"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Oruç, nefsin firavunluk cephesine darbe vurur

Risale-i Nur'dan
17 Mart 2024, Pazar
Dokuzuncu Nükte

Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Nefis, Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne, kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur kırar; aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerinde vardır ki:

Cenab-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”

Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin!”

Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ene ene, ente ente!” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş.

Sonra açlık ile azap vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Men ene ve mâ ente?”

Nefis demiş: “Ente Rabbiye’r-Rahîm ve ene abdüke’l-âciz.” Yani “Sen benim Rabb-i Rahîm’imsin; ben senin âciz bir abdinim.”

“Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve onun Âl ve Ashabına, Ramazan ayında okunan Kur’ân harflerinin sevabı adedince, Senin rızanın vasıtası, onun üzerimizdeki hakkının îfâsı olacak salât ve selâm eyle. Âmin.”

İtizar: Şu İkinci Kısım, kırk dakikada sür’atle yazılmasından, ben ve müsvedde yazan kâtip, ikimiz de hasta olduğumuzdan, elbette içinde müşevveşiyet ve kusur bulunacaktır. Nazar-ı müsamaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz. Münasip gördüklerini tashih edebilirler.

Mektubat, s. 477

LÛ­GAT­ÇE:

abd: kul.

enaniyet: benlik; kendini beğenme, kibir, gurur.

ene ene, ente ente: ben benim, sen sensin.

firavunâne: Firavuncasına.

îfâ: yerine getirme.

ihvan: kardeşler.

itizar: özür, mazeret beyanı.

men ene ve mâ ente: ben kimim, sen nesin?

mevhum: vehim ve hayalde meydana getirilen, gerçekte olmayan, aslı olmayan.

müşevveşiyet: karışıklık.

rububiyet: rablık, ilâhlık, Cenab-ı Allah’ın her zaman, her yerde, her yarattığı varlığa muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları idare ve terbiye etmesi.

tashih etmek: düzeltmek.

ubudiyet: kulluk.

Okunma Sayısı: 1261
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    17.3.2024 15:35:52

    Üç bin senenin ardından açlık azabını verdiğinde bu sefer cevap değişmiştir: “Sen benim Rabb-i Rahîm’imsin, ben Senin âciz bir abdinim.” Bu cevapdaki “sen ve ben” açıklamaları haddini bildiğinin açık göstergeleridir. Artık kuru bir sen hitabı değil “Rabb-i Rahim” hitabı var. Yani, nefis Rab ismiyle terbiye edildiğinin ve Rahîm ismiyle merhamet gördüğünün farkına varmış. Kendisininde sade bir “ben”le değil “âciz bir abd” olarak tanımlaması kudretinin hiç hükmünde olduğunun ve ilâh değil kul olduğunu itiraf ettiğini gösterir. Dikkat edilirse ateşin yapamadığını açlık yapmış. Demek ki açlık, ateş başta olmak üzere diğer azaplardan çok daha etkili yöntem. İşte Ramazan orucunda da birçok hakikat açlık vasıtasıyla çok daha kolay derk ediliyor. Rabbim cümlemizi nefsin enaniyetinden muhafaza buyursun inşallah!..

  • Cenk Çalık

    17.3.2024 15:35:21

    Yukarıdaki hadis nefsin terbiye edilmediği takdirde kendisini yoktan var eden Rabbine âcizliğini, fakirliğini unutarak nasıl meydan okuyabilme cesaretini göstermesi, bizler için ibretli bir tablodur. Rabbimizin nefsi muhatap alarak soru sorması çok büyük bir şükür gerektirirken, nefsin haddini aşan cevabı bize mahiyeti hakkında bilgi vermektedir. Kendisini âdeta Rab seviyesine çıkartarak Rabbimize “ben ve sen” diye hitap etmesi ve açıklama yapmaması, mevhum rububiyetini gösterir. Bu ahlâksız cevap azap görmesine sebep olmuş. Rivayete göre tam üç bin sene azap görmüş. Her bin sene de tekrar Rabbimiz aynı soruyu sorarak tövbe fırsatı vermesine rağmen nefis de aynı cevabı vererek isyanında ısrar etmiştir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı