"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İslâmsız iman, imansız İslâm!

Süleyman KÖSMENE
25 Ocak 2022, Salı
Sezai Bey: “İnsan ameli ve ibadeti ile mi, yoksa Allah’ın fazlı ile mi Cennete girer? Kastamonu Lâhikası s. 79’da işlenen 1. Dünya Savaşı’nda vefat edenlerden necata nail olacaklar Arasat’ta ebedî mi kalacaklar? Bu soruyu İslâm’sız imanın ve imansız İslâm’ın medar-ı necat olmayacağı hakikati ışığında işleyebilir misiniz? Gayr-ı Müslimlerin necatı nasıl anlaşılmalıdır?”

 Hidayet Allah’ın Lütfudur

1- İslâmiyet, hakka tarafgirliktir, hakka teslim olmaktır ve hakkın emirlerine boyun eğmektir. İman ise hakkı kabul etmek ve tasdik etmek, yani doğrulamaktır. Gayr-i Müslim mü’min, Allah’a imanı olduğu halde, Kur’ân’ın emir ve hükümlerine tarafgir olmayan, teslim olmayan, boyun eğmeyen kimsedir. Dinsiz Müslüman ise, Kur’ân’ın emir ve hükümlerine tarafgirlik gösteren, Kur’ân’ı isabetli bulan, Kur’ân hukukunu teknik ve usûl olarak doğrulayan; fakat Allah’a veya Peygambere (asm) imanı olmayan kimsedir. 

Bu fikir ve kanaatler necat açısından yeterli değildirler. Çünkü birisinde iman var, fakat Kur’ân’ın hükümlerine teslimiyet yok; diğerinde Kur’ân bilgilerini doğrulama var, fakat Allah’a ve Resulüne (asm) imanda şüphe var.     

2- İnsan ameli veya ibadeti ile değil, Allah’ın fazlı ve lütfu ile Cennete girer. Çünkü ne kadar ibadet ve iyi amel sahibi olursa olsun, insanın ibadeti ve ameli, üzerindeki Allah hakkını ödemeye kâfi gelmez. Çünkü neticede hidayet de Allah’ın lütfuyladır.   

3- a) “İslâm’sız iman ve imansız İslâm medar-ı necat değildir.”1 Hükmü, tebliğ almış olanlar için söz konusudur. Nitekim Üstad Bedîüzzaman, Mektûbât’ta, kendisine tebliğ ulaşmayan, yani işitmeyen ve bilmeyen kimselerin Hazret-i Peygamber’i (asm) ve dînini “inkârdan” dolayı değil, “câhillikten” dolayı bilmediklerini; böyle kimselerin “lâ ilâhe illallah” demeleri veya Allah’ı bir bilmeleri kendilerine necât verebileceğini belirtiyor.2  

Çocukların Necatı

b) Cehennem içinde Allah’ın merhametiyle ağır azaptan hafif azaba geçiş mümkündür ve bu ağır azaptan necattır. Hafif azaptan Allah’ın affıyla kurtulmak ve Cennete intikal etmek necattır. Arasat’tan Cennete intikal etmek, necattır. Doğrudan Cennete girmek necattır.    

c) Arasat, Kur’ân’ın “a’râf” adıyla bildirdiği Cennet ile Cehennem ortasında bulunan ve hiç iyiliği bulunmayan, fakat hiç kötülüğü ve küfrü de bulunmayan kimselerin ve ergenlik çağına ulaşmadan ölen kâfir çocuklarının bulunacağı tepeciklerdir. Hiç kimse burada ebedî kalmayacaktır. Buradakilerin Cenneti arzu ettiklerini Kur’ân bildiriyor.3 Bu arzu ve iştiyak neticesinde, Cenab-ı Hakk’ın bunları Cennetine alacağı umulur.  

d) Bahsettiğiniz yerde söz konusu edilen kimseler, Arasat’ta kalacak kimseler değildir. Burada söz konusu edilenler, Arasat’tan daha yüksek bir makam elde edeceği umulan kimselerdir. Yani ehl-i necat olarak azaptan kurtulup Cennete alınması kuvvetle umulan kimselerdir. Bu kimseleri, bahiste geçen şekliyle sınıflandıracak olursak:

I- Kâfirlerin musîbete uğrayan on beş yaşından küçük çocukları ne dinde olursa olsun, şehit hükmündedir, yani ehl-i necattır. Burada iman ve İslâmiyet söz konusu edilmiyor. Çünkü buradaki çocuklar teklif çağına ulaşmamışlardır ve sorumluluk taşımıyorlar. Bununla beraber zulme ve musîbete uğramışlardır.  

Mazlumların Mükâfatları

II- On beş yaşından yukarıda bulunan masum ve mazlum kimselerin veya mazlumların imdadına koşanların da mükâfatları büyüktür. En azından uğradıkları musîbetler neticesinde Allah’ın merhametiyle Cehennemden kurtuluyorlar.4  Arasat’ta kalmıyorlar, Allah’ın merhametiyle Cennete giriyorlar. Şüphesiz böyle kişilerin inkârcı olmamaları şarttır. 

4- Tebliğden kastımız, iman esaslarını insan veya insan kaynaklı herhangi bir iletişim aracıyla işitmekten ibarettir. Tebliğin oluşması için bu yeterlidir. Çünkü tebliğ sadece bildirmektir; tebliğde iradeye müdahale söz konusu değildir.  Eğer bir yerde inkâr varsa, bu, tebliğin burada herhangi bir şekilde yapılmış olduğunun belirtisidir. Çünkü tebliğ yapılmamış olsa idi, inkâr da olmayacaktı.

O halde inkârın hiçbir masum gerekçesi yoktur. Ama inkâr içinde olmayanların Allah’ın merhameti ile müjdeleneceklerini söylemek, Allah’ın merhametine zıt değildir.  

Dipnotlar:

1- Mektûbât, s. 38.

2- Mektûbât, s. 322.

3- A’râf Sûresi: 46.

4- Kastamonu Lâhikası, s. 79.

Okunma Sayısı: 1617
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı