"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nevzat Dinçer: Çare Risale-i Nur'da

16 Nisan 2020, Perşembe 00:09
Takdim: 15 Nisan 2020 tarihinde vefat eden muhterem ağabeyimiz Nevzat Dinçer ile daha önce yapılan 2 Temmuz 2017’de gazetemizde yayınlanan röportajı, rahmete vesile olması temennisiyle yeniden neşrediyoruz.

RÖPORTAJ: RÜSTEM GARZANLI
rustem.garzanli@hotmail.com

 

Baharın son ayı Mayıs, etraf rengârenk çiçekler açmış, sokak ve caddelerde portakal, limon, greyfurt, turunç ve mandalina ağaçları ile bezenmiş, mis kokan Anadolu’nun şirin illerden Adana’ya dostları ziyarette gittim.

Tarımı ve sanayisi ile memlekete katkı sunan bu şehr-ı âzime gitmişken, üç sene önce bir rahatsızlık geçiren ve yatağa bağımlı olan Risâle-i Nur şakirtlerinden Nevzat Ağabeyi de evinde ziyaret edip, müstecab duâsını almak istedim. 

Bu sebeple, Yeni Asya Gazetesi Adana temsilciliğine gidip, oradan da bana refakat edecek birisi ile Nevzat Ağabey’in evine gitmek üzere sabahtan yola çıktım. Meğerse akşamdan geleceğimden haberdar olan gönül dostları Abdurrahman Koçak ve Yaşar Üzgelir Beyler de sabahın erken saatlerinde, Zübeyir Gündüzalp Apartmanı’nın önünde görev başında beni bekliyorlardı bile…  Vefa, dostluk ve hoşgörünün tarifi ne olduğunu bir kez daha idrak ettim. 

Evet, bu gönül dostlarıyla beraber Nevzat Ağabey’in kapısını çaldık, geleceğimizden haberdar olan Nevzat Ağabey’in refika-i hayatı Emel Abla bizleri kapıda karşıladı, evin mütevazı bir odasında istirahat eden Nevzat Ağabey’in huzuruna geçtik. Hizmet-i Kur’âniye istikametinde bir ömür tüketen, ufak tefek durak ve istasyonlara (yani basit meselelere) takılmadan hizmete koşan bu kahraman ağabeyimizle kısa bir hasbihâlden sonra hemen röportaj faslına geçtik.

Sevdâsı olan Yeni Asya Gazetesine vereceği röportaj için âdeta kırk yaşında kemâle ermiş bir vücut ve zinde bir hafıza ile “Kardeşim zaten efkârımı paylaşacak bir ortam arıyordum, bu vesileyle beni mütehassıs ettiniz, buyurun” dedi.  

Risâle-i Nurlar’ın denizinden su içmiş, ilmi feraset ve belâgati yüksek bir ağabeyle röportaj yapmak maharet ve maslahatımın fevkinde olsa da, yâ Allah, Bismillah diyerek röportaja başladık.

* Efendim, Nevzat Dinçer kimdir, kendinizi tanıtır mısınız?

Evvelâ Yeni Asya Gazetesi’ne vereceğim röportaj için memnuniyetimi ifade ediyorum, hoş geldiniz. Efendim, 1942 Mardin doğumluyum, 1950 yılında ailece Adana’ya yerleştik, rahmetli babam terzilik yapardı. İlk, orta ve Lise’yi Adana’da okudum. 1960 yılında Eskişehir’de Ticarî ve İktisâdî İlimler Fakültesi’ni okurken Risâle-i Nurlar’la tanıştım, mezun oluncaya kadar da dershanede kaldım. Üniversiteyi bitirdikten sonra Adana’ya döndüm. O zaman Abdullah Yeğin Ağabey, Adana’da idi. “Kardeşim ben seni Batman’a hizmet için göndereceğim” dedi.

Bana tevdi edilen görevi emir kabul ederek hemen Batman’a gittim. Batman’da iki sene dershanede kaldım, TPAO Şirketi’nde Personel Müdürü rahmetli Hilmi Doğan Ağabey beni işe aldı, iki yıl çalıştıktan sonra askere gittim. Askerlik dönüşü Adana’da PAKTAŞ işletmesinde satış müdürü olarak göreve başladım. 1976 yılında Emel Hanımla evlendim, biri kız iki erkek üç çocuğumuz var. 1989 yılında PAKTAŞ işletmesinden emekli oldum.

* Nevzat Abi, elbette anlatacağın birçok hatıraların var. Bir kaçını okuyucularımızla paylaşır mısınız?

12 Mart 1971 Muhtırası’nda Batman’daydım. Bir gece Sabri Akman’ın evinde sohbet yapıyorduk, birden askerî bir müfreze eve baskın yaptı. On kişiydik, hepimizi sorgusuz sualsiz askerî bir cemse ile Siirt Askerî Komando Taburu’na götürdüler. O sırada rahmetli İrfan Özer Bey de bizimle beraberdi. İrfan Bey, bir gece rüyasında: “Askerî yetkililer gelip tutuklu olanlardan onar onar götürüyorlar, götürenlerden bir daha geri dönen olmuyor. Kendimi gizlemek için arkanıza saklanıyordum” dedi. 

Ben de: “İrfan Bey, Allah hayır etsin, bir daha gelseler, gene sen arkamda saklan” dedim. Hikmet-i İlâhîye bir gün gerçekten gelip bizden 10-15 kişiyi nizamiyeye götürdüler. O sırada imamlar, şeyhler, müftüler de aramızda vardı, sakallarını kestireceklerdi, hocalar askerî yetkililere çok yalvardılar. Bir askerî yetkiliye “Günahtır bu insanların sakallarını lütfen kesmeyin” dedim. İnsaflı birisine benziyordu, hemen bir üst komutanına telefon açtı. “Komutanım imamların sakallarını kestirelim mi, emriniz nedir?” dedi.

Komutan: “Verilen emir neyse aynen yerine getirilecek” dedi. Sakalı olan imamların bir bir sakallarını kestirdiler. Artık koğuşa dönüyoruz, baktım ki İrfan Bey de, arkamda geliyor, “İrfan Bey, gördüğün rüya çıktı” dedim. Bir ay sebepsiz yere Siirt Askerî Komando Taburunda gözaltında kaldıktan sonra bizi bıraktılar. 

1974 yılında asker iken Adana’ya izne gelmiştim. Bir gece bir abimizin evinde gene sohbet yapıyorduk, birden bir manga asker içeriye girdi, on beş kişi vardık, hepimizi alıp Adana 6. Kolordu Komutanlığı’na götürdüler. 

Askerî mahkeme Savcısı: “Sen de mi Risale-i Nurları okuyorsun?” 

Ben: “Evet Savcı Bey, Risâle-i Nurlar’ı okuyorum.”  

Savcı: “Yasak değil mi?” dedi.

O sırada içimizden cesur bir ağabeyimiz, Savcıya müdahâle etti: “Savcı Bey, Savcı Bey! Şerefli Türk ordusunun üniformasını giyen bir zatın yalan bir iddianamede bulunması çok ağrıma gidiyor” dedi. Savcı hiç ses çıkarmadı. Maalesef altı ay tutuklu kaldıktan sonra bizi tahliye ettiler.

* Risâle-i Nur hizmetinde bulunan genç kardeşlerimize tavsiyeniz nedir? 

Evvelâ kardeşlerime şunu belirtmek isterim ki, Kur’ân’ın bu zamana ait dersi olan Risâle-i Nur’u esas tutup her yerde, her dairede neşrine ve iman hakikatlerinin öğrenilmesine çalışsınlar. İçinde bulundukları daire, Kur’ân dairesidir. Risâle-i Nurlar’ın tamamı Kur’ân’ın hakikî bir tefsiridir, bu mümtaz eserleri bol bol okusunlar, okutsunlar… Hele günümüzde ihtiyaç duyulan içtimaî meseleleri ihtiva eden Lâhika mektupları da asla ihmal etmesinler. Okusunlar, okusunlar, okutsunlar… Bu millet ve memleket aleyhindeki cereyanlara karşı yegâne çarenin Risâle-i Nurlar’dır. Yeni Asya Gazetesi’nin en önemli hususu da zaten budur, Şahs-ı manevîyedir. 

Dershanelerde kalan genç kardeşlerimle bir sergüzeşt-i hayatımı paylaşmak istiyorum: Dershanede yıkanmamış bulaşıkları gördüğüm zaman hemen kollarımı sıvayıp bulaşıkları yıkardım. Gençler dershanenin günlük işlerini birbirlerine havale etmesinler, fena fi’l-ihvan olsunlar.

* Nevzat Ağabey rahatsız olmasına rağmen muhabbetinin halavetinden sözlerini kesmek istemiyordum. 

Hazret-i Mevlânâ diyor ki: “Aynı dili konuşanlar  değil; aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler.” Ağabeyimizle aynı duyguları paylaşıyorduk, muhabbetimiz daha da devam edecekti, artık daha fazla rahatsız etmeden “Nevzat Abi, müsaadenizle Emel Ablamıza söz verip, bir nebze onun da duygularını alalım,” dedim.

Nevzat Abi: “Sevinirim” dedi. 

*Emel Abla, sizin duygularınızı alabilir miyim?

Nevzat Bey, Risale-i Nurlar’ı iyi bilen, iyi açıklayan, daima bana ve çocuklarıma bu hizmet-i Kur’âniyeyi anlatan, fedakâr bir eş ve fedakâr bir babadır. Rahatsızlığından dolayı aktif hizmetten uzak kalması beni üzüyor. İnşaallah, bu da hakkında hayırlı olmuştur, diye düşünüyorum. Nevzat Bey, rahatsız olduğu için, evde tek kalmasına rıza göstermiyorum. Derse geç kaldığım zaman, “Acele derse yetiş” diye beni hizmete teşvik eder.

Rüstem kardeşim, asıl görevimiz Kur’ân’ın hizmetidir. 

Bundan dolayı şunu da ifade etmeden geçmek istemiyorum: Yeni Asya, Risale-i Nurlar’ın medyada ki, naşir-i efkârıdır. Başyazarı Bediüzzaman’dır. Bize daima şahs-ı manevîyeyi ve doğru istikameti göstermiş ve gösteriyor. Bütün Risâle-i Nur gruplarına bu gazeteyi okumalarını tavsiye ediyorum. 

Rahmetli Mustafa Sungur Ağabeye sormuşlar: Yeni Asya Gazetesi hakkında ne diyorsun? “Siz o gazeteye sahip çıkın” demiş.

Malûmunuz “Fikret Özdemir’in kızıyım, rahmetli babam Emirdağ’ına Üstadı görmeye gitmiş, duâsını aldıktan sonra yanından ayrılır. Bu arada “Keşke kardeşlerim için, Üstad’dan duâ isteseydim” diye içinden geçer. Hemen Üstad, ona seslenerek “Kardeşim, ben senin kardeşlerine de duâ edeceğim” demiş. Elhamdülillah Üstadı’n duâsından olacak ki, ailemiz daima huzur içinde yaşıyor.

Nevzat Ağabey’in daha da anlatacakları vardı, hizmet aşkı ile yanan bir dâvâ adamı, konuşmak istiyor, anlatmak istiyor… “Bekleyin kardeşim, bekleyin!” dedi.  

Bakınız Üstad ne diyor: “Sakın, dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalâlet fırkalarına karşı sizi perişan etmesin!” 

Bu önemli mesajı da Nevzat Abiden aldıktan sonra huzur-u kalb ile elini öperek ayrıldık.

Okunma Sayısı: 3154
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer yetim

    17.4.2020 07:27:57

    Allah rahmet eylesin. Nevzat abinin imanına, ihlasına, samimiyetine ve fedakarlığına şahitlik ederim.

  • Abdurrahman KOÇAK

    16.4.2020 01:43:21

    Cenabı Hak gani gani rahmet eylesin...Mekanı Cennet olsun.Cenabı Hak yakınlarına sabırlar versin.Tam bir istikamet örneği şahsiyetti.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı