"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâni’in değildir

Risale-i Nur'dan
08 Aralık 2021, Çarşamba
NOKTA

Arkadaş!

Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur.

Meselâ, kelp bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı hasene ile muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar etmiştir. Hatta sadâkat ve vefadarlığı darb-ı mesel olmuştur. Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü’l-ayn addedilmiştir.       Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler. Bunun esbabı ise:

Kelpte hırs marazı fazla olduğundan, esbab-ı zâhiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikî’den bütün bütün gafletine sebep olur. Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek, Müessir-i Hakikî’den yaptığı gaflete ceza olarak, necis hükmünü almıştır ki, tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler günahları affeder. Ve beyne’n-nâs tahkir darbesini gaflete kefaret olarak yemiştir.

Öteki hayvanlar ise vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder; senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra, öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muarefe yokmuş. Ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur; ancak Mün’im-i Hakikî’ye şükran hisleri vardır. Çünkü fıtratları Sâni’i bilir ve lisan-ı hâlleriyle ibadetini yaparlar; şuur olsun, olmasın.

Evet, kedinin mırmırları, “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Ra­hîm!”dir.

NÜKTE

Yine gördüm ki, eğer her şey Cenab-ı Hakka isnad edilmezse, bir ân-ı vâhidde gayr-i mütenâhî ilâhların ispatı lâzım gelir. Ve bütün zerrat-ı kâinattan daha çok olan şu ilâhların her birisi, bütün ilâhlara hem zıt, hem misil olması lâzım geliyor. Ve aynı zamanda, her birisi bütün kâinata elini uzatmış, tasarrufatta bulunuyor gibi bir vaziyet alması lâzım gelir. Meselâ bal arısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü bütün kâinata cârî ve nâfiz olması lâzımdır. Zira o bal arısı, kâinatın unsurlarına numunedir, eczasını kâinattan alıyor. Halbuki vücud sahasında mahal ve makam, yalnız ve yalnız Vâcib-i Ehad’e mahsustur. Eğer eşya kendi nefislerine isnad edilirse, her bir zerreye bir ulûhiyet lâzımdır. 

Meselâ, Ayasofya’nın bânisi inkâr edildiği takdirde, her bir taşı bir Mimar Sinan olması lâzım geliyor.

Öyle ise kâinatın Sâni’a olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır. 

Öyle ise kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâni’in inkârı mümkün değildir.

Mesnevî-i Nuriye, s. 84

Okunma Sayısı: 1267
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    8.12.2021 11:15:04

    "Kelpte hırs marazı fazla olduğundan, esbab-ı zâhiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikî’den bütün bütün gafletine sebep olur. Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek, Müessir-i Hakikî’den yaptığı gaflete ceza olarak, necis hükmünü almıştır ki, tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler günahları affeder. Ve beyne’n-nâs tahkir darbesini gaflete kefaret olarak yemiştir." Demek ki hüküm bize olan etkisine göre vermek hataymış. Sebepleri aradan çıkarmak, enemizi kabarttırmamak hata değilmiş. Asıl mal sahibini göremek, inam edene teşekkür etmek asıl marifetmiş. Ne kadar zahir ve maddeperest olduğumuzu anlamak için kedi-köpek mukayesesi yeter.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı