"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslam dünyası demokrasiye muhtaç

24 Mart 2020, Salı 00:32
İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI ESKİ GENEL SEKRETERİ PROF. DR. EKMELEDDİN İHSANOĞLU: “İSLAM ÜLKELERİNDE DEMOKRASİ YERLEŞMEZSE GELİŞME OLMAZ.”

İHTİYAÇ OLAN REFORMLAR

“İİT Genel Sekreteri seçilince demokrasi, iyi iletişim, kadın hakları, insan haklarına riayet edilmesini sağlamak gibi İslam dünyasının muhtaç olduğu reformların listesini çıkarttık. Ve İslam dünyasından 100 kişilik bir ‘âlimler grubu’ oluşturduk.”

BEN ÜMİTVARIM

“Ben ümitvarım ve İslam dünyasının bir gün tekrar enerji toplayarak haklı davalarını barışçı bir şekilde sonlandıracağına inanıyorum. Bu da tabiî İslam ülkelerindeki demokrasilerin yerleşmesiyle olacaktır.”

***

İİT eski Genel Sekreterlerinden Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Yeni Asya’nın sorularını cevaplandırdı-2

RÖPORTAJ: FARUK ÇAKIR - SÜREYYA NUR İŞLER
cakir@yeniasya.com.tr - sureyyanurisler@yeniasya.com.tr

Fotoğraflar: ERHAN AKKAYA - Yeni Asya

İslam dünyası demokrasiye muhtaç

İİT'de yaptığı çalışmaları anlatan teşkilatın eski Genel Sekreterlerinden prof. dr. Ekmeleddin İhsanoğlu: "İslam dünyasının bir gün tekrar enerji toplayarak bu haklı davalarını barışçı bir şekilde sonlandıracağına inanıyorum. Bu da tabii islam ülkelerindeki demokrasilerin yerleşmesiyle olacaktır.."

-Dünden devam-

Öncelikle pek çok bilimsel ve diplomatik tecrübeleriniz var. İhsan Efendi’nin oğlu olarak ve babanızı anlattığınız “Yozgatlı İhsan Efendi” kitabınızdan yola çıkarak bu tecrübelerinize katkısı olan babanızdan size kalan en değerli mirası nedir?

Benim hayattaki en kıymetli mirasım babamdan kalan mirastır. O da örnek bir insan, numune-i imtisal olması, vakarı, sükûneti, derin imanı ve bir de ahlâkı Kur’ân ahlâkında olmasıydı. İhsan Efendi’nin nesli ve o neslin sahip olduğu ancak günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş pek çok hasleti “Kaybolan Dünyadan Nurlu Bir Sima Yozgatlı İhsan Efendi” isimli biyografi kitabımda anlattığım gibi; bir hatıra ile bunu anlatayım: 6-7 yaşlarındayken babamla bir Cuma namazından çıktıktan sonra manava uğruyoruz, babam eve meyve alıyor. Bende oradaki bir küfeden bir tane mandalina alıyorum. Ve eve yürüyerek dönüyoruz, meydanı dönüp eve gireceğimiz zaman babam dönüp elimdekine bakınca ‘Bu nedir, kim verdi?’ dedi. Ben de ‘Kimse vermedi, ben aldım’ dedim. Sonra hiçbir şey demeden dönüp tekrar manava geldik ve babam ‘Koy onu yerine ve özür dile’ dedi. Manavdaki adam şaşırdı, ‘Efendim çocuktur, helâl hoş olsun, 2 tane vereyim’ dedi. Babam ‘Teşekkür ederiz’ dedi. Ben onu yerine koydum ve eve geri döndük.

Yani siz küçükken böyle bir dersi alırsanız, bütün hayat tecrübelerinizin rengini, tonunu ayarlarsınız. Yani harama el uzatmadan, başkasının malına el uzatmadan, izin almadan bir şey yapmamak vs. gibi çok şey var bu hatırada. Ve ben Allah’a şükür yurt içi, yurt dışı birçok akademik, diplomatik görevlerde bulundum, bütün bunlara girerken orada birtakım huzursuzluklar, yolsuzluklar vs. olurdu. Çıkarken her şey tertemiz olurdu. Ve arkamdan hiçbir zaman bu konularda herhangi bir tenkit, istifham bırakmadım. Ve o müesseseleri varlıklı bir hale getirerek çıkmışımdır.

İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki (İİT) görevinizde birçok başarıya imza attınız. En son 2019 yılında Rusya Müslümanlarının en yüksek nişanı ödülüne layık görüldünüz. 9 sene içerisinde İslam dünyasındaki gerginliği ve çatışmayı işbirliğine dönüştürdünüz. Başarılarınız sırrı neydi?

Her şeyden önce herhangi bir işte olduğu gibi burada da, iş konuları, mecaller, mecralar farklı olur ama her şeyden önce görüşte berraklık lazım. Yani baktığınız zaman ufukta neyi göreceksiniz, onu gördükten, idrak ettikten sonra ikinci safha olarak azim, iradeyi belirteceksiniz ve üçüncü safha olarak da işbirliği yapmak, yani meselenin tarafları kimlerse onlarla beraber çalışmaktır. Yoksa aksi takdirde başaramazsınız.

Ben teşkilata genel sekreter olduğum gün zihnimde bu teşkilatı canlandırmak ve eksiklerini gidermek için ilk 6 ayda yapılacağım şeyler belliydi. Aynı zamanda 10 yıllık uluslararası faaliyet programı (aksiyon)hazırladım. Ve zirve toplantısı yaptık, orada 10 yıllık aksiyon planımı kabul ettirdim. Bunların içerisinde teşkilatın adından tutunuz muhtevasına, şartına kadar demokrasi, iyi iletişim, kadın hakları, insan haklarının riayet edilmesini sağlamak vs. gibi İslam dünyasının muhtaç olduğu reformların listesini çıkarttık. Ve uluslararası din, sosyoloji, iktisat, bilim gibi her konuda İslam dünyasından 100 kişiden oluşan bir ‘alimler grubu’ oluşturduk. Ve onlarla birkaç gün, gece gündüz tartışarak özetler hazırladık. Bu özetlerle 10 yıllık bir program haline getirdik ve bunu zirveye sunduk.

Zirve bunu kabul etti. Ve bu benim elimde keskin kılıç oldu. O zaman bunları yapmaya başladım. Aksi takdirde bu planları ben tek başıma sunmuş olsaydım bunların çoğu hayata geçmezdi. Teşkilata seçimle gelmiş olmam benim en büyük gücüm, enerjim ve en büyük silahım oldu. Bir iki devletin anlaşmasıyla değil, seçimle gelen ilk genel sekreter ve şimdiye kadar ilk ve tek olduk. Benim temennim o idi ki bizden sonra gelecek olanlar yine aynı şekilde seçimle gelsin ama olmadı.

İnsan hakları ve demokrasi vurgusu yaptınız ve 10 yıllık plan içerisinde bunları hayata geçirmeye çalıştığınızı söylediniz. Peki, şuandaki durumu nasıl yorumlarsınız?

Tabi bunu gerçekleştirmek için birtakım resmi dokümanlarda değişiklik yapılmış. En başında teşkilatın şartı yani anayasası, anayasada buna dair hükümler koymak lazım. Ve o anayasayı ben zirveden geçirdim. Bunun üzerine insan hakları konusunda daimî ve bağımsız şahıslardan oluşan 10 ülkeden sırayla seçilecek komisyonu kurduk. Tabi, hükümetler arası bir teşkilatta sizin genel sekreter olarak veyahut düşünce sahibi olarak her istediğiniz şeyi kabul ettirme imkânı yoktur. Fakat bu 2005’teki zirveden geçirmiş olduğumuz bağlayıcı belgeler bizim yolumuzu açtı ve biz bunu tamamladık.

Kurduğumuz komisyonun çalışmalarında en önemli şey Kahire deklarasyonuydu. 1991’de Kahire İnsan Hakları Deklarasyonunda İslam’ın güzel yüzünü, hoşgörüsünü ifade etmeyen radikal bir anlayış vardı. O zaman çok zor şartlar içerisinde yapıldı. Bunu değiştirmek çok zordu. Şimdi aldığım son bilgiye göre değiştirdiler ve bana metni gönderdiler. Ve sonunda çok uygun bir şekilde istediğimiz gibi oldu. O bakımdan bu meselelerin bir kısmı devam ediyor. Fakat şimdi İslam dünyasının büyük meselelerinde mesela Uygur Türkleri meselesi, Kıbrıs Türkleri ve Myanmar meselesinde biz çok açık tavırlar sergiledik. Ve buradaki insanların kültürel ve dini haklarının korunması konusunda hükümetlere çok açık mesajlar verdik. İlgili hükümetlere tespitler, teklifler yaptık. Maalesef bu yoldaki çabalarımız takip edilmedi, farklı bir şekilde devam etti. Hâlbuki bu insanların İslam İşbirliği Teşkilatı dışında hiç ümidi yok. Biz bu işlerle uğraşırken Amerika hükümeti de geniş kapsamlı insan hakları raporu içerisinde Myanmar’dan da bazen bir iki paragrafla bahsederdi. Bizim yaptığımız çalışmalar ve temaslar neticesinde ve bizzat ben Obama’ya yaptığım teklifte, kendisi Myanmar’ın başkentine gittiği zaman üniversitede yaptığı konuşmada bir paragraf koydu. Değişik İslam ülkelerinden heyetlerden 4-5 dışişleri bakanıyla oraya gittik. O zaman bizim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu idi, o da katıldı. Bu ziyaret bir tesir oluşturdu. Fakat biz ayrılmadan önce Myanmar Cumhurbaşkanı ile oraya sağlık hizmetleri, mesleki eğitim ve insani yardımların daha kolay ulaşmasını sağlamak amacıyla bazı konularda anlaşma yaptık. Bunlar devam etseydi herhalde buradaki Müslümanların lehine olurdu, maalesef olmadı. Olabilmesi için ümidim var hala.

İslam dünyasında bir reaksiyon var. Gerçi şimdi çok üzücü bir şey söyleyeceğim; İslam dünyasında, toplumlarında, enerji yok yani eskiden enerji vardı ve bu enerji ülkeleri bir yere sevk ederdi. Şimdi bu enerji yok. Bu enerji ufak tefek meselelerde kavga ederek ihtilaf hâsıl ederek dağıtılıyor. Mesela Kudüs’teki hadiseler, Golan meselesi… Filistinlilerin tabi ve tarihi haklarını çiğneyen davranışlar karşısında İslam dünyasında fazla bir reaksiyon yok. Eskiden nümayişler, gösteriler olurdu, şimdi o da yok. Niye, çünkü enerji kalmadı, var olan enerji boş yere, boş işlere boşaltılıyor. Fakat ben ümitvarım ve İslam dünyasının bir gün tekrar enerji toplayarak bu haklı davalarını barışçı bir şekilde sonlandıracağına inanıyorum. Bu da tabiî İslam ülkelerindeki demokrasilerin yerleşmesiyle olacaktır. İslam ülkelerinde demokrasi yerleşmezse gelişme olmayacaktır.

2006’te Irak’ta Sünni ve Şii Mezhep temsilcilerini nasıl barıştırdınız?

Irak’taki hadise İslam tarihinde ilk defa olan bir hadiseydi. Şii-Sünni olayı daha çok siyasi hegemonya meselesi, nüfus meselesiydi. Fakat Irak’taki hadise bir iç kavgaydı. Bahaneler oluşturularak insanlar Sünni veya Şii olduğu için birbirini öldürdü. Saddam’ın Sünnileri üstün tutarak Şiileri ezdiğini söylenirdi. Hâlbuki Saddam Şiileri de, Sünnileri de, Türkleri de, Türkmenleri de, herkesi ezdi. Yani onlara bu zulmü Şii oldukları için yapmadı, kendisine muhalif oldukları için yaptı. İç kargaşa çok kötüydü ve o kadar kötü bir noktaya geldi ki Sünni ve Şii aileler bölünmeye başladı. Bunlar sanki başka bir dindeymiş gibi ‘Sen Sünni’ymişsin, Şii’mişsin, ben seninle evli kalamam’ gibi noktalara geldi. Çok kötü şeyler oldu. Camiler ayrıldı, mezarlar berhava edildi.

Bunun çaresini bulmak lazımdı. Bu çareyi de sessiz diplomasi yürüterek yaptık. Bunun için önce dini liderlerini ikna etmek lazım ki bunu yaptık. Dini liderler ikna olunca siyasilerin eline bahane kalmıyor.

Ve ben bir heyet kurdum ve heyeti Irak’a gönderdim. Sünni ve Şii dini liderlerle uzun görüşmelerden sonra bir temel metin üzerine anlaşmalarını sağlamak için teşkilata bağlı uluslararası fıkıh akademisi şemsiyesi altında yaptım bunları. Ve iki taraftan kendilerinin seçtiği 15 kişiyi Cidde’ye İİT merkezine davet ettim. Bunlar, Bağdat’tan Cidde’ye gelirken aynı uçakta olmak istemediler, indikleri zaman aynı otomobillere binmek istemediler. Fakat Cidde’de birkaç gün süren müzakereler üzerine hazırladığımız metni herkes kabul etti. Elimizde Kur’an-ı Kerim’in beşerî münasebetler konusunda savaşmayı, kan dökmeyi yasaklayan, hoşgörüyü ifade eden bir metin oldu. Bu metni Kadir Gecesinde Mekke-i Mükerreme’de Beytullah’ın huzurunda gece yarısında ilan ettik. Bütün dünya televizyonları yayınladı.

Netice itibariyle bu hadise Bağdat’ta ve Irak’ın bütün şehirlerinde bir rahatlamaya, kızgın havanın ardından serin bir havanın esmesine vesile oldu. Bunun üzerine ben heyetle Irak’ı ziyarete gittim. Vebir süre önce aynı uçağa binmeyi kabul etmeyen Sünni ve Şii liderleri beraber beni havaalanında karşıladılar. Çok iyi oldu ve siyasiler bu meseleyi bahane edemez oldular. Çünkü dinî heyetler, otoriteler bizim arabuluculuk çalışmalarımız neticesinde anlaştılar ve ‘Mekke Anlayışı ve Belgesi’ diye bir metin ortaya çıktı. O belgeyi her yere dağıttılar. Bu çok mühimdi ve bu İslam dünyasında bir ümit ışığı doğmasına vesile oldu. Bu Türkiye’de de çok müspet karşılandı.

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 1328
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı