Süleyman Alıç: “Mektuat'ta ki mektupların bir kısmı baştan başlamıyor. Mesela İkinci Mektup salisen, (Evvelen, saniyen yok); Üçüncü Mektup: Hamisen, ( Evvelen, saniyen, salisen, Rabian yok); Dokuzuncu Mektup: Saniyen, (evvelen yok); Yirmi sekizinci Mektup:Saniyen, (Evvelen yok) diye başlıyor. Bu dört mektubun önünde olan (parantez içinde bulunan) konular veya meseleler nerede veya niye mektuplara konulmamıştır?”
Nur Mektupları
Mektubat adlı eser Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerine yazdığı “muhtevalı, içi dolgun, içinde derin hakikatlerin açıklandığı” mektuplardır. Bu çerçevede Bediüzzaman Hazretleri imanları kurtarmak için Mektubat’tan başka Sözler, Mesnevî, Lem’alar, Şualar adlı eserleri ve Lâhikaları yazmıştır.
Mektubat, adı üstünde “mektuplar” demektir. Üstad Hazretleri risaleleri yazarken, bazen, aynı konuya temas etmeyen başka konu da olması halinde genellikle bu başka konuları konunun zarafeti bozulmasın, derslerin bütünlüğü korunsun diye, lahika mektuplarında yer vermeyi tercih etmiştir. Bu yerler bazen işaret edilmiştir. İşaret edilenleri Külliyat içinde bulmak mümkündür.
Malum Risale-i Nur eserleri külliyen sünuhat eserlerdir. Çoğu yerlerde Bediüzzaman’ın şahsî tasarrufu bile olmamıştır. Gaybî bir ilham tarzında gelmiş ve yazılmıştır.
Biz “ilham eseri” dediğimizde kimileri hop oturup hop kalkıyor. Halbuki birçok yazar ve şair de ilhama mazhardırlar. Mesela Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşını ilham eseri olarak yazmıştır. İlhama mazhar olmak demek, eleştiriden uzak olmak demek değildir. Okuyan herkesi tam teslim almak demek değildir. Sadece o eserin yazımıyla ilgili bir vakıadır. Bu eleştirilmez. Ama içindeki hakikatleri eleştirebilirsiniz. Bunda sakınca yoktur.
Risalelerin Yazılması
Bediüzzaman kimi mektuplarının baş kısmını veya belirli kısımlarını ilgili yere yazmamıştır. Başka mektuplara yazmıştır. Ama bu durum tüm Risale-i Nur’da çok yerde uygulanmamıştır. Genelde her mektup kendi alanında yazılmıştır.
Mektubat’ta bahsettiğiniz gibi, İkinci Mektup, Üçüncü Mektup, Dokuzuncu Mektup, Yirmi Sekizinci Mektupların baş kısımları yazılmamıştır. On Dördüncü Mektup ve Yirmi Beşinci Mektup hiç telif edilmemiştir. Yirmi Beşinci Lem’anın Zeyli, On Yedinci Mektup olarak yazılmıştır. Yirmi Dokuzuncu Mektup’ta Dördüncü Risale Olan Dördüncü Kısım burada yoktur. Sekizinci Kısım Olan Rumuzat-ı Semaniye başka bir yerde, müstakil olarak yazılmıştır.
Bütün bunların her birisinde elbette farklı hikmetler vardır. Biz de bulduğumuzu okuyalım. Aslında haklısınız, Risale-i Nurlar’ın “ne nerede” araştırılması yapılması gerekir. Ve sakınca yoksa yerinde yayımlanması gerekir. Yeni Asya Neşriyat, eskiden yerine konmamış olan birçok mektup ve dersleri imkânlar nispetinde yerine koyarak yayımlamıştır. Malum eldeki risaleler Üstad Hazretlerinin bizzat 1959 yılı baskısında süzgecinden geçmiş baskılardır.
Ayrı Hususlar
Üçüncü Mektubun baş kısımlarından olan “dört maddeyi” Barla Lâhikasında 210. Sırada yer alan Mektupta bulduk. Şöyle ki:
Evvela : Üstad Hazretleri burada, “Risalelerde cerh edilecek hakikatler var mı veya avama ızharı muzır mıdır?” diye soruyor.
Saniyen: Bu bölümde Hazret-i Üstad, Cenab-ı Hakk’ın bir ikramından bahsediyor. Eski Said’in kuvvet-i ilmiyle ve nazar-ı aklıyla anladığı ve gördüğü hakikatleri, Yeni Said’in şuhud-u kalbiyle ve nur-u vicdanla gördüğünü anlatıyor. “Birbirinden uzak bu iki Said’in aklı, kalbi bu derece ittifakı aciptir.” diyor.
Biz de anlıyoruz ki Risale-i Nur eskisiyle, yenisiyle, imanî bahisleriyle, lâhika mektuplarıyla bir bütündür, birbirinden ayrılmaz.
Salisen: Bu bölümde Bediüzzaman Şeyh Mustafa’ya selam gönderiyor. Yazdığı Kader Sözünden memnun olduğunu, talebelik hukukunu kaza ettiğini ifade ediyor.
Rabian: Kardeşi Abdülmecid’e Sözler’i gönderdiğinden bahsediyor. Abdülmecid’in adresini bu bölümde yazmış.
Üstad Hazretleri tek bir kağıda çok meseleleri yazdığından dolayı, kitaba girecek hususları kendi tasarrufuyla çıkarmış olmalıdır. Allah razı olsun.