"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ramazanda herkesin nefsi anlar ki hür değil, abddir

Risale-i Nur'dan
12 Mart 2024, Salı
Üçüncü Nükte

Oruç hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsanlar maişet cihetinde muhtelif bir surette halk edilmişler. Cenab-ı Hak o ihtilâfa binaen zenginleri fukaraların muavenetine davet ediyor. Halbuki zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa nefisperest çok zenginler bulunabilir ki açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir. Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünkü hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor.

Dördüncü Nükte

Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Hatta mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtrî olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise bütün bütün gàsıbâne, hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar.

İşte Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki kendisi malik değil, memlûktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer.

Mektubat, s. 472

LÛ­GAT­ÇE:

abd: kul.

fıtrî: yaratılıştan gelen.

gàsıbâne: hakkı olmayan şeyi alarak, gasp edercesine.

halk edilmek: yaratılmak.

hayat-i içtimaiye-i insaniye: insanlığın toplumsal hayatı.

keyfemayeşa: nasıl isterse, dilediği şekilde, keyfine göre.

maişet: geçim.

memlûk: köle, kul.

mevhum: hayalde meydana getirilen, gerçekte olmadığı halde varsayılan.

muavenet: yardım.

rububiyet: rablık; Allah’ın her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmak için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve hâkimiyeti altında bulundurması.

ubudiyet: kulluk.

Okunma Sayısı: 1549
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    12.3.2024 09:58:50

    Ramazandaki savm her zamankinden çok daha fazla mükellef olduğumuz muavenet emrine riayet ettiğimiz aydır. Bu durum aslında bizler için ibret olduğu kadar fırsattır. Hakikî açlık ve susuzluk çeken bizler yaşayarak o elim hali anlayabiliyor, şefkatimizi bize veriliş gayesinde istimal etmek için hareket ediyor ve hakikî şükre kapı açabiliyoruz. Diğer zamanlarda bu kadar yaşayamadığımız içinde gerekli muaveneti yapamıyoruz. Demek ki Rabbimiz almamız gereken bu dersleri yaşatarak öğretiyor. Bu dersleri aldığımız zamanda iki cihanımız mamur oluyor. Rabbim bu dersleri alan ve hakkıyla yaşayanlardan eylesin inşallah.

  • Cenk Çalık

    12.3.2024 09:58:36

    Gerçek manada şükretmek istiyorsak şefkatimizi hemcinslerimizden esirgememeliyiz. Hakikî şükür üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Şükrü sadece sözlü olarak anlıyorsak çok eksik anlıyoruz. Şükrettiğimizi fiilen göstermemiz gerekir. Teorikte kalan şükür samimî olmadığı gibi hakikî manası tecelli etmez. Şükrümüzü en güzel bir şekilde eda etmenin yolu muhtaç kardeşlerimize şefkatle yaklaşarak, rencide etmeden maddî ve manevî bizlere ihsan edilen nimetleri paylaşmaya çalışmaktır. Bu paylaşım ruh halimizi, görevimizi yapmanın huzuruyla dolduracaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan birisi de muhtaç kardeşlerimizin izzet-i nefisleridir. Son yıllarda görmeye maalesef alıştığımız reklâm amaçlı iftarlar, sosyal medyada paylaşılan görüntüler ibadetteki ihlâsın sorgulanmasına sebep olmuştur. İhlâsın dışındaki her amaç ve niyet bize menfî döneceğini unutmadan ihtiyatla hareket etmek ve rencide edecek davranışlardan azami ölçüde kaçınmamız gerekmektedir.

  • Cenk Çalık

    12.3.2024 09:58:25

    Üstadın, “Eğer oruç olmazsa nefisperest çok zenginler bulunabilir ki açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise şükr-ü hakikinin bir esasıdır.” (Mektubat, s. 472) ifadeleri, şefkat ve şükrün önemini ihtar eder. Manevî cihadımız içinde en ehemmiyetli azalarımızdan biri de şefkat hissidir. Doğru yerde doğru zamanda kullanıldığında bizlere peşin bir ücret olarak huzur ve rahatlık verir. Saatlerce aç ve susuzluk çeken herkes açlığın ne kadar elim bir halet olduğunu idrak eder. Bu nimetten mahrum milyonlarca insan varken iftar vaktinde çeşit çeşit leziz taamları nasıl kemal-i afiyetle yiyebiliriz? Çoğu fakir kardeşimiz Ramazan ayında bile ekmek ve su bulamazken, hiç keyfimizi bozmayacak ve bu hakikatleri düşünmeden mi yaşamaya devam edeceğiz? Ayrıca, Ramazan dışında da bu haleti yaşayan yaklaşık bir milyar insana karşı şefkat göstermemiz gerekmez mi?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı