"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükür; nimette, nimet vereni görmektir

Risale-i Nur'dan
16 Haziran 2019, Pazar
Şükürde bir zahmet yoktur. Bilâkis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü şükür nimette in’amı görmek demektir.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Aklın pek garip bir hali vardır. Öyle bir yed-i tûlâ sahibidir ki, bazen kâinatı ihata etmekle kucağına alıyor. Bazen daire-i imkândan çıkar, en yüksek dairelere müdahaleye çalışır. Bazen de bir katre suda boğulur, bir zerre içinde yok olur, bir kılda kaybolur. Maahâzâ, hangi şeyde fenâ ve kaybolursa, bütün varlığı o şeye münhasır olduğunu bilir. Ve hangi bir noktaya girse, bütün âlemi beraberce götürmek isteğindedir.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Eğer dünyanın veya vücudun mülkiyeti, zilliyeti sende ise taahhüt, tahaffuz, korku külfetleriyle nimetlerden lezzet alamazsın, daima rahatsız olursun. Çünkü noksanları tedarik, mevcutları telef olmaktan muhafaza ile, daima evham, korkular, meşakkatlere mahal olursun. Halbuki o nimetler, Mün’im-i Kerîm’in taahhüdü altındadır. Senin işin, O’nun sofra-i ihsanından yiyip içmekle şükretmektir. 

Şükürde bir zahmet yoktur. Bilâkis nimetin lezzetini arttırır. Çünkü şükür nimette in’amı görmek demektir. İn’amı görmek, nimetin zevalinden hâsıl olan elemi def’ eder. Zira, nimet zâil olduğundan, Mün’im-i Hakikî onun yerini boş bırakmaz, misliyle doldurur; ve teceddüdünden lezzet alırsın.

Evet, “Onların duâları şu sözlerle sona erer: ‘Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.’” (Yunus Sûresi: 10.) olan âyet-i kerîme, hamdin ayn-ı lezzet olduğuna delâlet eder. Çünkü hamd, in’am şeceresini nimet semeresinde gösterir. Ve bu vesile ile, zeval-i nimetin tasavvurundan hâsıl olan elem zâil olur. Çünkü şecerede çok semere vardır; biri giderse, ötekisi yerine gelir. Demek, hamd ayn-ı lezzettir.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Âfâkî malûmat, yani hariçten, uzaklardan alınan malûmat evham ve vesveselerden hâlî olamıyor. Amma bizzat vicdânî bir şuura mahal olan enfüsî ve dâhilî malûmat ise evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh, merkezden muhite, dâhilden hârice bakmak lâzımdır.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır; ta’dili büyük bir himmete muhtaçtır. Ve keza, beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır. Bunların kapatılması, ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.

Mesnevî-i Nuriye, Habbe, s. 136-137

Lûgatçe:

ayn-ı lezzet: Lezzetin ta kendisi.

daire-i imkân: İmkân âlemi, kâinat ve varlıklar âlemine ait âlem.

delâlet: Delil olma, gösterme; alâmet, işaret.

hamd: Şükür, övgü, minnet.

ihata: Kuşatma, içine alma.

in’am: Nimet verme, nimetlendirme, ihsan etme.

küre-i arz: Dünya, yeryüzü.

maahâzâ: Bununla birlikte, böyle olmakla beraber.

medeniyet-i sefihe: Sefih medeniyet, zevk ve eğlenceye sevk eden medeniyet.

Mün’im-i Kerîm: Kerem sahibi nimet veren, yedirip içiren, nimetlerin hakikî sahibi olan Cenab-ı Hak.

semere: Meyve, yemiş.

şecere: Ağaç.

tahaffuz: Korunma, sakınma.

teceddüd: Tazelenme, yenilenme.

yed-i tûlâ sahibi: Uzun eli olan; (mecaz) alanında çok geniş bilgi sahibi olan, hüner ve sanatında maharet sahibi.

zâil: Sona eren, yok olan.

zeval: Son bulma, sona erme.

zeval-i nimet: Nimetin bitmesi, sona ermesi, yok olması.

zilliyet: Sahiplik, himaye edici olma, koruyuculuk.

Okunma Sayısı: 1307
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı