haberlerin gönlümü dağlar

Bayram geldi, fakat kalbim kan ağlar

Bilmem yaramızı bizim kim bağlar

 

Üstadım, firakın yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Boyunlar büküldü, çehreler duruk

Boğazda döğüldü, sesimiz kırık

Bütün kardeşlerde derin hıçkırık

 

Geliyor, sel gibi aktı, çağladı.

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Ansızın ayrılık geldi kapıya

Gözyaşı bıraktı Nur’dan yapıya

Dostla vuslat için terhis tapuya

 

Gözler pınar gibi aktı, aktı, çağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Elveda dostlarım, ayrıldı Üstad

Nemli gözler ile ediyoruz yad

Kur’ân okuyalım ruhu olsun şad

 

Üstadım, firakın yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Yaramıza merhem Risale-i Nur

Derdine dermanı hep onda bulur

Kat’î bir hüccettir Risale-i Nur

 

Bizlere tesellî verip ağladı

Üstadım, firakın yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Üstadım, gidersin sen bâki yere

Viran kalbim kırık, vücudum bere

Al götür beni gittiğin yere

 

Firakın bizleri yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

 

Aydın’ın derdini açtı da açtı

Kanlı yaşlarını etrafa saçtı

Daha da söylerdi dili dolaştı

 

Üstadım, firakın yaktı dağladı

İnsanlar, mahlûkat, semâ ağladı.

DUÂ:

Benim nüshalarını yazmış olduğum Risaleye Bediüzzaman’ın Yazmış olduğu duâ şuydu:

“Ya Erhamerrahimin, İsmi Azam hürmetine, bu nüshayı yazan Osman’ı Cennet-ül Firdevsde mesut eyle. 

Âmin, âmin, âmin…”

-SON-

Okunma Sayısı: 2839
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı