"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Suriyeli Alim Prof. Dr. Hüseyin Abdülhâdî: Bediüzzaman'ın fikirlerine insanlığın ihtiyacı var

23 Mart 2026, Pazartesi 03:33
KÜÇÜK YAŞTA ÜSTADA MEKTUP YAZAN VE MEKTUBUNA TARİHÇE-İ HAYAT ADLI ESERDE YER VERİLEN ABDÜLHÂDÎ: ESERLERİNDEN ANLIYORUZ Kİ ÜSTAD SADECE TÜRKİYE ÇAPINDA DEĞİL, İSLÂM ÂLEMİ, HATTA DÜNYA ÇAPINDA KONUŞAN BİR MÜTEFEKKİRDİR

RÖPORTAJ: ABDULLAH ERAÇIKBAŞ
TERCÜME: İBRAHİM ERSOYLU
FOTOĞRAFLAR: ERHAN AKKAYA-YENİ ASYA

Prof Dr. Hüseyin Abdülhâdî Kur'ân ilimleri profesörü, Suudî üniversitelerinde kırk yıldır tefsir dersi verdi. Suriye İslâm Konseyi Genel Sekreterliği üyesi, Şeriat, Düşünce ve Medeniyet  Yaklaşımları Dergisi Genel Yayın Yönetmeni. Şu anda İstanbul'da yaşıyor.

***

Muhterem hocam, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Adım Hüseyin Abdülhâdî. Suriye’de 1949 yılında Derbesiye yakınlarında Aliye adlı bir köyde dünyaya geldim. İlk eğitimimi babamdan aldım ve küçük yaşta Kur’ân’ı hatmettim.

İlkokulu Derbesiye’de okudum. Sonra babam, dinî ilimler okumamı istedi. Bunun üzerine Deyr ez-Zor şehrine gittim ve orada şer’î ortaokula başladım. Bir yıl sonra Halep’teki meşhur Hüsreviyye Medresesine geçtim. Orada ortaokul ve liseyi tamamladım.

Daha sonra Şam’da Şeriat Fakültesine girmek istedim fakat bazı sebeplerle olmadı. Babam Suudi Arabistan’a gitti ve orada Şeyh Abdülaziz bin Baz ile görüştü. Onun yardımıyla Medine İslâm Üniversitesi’nde “Davet ve Usûlü’d-Din” fakültesine kabul edildim.

Dört yıl sonra üniversiteyi pekiyi dereceyle bitirdim. Daha sonra Riyad’daki İmam Muhammed bin Suud Üniversitesinde yüksek lisans yaptım.

Ardından üniversitede görev aldım. Abha, Riyad ve Cidde’de uzun yıllar 40 küsür sene öğretim üyeliği yaptım ve doktoramı tamamladım.

Hocam malum ümmet coğrafyası saldırı altında.  Filistin, Suriye, Lübnan, Yemen, Doğu Türkistan, Arakan şimdi de İran.

Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat adlı eserinde, “Ben kendi elemlerime tahammül ettim; fakat ehl-i İslâmın eleminden gelen teellümat beni ezdi. Âlem-i İslâma indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum. Onun için bu kadar ezildim. Fakat bir ışık görüyorum ki, o elemlerimi unutturacak inşaallah” diyor.

Bu kanayan yara nasıl tedavi edilir?

Üstad Bediüzzaman Türkiye’de yaşadı. Türkiye’de eğitim gördü. Cenab-ı Hakkın yardımıyla kendini iyi yetiştirdi. Eserlerinden anlıyoruz ki o sadece Türkiye çapında değil, İslâm âlemi, hatta dünya çapında konuşan bir mütefekkirdir.

Hilafetin ilgasından sonra Müslüman topluluklar, birbirlerini bir arada tutan bağlardan mahrum, velisi olmayan yetimler haline geldiler. Aralarında yıkıcı, doğru İslâm inancını tahrip eden fikir akımları intişar etti.

O safhada Üstad Bediüzzaman devreye girdi. O tahripkâr akımlarla mücadele etti. Müslümanların fikirlerini tashih etti.

Bediüzzaman, Müslümanların fikirlerini tashih etmekle yetinmedi, Müslümanları eğitti; onların imanını mücerred akide seviyesinden pratik hayata taşıdı. Kendisi ve yetiştirdiği çok sayıda Nur Talebeleriyle İslâmî değerleri yaşamada İslâm âlemine örnek oldu. 

Günümüzde dünya çapında çok sayıda İslâmî cemaat var. Üstadın bu metodunu takip etmeleri lâzımdır. 

Silahlı mücadelenin devri bitti. Fikrî mücadele esastır.

Ruhî terbiyeden sonra amelî/pratik hayata yansıyan bir terbiye olmalıdır. Üstad bunu tahakkuk ettirdi.

Müslümanlar, İslâmî prensipleri hayata aksettirirlerse, örnek insan, örnek Müslüman olurlarsa, diğer din mensuplarını İslâma girmelerine vesile olurlar.

Batılı zalim büyük devletlerin son model füze ve savaş uçakları var. Ülkeleri bombalıyor, insanları öldürüyorlar. İnsanları kendi fikirlerine çevirebiliyorlar mı? Onların İslâmî prensiplere benzer prensipleri yok. Bizim var.

Bugün İslâm coğrafyası birçok saldırı ve sıkıntıyla karşı karşıya. Filistin’de, Suriye’de, Yemen’de ve başka yerlerde büyük acılar yaşanıyor.

Bediüzzaman Said Nursî de bu acıları çok derinden hissettiğini söylüyor. Ona göre Müslümanların kurtuluşu doğru fikir, sağlam eğitim ve ahlâkî terbiye ile mümkündür.

Muhterem hocam, Risale-i Nur Külliyatını inceleme ve okuma fırsatınız oldu mu?

Bazı kitapları mesela Tarihçe-i Hayat’ı, İşârâtü’l-İ’caz’ı okudum.

Üstadın fikrini ve metodunu açık olarak kabul ediyorum ve benimsiyorum.

Bediüzzaman şöyle der: “Biz, ferec ve ferah ve sürur ve fütuhat isteriz. Fakat kâfirlerin kılıncı ile değil.”

Bu tespitler ışığında ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı hukuksuz saldırılar karşısında tavrımız ne olmalı?”

Günümüzde maddî güç ve silâhıyla temayüz eden ABD, Rusya, Çin, Fransa gibi devletler birbirleriyle savaşmazlar. Gözlerine kestirdikleri ülkelere saldırarak ve o ülkeleri birbirbirine savaştırarak, onlara silâh satarak kaynaklarını sömürürler. İran-Irak savaşı buna bir örnek verilebilir. O savaşın kazananı birbiriyle savaşanlar değil, ABD’dir. 

Üstadın ifade ettiği gibi bugün Müslümanlar maddî silâhlanmaya ve silâhla savaşmaya değil, inançsızlara karşı iman ve fikir mücadelesi yapmaları lâzımdır. Küresel güçler, Müslüman ülkelere silâh satarak ve onları birbiriyle savaştırarak maddî kaynaklarını sömürme planlarını uyguluyorlar. Müslümanların bu planları bozmaları lazımdır.

Üstad da günümüzdeki Müslümanlara, İslâm düşmanlarıyla maddî silâhlarla değil, ikna, irşad gibi manevî vasıtalarla mücadele etmelerini tavsiye etmektedir.

Bediüzzaman Divan-ı Harb-i Örfî isimli eserinde “Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır” diyor ve ömrü boyunca da bu ittihadın sağlanması için gayret gösteriyor.

Sizce şu parça parça olmuş ümmet nasıl ve ne zaman bir birlik olacak?

İTTİHAD-I İSLÂM AHLÂKÎ DEĞERLER BAZINDA GERÇEKLEŞMELİ

Günümüzde dünya küçük bir köy haline geldi. Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra Batılı sömürgeci devletler, Arap İslâm âlemini 20 küsur devlete böldüler. Problem devletler ve sınırlar değil. Asıl problem genelde Müslümanların fikir ve ahlâkî gidişatlarındadır.

Dünyada farklı farklı birlikler kurulurken, biz İslâm âlemi olarak zamanın şartlarına uygun bir şekilde nasıl birlik olacağımızı düşünmemiz gerekir.

Batılı sömürgecilerin İslâm âlemini çok sayıda küçük devletlere bölmeleri üzerinden 100 seneden fazla bir zaman geçti. Hayatta yaşadığımız problemleri çözebildik mi?

İttihad-ı İslâm, İslâm âleminde öncelikle fikir, ahlâkî değerler ve hürriyetler bazında gerçekleşmesi lazımdır.

Müslümanlar nezdinde hürriyet, İslâm’a göre sahih manada anlaşılmış ve hayata uygulanmış değil. Biz Müslümanlar olarak hürriyetlerimizi İslâm düşmanlarına yarayacak şekilde kullanıyoruz. Üstad Bediüzzaman hürriyetimizi nasıl anlayıp uygulayacağımızı eserlerinde bildirmiş.

Diğer bir husus; Müslümanlar olarak birbirimizle ve diğer topluluklarla nasıl diyalog kuracağımız meselesidir. Kur’ân’da “Biz insanı mükerrem bir varlık olarak yarattık,” “Biz sizi birbirinizle tanışanız diye millet millet, kabile kabile yarattık” buyrulur. İnsanı ve milletleri potansiyel değere sahip bir varlık olarak görüp onlarla diyalog kurmamız lâzımdır. Üstad Bediüzzaman bu diyaloğun nasıl olması gerektiğini Risale-i Nur’da göstermiş.

Nur Talebeleri olarak onun metodunu Müslüman topluluklara ve diğer fikir ve din mensuplarına öğretmeniz lâzımdır. İslâm âleminden ve gayr-ı Müslim ülkelerden Türkiye’ye gelenleri, doğru, örnek Müslümanlığı görmeleri için Nur Talebeleriyle tanıştırıp buluşturmak lâzımdır.

Geçen sene bir toplantıda yaptığınız konuşmada Bediüzzaman’ın İslâm dünyasının problemlerine çözümler sunduğunu belirterek, çıkış yolu olarak da hürriyet ve meşvereti teklif ve tavsiye ettiğini söylemiştiniz. “İslâm âlemi hürriyet ve şûrâya muhtaç” demiştiniz. Çıkış yolu bu mudur?

Üstadın, İslâm âleminin içinde bulunduğu problemlerinden çıkış yolunun hürriyet ve meşveretin gereği gibi hayata yansıtılması yönündeki görüşü çok isabetlidir. Bu da ancak fikir, ahlâk ve amel bazında tahakkuk etmesi gerektiği kanaatindeyim. Nur Talebelerinin bu mevzuyu Müslim ve gayr-i Müslim toplumlarına bir proje şeklinde takdim etmeleri lâzımdır.

Ben, Suriyelilere ve diğer milletlerden olan Müslümanlara, Bediüzzaman Said Nursî’nin iman, ahlâk ve ibadet yönünden İslâmî prensipleri hayatında uygulayan örnek bir nesil yetiştirmeyi başardığını her platformda ifade ettim.

Dünya çapında küresel vicdanın uyanışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üstad Bediüzzaman, Batılı gayr-ı Müslimlerin hepsinin aynı anlayışta olmadıklarını; bir kısmının tabiat felsefesinden beslenerek ateist, materyalist olup dinsizliği ve ahlâksızı tervic ederken, diğer bir kısmının eski semavî dinlerden ilham alarak adalet, hak ve hürriyetleri savunduklarını ilim, sanat ve teknoloji ile insanlığa hizmet ettiklerini beyan etmektedir.

Adalet, hak ve hürriyetleri savunan gayri-ı Müslimlerle diyalog kurup İslâm ve Müslümanların lehine olan beyan ve tavırlarından dolayı onlara teşekkür etmemiz lazımdır.

YENİ YÖNETİMİN İŞİ ÇOK ZOR

Suriye’deki son gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Suriye halkı, 50 seneden  bir iki sene öncesine kadar zalim ve gaddar bir yönetimin acımasız zulümlerine maruz kaldı. Çok kan kaybetti. 15 seneden bu yana rejim ve muhalif güçlerin çatışması sonucu bir milyon insan  can verdi. Suriye şehirlerinden önemli bir kısmı harabe haline geldi. 14 milyon Suriyeli komşu ülkelere sığınarak mülteci durumuna düştü.

Yeni yönetim bir şeyler yapmaya çalışıyor. İşi çok zor. Geçmişte Rusya, İran ve ABD Suriye’ye müdahale ettiler. Bugün ABD ve İsrail müdahale etmeye devam ediyor. Hal-i hazırda Suriye’deki yeni yönetim ABD’den bağımsız bir iş yapması mümkün görünmüyor.

Bize dua edin. Cenab-ı Hak bize yardım etsin, dış güçlerin şerrinden bizi korusun.

Son olarak Yeni Asya okuyucularına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Yeni Asya Camiası ve Yeni Asya Gazetesi olarak Üstadın İslâm âleminin problemine getirdiği hal çarelerini sadece Türk toplumuna değil, İslâm dünyasına da daha iyi bir şekilde takdim etmeniz lâzımdır. 

Bize bu zaman ayırıp bu mülâkatı yaptığınızdan dolayı Yeni Asya adına size teşekkür ederiz.

Ben de size çok teşekkür ederim.

***

Suriyeli Küçük Bir Nur Talebesinin Üstad Bediüzzaman Hazretlerine Gönderdiği Mektup

22 Şevvâl 1373

Fahrü’l-İslâm Üstâz-ı A’zam Bediüzzaman Hazretlerine!

Kemâl-i ihtiramla hâk-i pay-i zat-ı âlîlerinize yüzümü ve gözümü sürerek öperim. Altı yaşındayım, Ramazan-ı Şerifin yirmi altıncı gününde Kur’ân-ı Kerîm’i hatmettim. Suriye’de en küçük bir Nur Talebesiyim. Arkadaşlarımdan on bir talebe daha Kur’ân-ı Kerîm’i hatmettiler. Hepimiz namaz kılıyoruz. Bu mektupla fotoğrafımı Urfa Nur Talebeleri vasıtasıyla zat-ı maâl-i sıfât-ı âlîlerinize gönderiyorum. Çok rica ederim, mübarek hatt-ı şerifinizle fotoğrafın arka tarafına bana bir-iki cümle dua yazınız, tekrar fotoğrafımı iade buyurmanızı rica ederim.

Pederim Abdülhâdî, hâk-i pây-i âlîlerinizden öper, dualarınızı talep eder.

Suriye Derbasiye Nahiyesine tâbi Âliye Köyünde Nur Talebelerinden

Hüseyin Abdülhâdî

(Tarihçe-i Hayat, s. 759)

Okunma Sayısı: 201
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı