Hasan Bey: “Hudeybiye Antlaşmasını ve günümüze bakan yönlerini, umumî sulh ve huzur için nasıl anlamalıyız?”
Hz. Ömer’in (ra) İtirazı
Umre yapmak aşkıyla yanan Sahabeler, Kâbe’yi ziyaretten o sene alıkonuldular. Resûlullah Efendimiz anlaşma ile o yıl için ağır denebilecek hükümler kabul etmiş ve altına imza atmıştı. Bu durum, Sahabelerin son derece zoruna gitti. Hz. Ömer Resululah’a (asm):
“Ya Resullah! Sen Allah’ın peygamberi değil misin?”
Resûl-i Ekrem, “Evet, ben Allah’ın peygamberiyim.” buyurdu. Sonra da aralarında şöyle bir konuşma oldu:
“Bizler hak, onlar bâtıl değiller mi?”
“Evet, öyledir.”
“Bu halde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”
Resulullah dedi ki:
“Ey Hattab’ın oğlu, ben Allah’ın kulu ve Resûlüyüm. Allah’ın emirlerine aykırı harekette bulunamam. Bu anlaşma maddelerini kabul etmekle de Allah’a isyan etmiş değilim. O, beni hiçbir zaman zarara uğratmayacaktır.”
“Sen bize Allah’ın yardım edeceğini, Kâbe’yi hep beraber tavaf edeceğimizi söylemedin mi?”
“Evet, söyledim. Ancak, bu yıl gidip tavaf edeceğimizi söylemedim.”
Siyasî Yönden
Fakat neticede bu anlaşma ile, yirmi yıllık düşmanlık yerini anlaşmalara, birbirini tanımaya, görüşmelere bırakmıştı. Müşrikler hiçbir zaman tanımadıkları Müslümanlarla muhatap olmuşlar, anlaşmaya oturmuşlar, İslâm Devletini ve Hazret-i Muhammed’in peygamberliğini resmen kabul ettiler.
Bu tanıma Müslümanlara nefes aldırmış, İslâmiyet o andan itibaren Arap topluluklara ve adım adım dünyaya yayılma istidadı bulmuştur. Müşrikler İslâmiyet’in gücünü kabul etmişlerdir.
Kur’ân-ı Kerîm, bu hareketi Müslümanlar için “Feth-i Mübîn”, yani “açık fetih ve zafer” olarak nitelendirmiştir.1
O günden sonra İslâmiyet’i kabul edenlerin sayısında gözle görülür bir artma meydana geldi. İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan bu barış, müşriklerin kalplerine hızla yansıdı. O güne kadar atalarının dinini kaldıran birer asi gözüyle görülen Müslümanlar, artık müşriklerle denk bir duruma geldiler.
Barış Yönüyle
Bu barışla İslâm’ın bir barış dini olduğu, dünyaya barış getireceği, husumet ve düşmanlıkları bitireceği konusunda çok açık bir mesaj verilmiş oldu.
Savaş ortamının kalkması, insanların İslâm’ı daha rahat tanımasına ve İslâmiyet’e geçişlerin hızlanmasına imkân sağladı. Nitekim daha bir ay kadar bir süre geçmeden Resulullah Efendimiz 1500 kişilik bir kuvvetle Hayber üzerine yürümüş ve Yahudilere ağır bir darbe vurmuştur. Hayber zaferi Arap kabileleri arasında şok etkisi yapmış, artık İslâmiyet’in önemli mesajlar ihtiva eden bir din olduğu kabul edilmiştir
Bu antlaşma İslâm’ın yolunu açmış; Resulullah Efendimiz (asm), Bizans ve Sâsânî imparatorlarına, Mısır Mukavkısına, Habeş Necâşîsine ve bazı Arap Emirlerine mektuplar göndermiştir. Onlara İslâm’ın büyüklüğünü anlatarak İslâm’a davet etmiş, üç yıl içinde barışçı yollarla devleti on kat büyütmüştür.
Başlangıçta Müslümanların aleyhine gözüken maddelerin yer aldığı bu antlaşma, zamanla Müslümanların lehine olduğu anlaşıldı. Arabistan’da sağlanan huzur ortamı, İslâm’ın daha geniş kitlelere yayılmasına zemin hazırladı. Müslümanlar, Kâbe’yi ziyaret etme hakkını elde ettiler ve daha da ötesi, Mekkeli müşriklerle eşit şartlarda masaya oturarak hukukî üstünlük sağladılar.
Bu anlaşma Müslümanların ilk diplomatik başarısı olmuştur.
Dipnot:
1- Feth Suresi: 1, 3