Hasan Bey: “Hudeybiye antlaşmasını ve günümüze bakan yönlerini, umumî sulh ve huzur için nasıl anlamalıyız?”
Bir Genişlik Olacaktır!
Hudeybiye barış anlaşması yapılmış, geriye anlaşma maddelerini yazıya dökme işi kalmıştı. Bunu Hazret-i Ali Efendimiz (ra) yapmaktaydı. Sıra tam: “Sizden biri bize gelirse geri vermeyiz. Amma bizden size bir adam gelirse Müslüman olsa bile geri vereceksin” maddesine gelmişti ki, Müslümanlar hiddete geldi:
“Fe Sübhanallah! Müslümanların yanına gelmiş bir Müslüman, müşriklere tekrar nasıl geri verilir? Yâ Resûlallah! Bu şartı da kabul edecek misin?”
Resulullah Efendimiz (asm):
“Evet, bizden onlara gidecek olanları Allah bizden uzak etsin! Onlardan bize gelip, geri çevireceğimiz kimseleri de muhakkak Allah biliyor! Onlar için elbette bir genişlik, bir çıkar yol yaratacaktır.”
Anlaşmanın bittiği, yazıldığı ve işin imzaya kaldığı bu dakikalarda Ebu Cendel öne atıldı. Ebu Cendel, Süheyl’in oğluydu. Bir yıl öncesinden Müslüman olmuş, ama babası Süheyl tarafından evin bir odasına kilitlenmişti. Ebu Cendel Müslümanların geldiğini duyar duymaz zincirlerini kırarak ve yerde sürüyerek Hudeybiye’ye gelmişti. Resulullah’a “Beni kurtar ya Resulallah!” diye yalvarmaktaydı.
Süheyl:
“İşte! Sulh şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerden ilki budur” deyiverdi.
Bu Seferlik…
Resulullah Efendimiz (asm) Ebu Cendel’in hariç kalmasını istiyordu. Fakat anlaşma henüz imza aşamasında idi. Ebu Cendel bir tarafta yalvarıyordu:
“Beni bunlara terk etme ya Resulallah!”
Resulullah Efendimiz (as):
“Henüz sulh anlaşmasını imzalamadık” Buyurdu.
Ama Süheyl diretiyordu:
“Vallahi ben de sizinle hiçbir maddeyi imzalamam!” dedi.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, “Haydi, bu seferlik bunu bana bağışla ve yazıyı imza et” buyurdu. Ama Süheyl “Bu asla olmaz!” diyordu. Peygamber Efendimiz ise (asm) tekrar, “Hayır! Bunu benim hatırım için yapacaksın.” buyurdu. Buna rağmen Süheyl inadından vazgeçmedi:
“Ben bunu asla yapamam” dedi.
Resulullah Efendimiz (asm) için artık anlaşmaya sadık kalmakta başka çare kalmamıştı.
Vefasızlık Edemeyiz!
Resulullah Efendimiz (as) feryad eden Ebu Cendel’e döndü:
“Biraz daha sabret! Biraz daha maruz kaldıklarına göğüs ger! Bunların ecrini mükâfatını Allah’tan dile! Muhakkak Allah, senin ve yanında bulunan kimsesiz Müslümanlar için bir ferahlık, bir çıkar yol yaratır. Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz” buyurdu.
Ebû Cendel, Kureyş müşrikleri tarafından geri alınırken, Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin (asm) huzuruna çıktı ve
“Yâ Resûlallah! Onu Kureyşlilere ne için geri veriyoruz? Dinimiz uğrunda bu hakareti ne diye kabul ediyoruz?” dedi.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şöyle buyurdu: “Biz bu iş hakkında onlarla anlaşma yapmış bulunuyoruz! Dinimizde ahde vefasızlık yoktur?”
Efendimizden bu cevabı alan Hz. Ömer, bu sefer Ebû Cendel’in yanına sokuldu ve kılıcını ona doğru yaklaştırarak şu teklifi yaptı:
‘’Ey Ebû Cendel! Şüphesiz, müşriklerin kanı köpeklerin kanı gibi değersizdir. İnsan Allah yolunda babasını da öldürebilir. Öldür gitsin babanı.”
Ebû Cendel, “Sen, neden öldürmüyorsun?” diye sordu. Hz. Ömer, “Resûlullah (asm), onu ve başkalarını öldürmeyi bana yasakladı.” cevabını verince Ebû Cendel,
“Ben Resûlullaha itaatte senden geride kalmak istemem” dedi.
Böylece Hudeybiye Barışı tam bir sadakat örneği sergilendi. Bir sene sonra da anlaşmanın ne kadar isabeti olduğu anlaşıldı. Doğrulukta zirveyi yaşayan Müslümanlar nihayet güçlenmiş ve Ebu Cendel’i kurtarmıştı.