"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ekmeleddin İhsanoğlu: Bediüzzaman bilim-din ahengini kuruyor

23 Mart 2020, Pazartesi 02:28
Türk Bilim Tarihi Kurumu Şeref Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu:  “NE İslâmiyet bilimi reddeder ne bilim İslâmiyet’i nakzeder. (Said Nursi) Böyle bir ahengi kuruyor. Bu çok mühim. Çünkü Said Nursî’nin tesir sahası geniş. ‘Din terakkiye manidir’ anlayışına karşı çok büyük mücadelesi var. Çünkü Bediüzzaman’ın odaklandığı nokta iman meselesidir. Onun için en mühim şey imandır.”

İİT eski Genel Sekreterlerinden Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı - 1

RÖPORTAJ: FARUK ÇAKIR - SÜREYYA NUR İŞLER
cakir@yeniasya.com.tr
sureyyanurisler@yeniasya.com.tr

Fotoğraflar: ERHAN AKKAYA - Yeni Asya

Türk Bilim Tarihi Kurumu Şeref Başkanı ve 2004 ve 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük uluslar arası örgüt olan İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın (İİT) Genel Sekreterliğini yapan Ekmeleddin İhsanoğlu, Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı. İhsanoğlu ile yaptığımız röportajın Bediüzzaman ile ilgili bölümünü bugün sunuyoruz. Röportajın yayını yarın devam edecek...

***

“Medreseler Neydi, Ne Değildi?” adlı kitabınızda “Said Nursî ilmi dünya görüşünün materyalist ve din karşıtı iddialarına dikkat çekici cevaplar vermiştir” diyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?

Bediüzzaman’a işaret eden bu yazı çok büyük bir bahsin mühim bir noktası. Oxford Üniversitesi’nde dünya dinleri ve ilime karşı tavırları üzerine uzun bir makalem vardı. Bu gördüğünüz makale ilk defa Türkçe’de bu kitapta yayınlandı. Orijinali İngilizce. Oxford Üniversitesi benden “İslâm dünyasında modern bilimin girişiyle din ve ulemanın tavrı neydi?” konulu bir çalışma istedi. Ve ben de 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı’nın Avrupa’da gelişen modern bilimle ilgili tavırlarını büyük tablosunu çizdim. O tablonun içinde hiçbir zaman bilim din çatışması diye bir şey yok.

Oxford için hazırladığım büyük makale içerisinde 19. yüzyılın sonuna doğru İslâm ve bilim konusunda bir çatışma tohumları ekildiğini görüyorsunuz. Bu da pozitivizm ve sosyal-Darwinizm benzeri Batı’daki düşüncelerin sathî tesiri altında kalan Osmanlı münevverleri, ne Batı’yı ne de İslâm’ı doğru dürüst biliyorlardı. Yani Batıda, Katolik kilisesinin modern bilimle çatışma travması tesiri altında kalan Amerikalı bir yazarın yazdığı din ve bilim konusundaki Ahmet Mithat Efendi’nin yaptığı tercümeden hareketle paralellik kurmaya çalışıyorlar. 

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun “Medresler Neydi, Ne Değildi?”
adlı kitabı iki kısımdan oluşuyor.

Said Nursî çok sağlam bir klâsik medrese eğitimi almış bir insan olarak aynı zamanda 20. yüzyılın ilk yıllarında mevcut Türkçe ya da Arapça yazılmış modern bilimle ilgili eserleri okuyan, anlayan ve ikisinin arasında bir çelişki olmadığını gören biridir. Bediüzzaman bunu tabi kendine has şahsiyeti, ilmî gücü ve insanlar üzerindeki tesirini göz önünde bulundurarak İslâm açısından bilim ve din uyuşmasını savunmuştur. Bu çok mühimdir. Çünkü 20. yüzyılın ilk yarısında Türkiye İslâmiyet’i yaymak bakımından en popüler, en geniş hareket alanına sahip olan kendisi, talebeleri ve onlarla etkilenen insanlar bu anlayışı alıyorlar. Yani modern bilimle Kur’ân’daki âyetler arasında bir çelişki yoktur. Binaenaleyh ne İslâmiyet bilimi reddeder ne bilim İslâmiyet’i nakzeder. Böyle bir ahengi kuruyor. Bu çok mühim. Çünkü Said Nursî’nin tesir sahası geniş. ‘Din terakkiye manidir’ anlayışına karşı çok büyük mücadelesi var. Çünkü Bediüzzaman’ın odaklandığı nokta iman meselesidir. Onun için en mühim şey imandır.

Kitabınızdan hareketle Bediüzzaman’ın dünya barışının temel taşı ve bir insanlık projesi olan Medresetüzzehra, yani fen ilimleriyle din ilimlerinin birlikte okutulması teklifi konusunu nasıl değerlendirirsiniz?

Tabi doğru olan budur. Modernleşmeyle ilgili iki şeyi var; birincisi din-iman ve ilim. Modern ilim imanı nakzetmiyor, bilâkis imanı destekliyor ve fen ilminin ortaya çıkardığı hakikatlerle Kur’ân’daki kozmik hakikatler arasında ahenk var. İkincisi sosyal bakımdan din terakkiye mâni değil, bilâkis din terakkiperverdir. Yani terakkiyi teşvik ediyor. Bu kitapta gördüğünüz gibi medreseler 4. Hicrî 10. milâdî asırda Gaznelilerin topraklarında ortaya çıkmıştır ve oradan yayılmıştır. Selçuklular bu medreselerin yapılarını desteklediler ve Nizamiye Medreseleri diye bir sistem kurdular ve bu yayıldı. Onlardan sonra Orta Asya, Orta Doğu, Anadolu’ya yayılıyor. Ve hicrî 4. asır, milâdî 10. asırdan itibaren eğitim faaliyetleri belli bir şekil alıyor, akademik gelenekler oluşuyor. Bunlar olduğu gibi devam ediyor, bunlar müşterektir. Bu 10. asırdan başlayan büyük bir gelenek, 20. yüzyıla kadar devam ediyor, değişmiyor. Yeni bir tesbit yaptım; 18. yüzyılda okutulan kitapların 1/4 Osmanlı müelliflerin, 3/4 Osmanlılardan önce eserlerdir. Fakat II. Meşrûtiyet’te çok önemli bir hadise oldu. Musa Kâzım Efendi’nin Şeyhülislâmlığı zamanında medreselerin ıslahıyla ilgili çok önemli kararlar alındı ve bütün medreseler şeklen sistem olarak ‘Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye’ adı altında merkezi bir yapıya kavuşturuldu ki eskiden merkezi değildi. Fakat bundan daha mühimi klâsik derslerin yanında modern derslerin okutulmasına başlandı. Bu devam etseydi bugün din adına yapılan sathîlikler ve basitlikler yapılamazdı. Bugün din adına çok yanlışlar yapılıyor. Onun için bu sizin söylediğiniz nokta çok mühim.

Bediüzzaman, İslâm Dünyasının devam eden gerileme, çöküş sürecinin asıl sebeplerini “cehalet, zaruret ve ihtilâf”a, yanı ‘üç büyük düşman’a bağlıyor. Ve buna karşılık sanat, marifet, ittifak olarak reçete sunuyor. Bediüzzaman’ın yaklaşımları ve bu düşüncesi pratik alanlara nasıl taşınabilir?

Doğrusu bu teşhis kendi zamanının ve kendi şahsiyetinin ifade tarzı içerisinde çok güzel söylemiştir. Biraz önce bir sorunuza cevaben ben de buna benzer bir şey söyledim. Bu teşhis doğru bir teşhis. Gelişmek için maddî, manevî, ekonomik, bilim ve teknolojideki gelişmeyi sağlamak lâzım. Bunları kuvveden fiile çıkartmaktır mesele.

 

***

İhsanoğlu kimdir?

Ekmeleddin İhsanoğlu 26 Aralık 1943’te Kahire’de doğdu. Türk bilim tarihi profesörü, akademisyen, diplomat, yazar olan İhsanoğlu, 2004 ve 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük uluslar arası kuruluş olan İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın (İİT) genel sekreterliğini sürdürmüştür. İhsanoğlu’nun Osmanlı bilim tarihi, Türk kültürü, İslâm Dünyası ve Batı Dünyası ilişkileri ve Türk-Arap ilişkileri hakkında değişik dillerde çok sayıda eseri bulunmaktadır. UNESCO, Harvard Üniversitesi’ndeki görevlerinin yanı sıra, ulusal ve uluslar arası birçok bilim kurumunun üyesi olan İhsanoğlu, bilim ve eğitim tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı birçok ödüle lâyık görülmüştür. İhsanoğlu ile hizmet süreçlerini ve İslâm dünyasının mevcut konumu üzerine konuştuk. 

***

Röportajın diğer bölümlerini okumak için tıklayınız:

İnsan hakları ve demokrasi olmadan birlik sağlanamaz

İslam Birliği için AB güzel bir örnek

İslam dünyası demokrasiye muhtaç

Okunma Sayısı: 4672
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı