"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Köyden uzakta

Muzaffer KARAHİSAR
31 Mart 2020, Salı
Etrafını çepeçevre kuşatan sıkıntıların, musîbetlerin, hastalıkların bir sebebi olmalı, diye düşündü.

Hangi hatamız, kusurumuz, ihmalimizden peşimizi kovalayan bir atlı gibi, görmediğimiz bir düşmandan habire kaçıyoruz? Sanki savaş halindeyiz. İnsanlarda gece gündüz teyakkuz hali, ürküp tedirgin eden korkular! “Evlere kapanın, dışarıya çıkmayın, kirli elleriniz yıkayın…” uyarılarıyla atom bombası radyasyonu felâketinden panik halinde sığınak arayan insanlar gibiyiz…  

“…Şarktan garba, şimalden cenuba kadar yayılan, mikroptan ta gergedana kadar…” Tevhit bahsini yeni okumuştu. “Konuşan yalnız hakikattir.” gerçeğiyle yüzleşip iç dünyasında murakabe ederken cemaatle namaz sevabı, sohbetlerden mahrumiyet duygusu, fıtratına ağır gelen ev hapsi, ruhunu sıkıyordu. “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.” Fikri ruh dünyasına ışık huzmesi gibi aksetti… Barla’nın bahçelerini, Çamdağı yaylalarını “Yıldız Saraylarına değişmem.” dediren sırrı anlamaya çalıştı.

Ne tarafa baksa: “Maskeni tak, Evde kal!” uyarısını görüyordu… Hayatın insanı hırpalayan, sıkıp kuşatan, örseleyen yüzü kendini gösterdiği olur. İnsan psikolojisi, zorlayan şartlarda bazen zaman ve mekân âlemlerinin dışında çareler arar. Hayallere kaçıp düşler ülkesindeki gizli dünyaya sığınmak, pembe ufukların mutluluk gizemleriyle ferahlamak eskiden beri âdet olmuş…

Gürültülü, bunaltıcı, yorucu şehir hayatında; güzellikleriyle hayallerini süsleyen köyünden uzakta olmak bir ütopya gibi ruhunu sıkıyordu. Cemreler düştükten sonra baharın ihtişamlı dirilişini çocukluk hatıralarıyla birlikte köyünde yaşamak bir özlemdi. Güneşli bir havada oralarda yaşamak ne kadar hoş, zevkli bir arzu, tatlı bir duygu… Alabildiğine uzanan kırlar, canlı yeşillikler ve renkli çiçeklerinin desenleriyle kaplanmış, meyveye durmuş ağaçlar, ufuklarda yüzen bulutlarla yarışan uçurtmalar… Doyasıya koşmak, eğlenmek, yorulasıya papatya tarlalarında kelebek kovalamak, yeşil çimenlere sırt üstü uzanıp uçuşan kuşları, bulutları, mavi gökyüzünü seyretmek, birden gözünün önüne geldi. Tefekkürle değer onca güzelliklerin cazibesi onu alıp götürdü…

Mahallede oturan halk hekimi, inancı bütün, tertipli, düzenli, iyiliksever bilgili Sultan Nineyi hatırladı. Herkesin sevdiği, güvendiği, inandığı güler yüzlü, iyiliksever, şefkatli ve merhametli bir insandı. Tek katlı, ahşap işlemeli kapıları, tahta kafesli penceresi olan eski yapı geniş, ferah bir evi vardı. Annesiyle ziyarete gittiklerinde o evin avluya bakan sundurma balkonunda otururlardı.

Her gittiklerinde nur yüzlü Nine, ona şeker ya da lokum verirdi. Güzel menkıbeler anlatır, tatlı sözlerle över, iltifat ve nasihatler ederdi. Kuşlara taş atma, canlıları incitme derdi. Bağda, bahçede, tarlada çiçekleri koparma, onlar Allah’ı hatırlatır. Sadece seyret bak, kokla, düşün… İyilikten, ibadetten, doğruluktan birçok tavsiyelerde bulunurdu. 

Mahalle arkadaşlarıyla avluda koşar, çocuk oyunları oynar, hoşça vakit geçirirlerdi. Anneler, ninenin evinde Kur’ân okur, sohbet eder, ilâhî söyledikleri de olurdu. Dini bilgiler, ahlak kuralları, mahalli adetler konuşulurdu. El örgüsü yanında kışlık kurutma, turşu kurma, yaprak salamura etme, tulum peyniri basma işleri yaparlardı… Sokakta oynarken hata işleyen çocuk olursa, annesi balkondan seslenir, uyarırdı…

Köydeki Hüseyin Amca’yı hatırladı. Nedense Karabekir derlerdi, lâkabına. Akdağ yaylasının gür ormanlarında çobanlık yapar, yaz kış hep keçi otlatırdı. Sırtında abası, omzunda ekmek torbasıyla, elinde kaval sürü peşinde köpekleriyle dağdan dağa gezer dururdu. Gür ormanlarda yaban hayatı, doğal güzellikler, uzaktan rüzgârın getirdiği kekik kokuları, köpek havlamaları, kaval ve çıngırak sesleri musıkînin ritimleri gibi kulağa hoş gelirdi. Issız dağları şenlendiren ıslık sesleri, türküler, kaval nağmeleri ya da hayvan şamataları Karabekir’in nerede sürü otlattığını haber verirdi. 

Duvarların ötesinde bütün duygularıyla Köyün muhabbetine dalmış, platonik bir sevdanın cazip hissiyatı içindeydi… Asude dağlarda bahar faslında gönlünce, hürce dolaşmanın tam zamanıydı…  Oradaymış gibi çamların kokusunu doyasıya içine çekiyordu. Rüzgârın hışırtısını dinlemek, yüksek tepeleri, akarsuları seyretmek, kaya duvarları, kanyonları görmek, yayla suyu içmek, toprağın mis kokusunu almak, ruhunu ferahlatmak ve huzur bulmak istiyordu…

İşte bunun adına hürriyet de… Cep telefonu ısrarla çalmaya başladı. Daha telefonu açmadan ekrandaki logodaki yazı, ona sanki farklı dünyanın acı gerçeğini hatırlatıyor: “Evde Kal” diyordu!..

Okunma Sayısı: 1038
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı