"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medreseler, zamanımızın annelerini kölelikten kurtaracaktır

Şükrü BULUT
13 Şubat 2026, Cuma
Zaman değiştikçe; annelik, eğitim, teknoloji ve çevre ile birlikte, kölelik de değişecekti.

Bir anne düşünelim ki; canından yaratılan ciğerparelerine sarılamıyor, koklayamıyor, ilgilenemiyor, onların ilk telaffuz ettikleri kelimelerden itibaren muvaffak oldukları kelimeleri dinleyemiyor… Anne olduğunu, mürebbiye olduğunu, şefkat abidesi olduğunu, sevgi çağlayanı olduğunu ve en emin sığınak olduğunu unutmuş annelerin hikâyelerinin ne kadar acı ve yürek yakıcı olduğunu; İstanbul’un, Ankara’nın, Mersin’in, Antalya’nın varoşlara dönüşmüş semtlerinde, sinn-i kemale ermeden vahşileşmiş çocuklarını kaybedenlerin gözyaşlarında görebiliyoruz…

Ülkenin en üst yöneticisinden yargıcına, öğretmenine, valisine, vaizine ve şehreminisine kadar; sorumlularını “ağlama duvarına yanaşmış günah çıkartanlar” gibi seyrettiğimiz şu günlerde; şikâyet yerine çözümü, kurtuluşu, ümidi ve güzelliği duymak istiyor, kulaklarımız… Medrese hakikatini anlamadan, kabullenmeden ve konuşmadan ülkenin bu gayyadan kutulamayacağını, acaba ilgililer anlayabildiler mi?

Gayretimiz; doğrunun, güzelin, hakikî kurtuluşun, insaniyetin ve milliyetimizin tedris edileceği evlerdeki öğretmenlerin veya mürebbiyelerin seslerinin duyulmalarına yardımcı olmaktır. 

Doğurduğu çocuğa aş ve üst almak için hürriyetlerini kaptırmış anneleri, dünyanın en zalimlerince haraca bağlandıklarını cüzdanlarındaki banka kartlarından öğrendiğimiz annelerin modern köleliğini herkes bilmez. Sabah ezanlarında yavrularına yakalanmamak için evden kaçarken, günboyu işyerinde vicdanî muhasebelerle ıztıraplarla biten ve işten eve döndüklerinde geride bıraktıkları karşısında suçluluk yaşayan annelerin köleliğini yazmayan/yazamayan kalemlerden, annelerin şikâyetçi olacaklarından kimsenin şüphesi olmasın… Medreselerimiz zamanında devreye girmiş olsalardı, acıklı manzaraları seyretmezdik.

Medreseler olsaydı, şefkat kahramanı  anneler, insanlığın müdahalesiyle yavruları için gayr-ı insanî şartlarda çalışmaya mahkûm edilmezlerdi. 

Medreselerden yetişselerdi; Londra-Şanghay arasında mekik dokuyan zalim bankerlere hürriyetlerimizi kaptırmamıza mani olurlardı. Ve anneler, herkesçe bilinmeyen modern köleliklerden kurtulurlardı.

Medrese olsaydı; Cennetî hayaller içinde ciğerparesini bekleyen anneler, cennete benzeyen evlerinde yardımcıları olan eşleri nezaretinde istikbalin nesillerini terbiye edeceklerdi… Emire’l-mü’minin mirası sosyal devletin gözetimindeki yuvalarda annelerimizin vereceği eğitimin milletimize ne denli faydalı olacağını da medreselerden öğrenecektik. Ve devletin hantal eğitimine harcanan servetleri annelerimiz kurtaracaklardı. Fakat nerede… 

Dinsiz Avrupa’nın kuyruğundaki medrese düşmanları, dünya harplerini fırsat bildiler…  Âhirzaman’ın dinsizlik cereyanlarıyla bir olup ülkede, vatanda ve ailede bize ait olan geçmişimizi medreselerimizle birlikte yağmaladılar. Kur’ân’ın harflerine, hatlarına ve kitabelere bile tahammül edemeyip kırıp-döktüler. Dedelerimizin cepheden gönderdikleri mektuptan, evlerimizi dolduran milyonlarca kitaba kadar; annelerimizin seccadesinden, tesbihinden ve yaşmağından, babalarımızın kapı arkasındaki namaz postlarına kadar; Allah’ı, ahireti ve İslâmiyet’i tedai ettirecek her unsuru evlerimizden çıkaran medrese düşmanlarını tanımamamızın ve yeni nesillere aktaramamamızın bedelini; günümüzdeki kapitalistlere tutsak annelerimiz çekiyorlar… 

Menfaat, statü, korku, ayıplanma, dışlanma ve başka endişelerle bu hikâyeleri yazmayan kalemlerin; mahşerde özellikle sorgulanacaklarını düşünüyoruz… Bin senelik tarihimiz ve kahramanlıklarımız yalan mıydı? Medreselerin İbni Sina, Birunî, Ali Kuşçu ve daha binlerce medeniyet kâşiflerini yetiştirdiği doğru değil miydi?

Ömer ibni Abdülaziz, Mehdi-i Abbasî, Sultan Selâhaddin, Celâleddin-i Harzemşah, Sultan Fatih ve Selim-i Evvel gibi adaletli idarecileri medreseler yetiştirmemiş miydi? Hazret-i Gavs, Mevlâna Celâleddin, İmam-ı Rabbanî, Bahaddin-i Nakşibendî, Akşemseddin, Hasen-i Şazelî, Ahmed-i Rufaî, Mevlâna Halid ve Bediüzzaman gibi ilim, mana ve gönül sultanları medreseden çıkmamışlar mıydı?

Köleliğin özü değişmiyor. İslâmiyet’i bilemediklerinden eşlerine köle muamelesi yapan erkeklere Sünnet-i Seniyye’yi anlatarak, evlerdeki istibdadı kaldırabilirdik. Maalesef cehalet ile nefsin birlikte hücumları, kadınları yanlış üsluba düşürttü. 

Evlerdeki yanlış hürriyet mücadelesi, anneleri ve çocukları yardımcısız ve korumasız bırakınca; babaları yaşarlarken yetim kalmış yavruların yükünü vermiş annelere…

Okunma Sayısı: 166
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı