"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Bir bot, bir mont”

Nurseda Yaşar
21 Aralık 2019, Cumartesi 01:00
Bu hafta gerçekleştirmeye çalıştığımız küçük, ama bizi çok etkileyen bir projeden bahsetmek istiyorum sizlere.

Her hafta toplandığımız fikir soframızda sadece “Ne yapabiliriz?“ sorusunun olduğu bir oturumdan doğdu bu proje. “Ne için?” diyeceksiniz şimdi. Bu sorumuzun muhatabı her hafta değişiyordu. Bazen kendimiz için, bazen kişiler için, ama her şeyden önce Allah rızasını kazanmak için. 

Bu hafta da fikir soframızdan bu projeyle kalktık.

Doktor ablamız, “Var mısınız?” aşıya gittiğimiz köyde durumu olmayan ilköğretimde okuyan kardeşlerimize yardım etmeye” dedi. Hepimizi bir heyecan sardı.

Projemizin amacı; Allah rızasını kazanmak, İslâmî duruş göstermek,  O’nu razı edecek adımlar atmak için, “Çocuklarımız Üşümesin” projesini harekete geçirmek.

Bu amaçlarla çıktık yola. Projemizin seyrini de şu şekilde çizdik: Köy okullarında bulunan öğretmenlerden bilgi almak, ekip olarak çevremizdeki insanlara projeyi anlatmak ve en az bir çocuk için ortak olmak. Bir de not eklenmiş yazının sonuna nefislere sus dercesine: Bu projenin sahibi sen ya da ben değiliz. Bu proje, şahs-ı manevinin o güzel enerjisinden doğan bir proje idi.

Herkes elinden geldiğince burslarından kenara koyduklarından bir çocuğa bir mont, bir bot almaya başladık. Tabi herkes heyecanlı, acaba olacak mı olmayacak mı, renkler, modeller beğeniliyor. Çarşıda arkadaşlarla karşılaşıyoruz hepimiz de sanki bir şeyler değişiyor. Bir şeyler içimizde sanki tamir oluyor. Ve o güzel gün geldi çattı. 12 kişi. İhtiyacı olanlara kendimizin, ruhumuzun, kalbimizin aslında bu projeye daha fazla ihtiyacı olduğunun farkında olmadan on iki güzel yürekli çocuğa doğru yol alıyoruz. Sınıfa girdik, hepsi bize güler yüzleriyle bakıyorlardı. Herkes merak içindeydi benim çocuğum hangisi acaba diye. Başladık tanışmaya, hepsinin ismini ezberleyene kadar sorduk. Bizim için çizilen resimler verildi. Genelimizin tıp fakültesi öğrencisi haberi olduğu haberi uçmuş olacak ki resimlerde ana tema hastane. Çizilen hastaneler gerçekten çok ilgi çekiciydi, tabanları çim olan bir hastane, bütün insanlarının yüzünün güldüğü bir hastane, kalplerle dolu bir hastane, kocaman masmavi bir hastane.

Ben de o küçük ilkokulun sınıfına manevi hastalıklar hastanesi dedim. O çocuklarının her birisi karakterleriyle, çizdikleri resimlerle bizi tedavi etmeye başlamışlardı. Manevî doktorlarımız bizi o kadar etkiledi ki çıktığımızda merhamet, fedakârlık, kardeşlik, sevgi, muhabbet, şefkat duygularımız, hücrelerimiz anlam kazanmış, yenilenmiş bir şekilde çıktık. Sınıfta yaşananları, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi birkaç arkadaşımın kalemiyle de paylaşmak isterim.

Fatma Okutucu 

(Tıp fakültesi, 3. Sınıf):

İnsan su gibi akıp geçen akışın içinde hissetmeyi bile unutuyor bazen. Ama çocuklar… Berrak, samimî, maskesiz, masum, ön yargısızlar. İnsana güzelliği, umudu hatırlatıyorlar, öğretiyorlar. Bir çocuğun gözündeki mutluluk parıldaması hiçbir mağazanın pırıltılı vitrinlerinde bulunmayacak cinstendi. Ama bunun bir o kadar da basit olduğunu anladım; BİR BOT, BİR MONT.

O masumların simalarına utangaç gülümsemeleri yeşertiyor. Size sarıldığında kalp atışlarındaki hızlanmaya şahit oluyorsunuz. Mutluluk satın alınamayacak kadar kıymetli. Ama belki de bir küçücük montla botta gizli.

Kübra Y. 

(Tıp fakültesi altıncı sınıf ablamız):

Kapıdan ilk girdiğimde on iki taze minik yürek, on iki çift ışıltılı gözdü bizi merakla bekleyen. Gözüm ilk askılığa ilişti. Askılıkta yanılmıyorsam bir mont gördüm sadece diğerleri asılmış minik hırkalardı.

Çocuklarla üç saat kadar kalmayı planlamıştık ve montlarımızı çıkardık. Sonra hepimiz askılığa astık ve beş dakika sonra askılık montlarımızın ağırlığından yere düştü. Sonra hüzünlü bir bakışma ve mahcubiyet geçti aramızda kızlarla. Montları olmayan çocuklar ve bizim montlarımızın ağırlığından yere düşürdüğümüz askılık.

Onların yürekleri mi daha ağırdı yoksa bizim montlarımız mı?

İlk hüznü utangaçlıkla hissettik. Daha sonra birlikte kahvaltı yapmak için bir şeyler hazırlamaya başladık. Bazılarımız da ufaklıklarla sohbet etmeye başladı tabiî ki. Hepsi masanın başındaydılar lâkin yarım saat kadar hazırladığımız sofraya bakıştılar. Dedim ki bir arkadaşıma çocuklara nefis terbiyesini hissettirmiş oluruz belki ve verdiği cevapla irkildim. Onların bizim terbiye etmemize ihtiyacı var mı ki... Biz önce kendimizi terbiye edelim.

Rabia T.

(Tıp fakültesi 3. Sınıf Arkadaşımızdan):

Bugün Rabbimizden samimiyetle istediğimizde ve bu uğurda çabaladığımızda, bize çok farklı vesilelerle ve çok farklı kişilerle ortak bir amaç uğrunda dert sahibi olabilmeyi nasip etti. ‘Bir mont bir bot’ diyerek çıktık yola. Oradaki çocukların bizim her gün rutin olarak gerçekleştirdiğimiz kahvaltıya uzun uzun sabredişine ve iştahla yiyişlerine, bir balona sevinişlerine şahit olduk. Hediyeleri açarken ki mutlulukları, birbirlerine gösterirken ki sevinçleri bu dünyadaki hiçbir şeyle eşdeğer değildi. İlk defa yaşadığım bu deneyim aslında bizim ruhumuzun sevgiye aç olduğunu gösterdi. Bizim onlardan daha çok bu ziyarete ihtiyacımız varmış meğer. Ülkemizde onlarca ihtiyacı olan insanları düşündükçe daha çok çabalamamız gerektiğini yaşayarak görmüş oldum. El ele verdikten sonra Allah’ın izniyle hiçbir şey zor değil.

Sara Yardımcı:

Ben bir öğretmen adayı olarak çoğu zaman sınıf ortamındayım. Ama ilk defa böyle güzel bir şeye katıldım ve her zamanki gibi bir sınıfa giriyor gibi hissetmedim. Çok farklıydı, ne yapmam lâzım, nasıl olacak diye düşündüm. Her zaman söylediğim, bildiğim şarkıları oyunları unuttum. Çocukların o masum yüzlerini her gün gördüğüm halde bu sefer farklı bir amaç için oradaydım. Ve ne biliyorsam onlara öğretmek duygusu içinde oldum. Kelimelerimi seçerek konuşmaya ve yüzümden gülümsemeyi eksik etmemeye çalıştım. Çünkü çocuklar bizleri ilk defa göreceklerdi ve nasıl gördülerse akıllarında öyle kalacaktık, değiştirme şansımız pek yoktu. Çocuklar anılar biriktirirler ve unutmazlar. O anılar ya iyidir ya kötü. Bizler o iyi anıların içinde olmaya çalıştık. Daha çok minik kalbin iyi anılarında kalmak duâsıyla.

Emine Özge

(Tıp fakültesi 3. Sınıf):

Türlü hislerle dolu kalbimizle gittiğimiz bir köy okulu. Sadece kendimiz için yaşamaya daldığımız bir vakitte hatırlanması gerekenleri hatırlattı. Gördüm ki her çocuğun karakteri, hali, tavrı farklı olsa da mutluluk hep aynı şekilde yansır yüzlerine. Bakışlarda hep aynı çocuk sevincini görürsünüz. Bir çocuğun yüzündeki gülümsemenin vesilesi olmak, tertemiz kalplerde yer edinebilmek ne büyük kazanç. Kalbimize böyle iyi gelen bir hissin keşfi ancak devamlılığının çabasıyla anlamlanır, inşallah devamına çabamız ve imkânımız olur.

Bu karşınızdakinden çok size iyi gelen ve zaten ihtiyaç sahibinin rızkının sizin rızkınızın üstüne konulmuş olduğunun farkında olarak var mısınız siz de bulunduğunuz mahalde, okulda, işyerinde böyle bir proje başlatmaya? İyiliklerin yayılması duâsıyla...

Okunma Sayısı: 3407
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı