Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 11 Şubat 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

İsmail BERK

Geçmişten geleceğe beraberlik



Denize nâzır yazlıkta yemeğe oturduklarında, etraftaki sessizliği denizin dalgaları bozuyordu. Kurulan sofranın hareketliliğiyle dizilen yemeklerin tat alma duygusuna yolladıkları mesajlar, vücut kimyasını mide ve iştahın istekleri ile paralel bir şekilde harekete geçiriyordu.

Üç aile, bu sâkin ve dışarıdan fazla fark edilmeyen koyu, birbirine yakın geçici mesken şeklinde yapmışlardı. Yazın belli bir süre buraya gelip kâinat okumalarını burada yaparlardı. Sabahın özel okumaları ve ailelerin kahvaltı programlarından sonra müzakereli konulara geçilirdi. Üç ailenin ortak mekân olarak planladıkları salonda, hayat ve insana dâir kâinat-yaratıcı ve insanların görevleri ışığında metinler okunur ve paylaşımlarda bulunulurdu.

Öğlen ağırlaşan ve müzakere yorgunluğunu hisseden grup, öğleden sonra kendilerine ait saatlerde, denizi seçerlerdi. Yüzmeye gidenlerin yanında, sohbeti devam ettirenler de olurdu. Yeni bir gün ortasında uyuyarak, zinde bir fikirle uyanmak üzere dinlenmeye çekilenler de vardı.

Akşama bir saat kala, aile ortamlarının devam eden sohbetleri, eşlerin ikindi çayı dayanışmaları ve çocukların oyunları devam ederken, üç eski dost da en zirve noktaya çıkıp beraberce ve ayrı ayrı tefekkür menziline girerek, tefekkür mahallinden âleme açılırlardı.

Bugün de yaşadıklarını dost sofrasında yemekle taçlandırıyorlardı. Vücudun, “cismanî lezzeti” denilen maddî mutluluktan hazza dönüşen önemli fonksiyonlardan biri de yemekti. Yemeğin planlanması, ikramı ve ortamı şereflendiren misafirlerle geçirilen hoş sohbetlerle anlamlandırılan konuşmaların hayata yansıyan sonuçları gibi çok boyutlu bir paylaşım aracıydı.

Sofradaki diziliş âhengi, göz zevki ve göz doyumunu beraberinde getirirdi. Rahatlayan bir vücudun, ufku açık bir düşüncenin keyifli ve stresten uzak bir mutluluğu ile birleşip okul yıllarından gelen arkadaşlığın verdiği köklü dostlukla, birlikteliklerini sevgi ve saygı içinde aydınlık geleceğe taşıyan duygu bütünlükleri de işin içine girince, resmiyet ve kuru nezaketten uzak bir içtenliğin buluşması sofranın haz düzeyini inanılmaz kılıyordu.

Bu coşkulu havayı, öğrencilik yıllarına ait bir hatıra ile şenlendirdi Osman; öğrenciyken yemek sırası kendisinde olduğu halde eve biraz geç gelmişti. Hazırladığı pilav için, yağın olmadığını fark ettiğinde akşam biraz geçmişti. Tanıdık bakkal da kapalıydı o saatte. O an cebindeki parasının yetmediğini görünce çok hüzünlenmişti. Neyse ki Ender gelince, mahallenin öbür ucundaki bakkala gidip almıştı. İkisinin cebindeki ancak yağ almaya yetmişti.

Şimdi de bu zengin sofranın kıymetini bilme adına uygun düşünüyor, planlıyor ve tasarladıkları geleceğe kendilerini niyet ve eylem olarak hazırlıyorlardı. Çocukları büyüdükçe, yeni ihtiyaç ve çözümlere karşı kendilerini yetiştirmeliydiler. Bulundukları çalışma sektörleri ayrı ve meslek farklılıkları da olsa, hayatın ortak doğrularını beraberce değerlendirip ortak hafıza içinde birbirlerini desteklemeye ve zihnî sonuçlara ortak etmeye karar vermişlerdi.

Bu dayanışmanın farkındalığı, uzun süredir çevreleri tarafından söyleniyordu. Onlar da bu yüzyılda takım halinde ortak değer oluşturmanın ve bunu herkesin kendi yeteneğine uygun kendi psikolojisi içinde zihinsel tasarımla beraber gerçekleştirmesi gerektiğinin farkındaydılar. Biliyorlardı ki, farkındalığın bir algılama düzeyi olduğunu bilen herkes, sadece fark etmenin yeterli olmadığını bilir. “Neden?” ve “Ne?” sorusu, cevabın kalitesi ile mükemmelleşir. Bunu üç dost yaşıyordu: Osman, Ender ve Mustafa.

“Bismillah” diyerek kaşıklar çorbaya daldığında, öğrencilik hatırasının tatlı tebessümü vardı herkesin yüzünde. Yemeklerin lezzeti hem yaşanıyor hem de düşünülüyordu. Düşünüldükçe, diğer konuşmaların tadı ve ilgi odağındaki konular artıyordu. Yaratıcının kâinatta sunduğu insanların ihtiyaçları, İlâhî mutfağın elinden onların mutfağına uzanıp onlara hazır hâle getirmenin süreçlerini düşünüyordu sofradakiler.

Yemek bitiminde “Elhamdülillah” dedirten sofranın çeşit çeşit tatlandırıcı zevkleri, damakta yaşayan bir lezzet pınarına dönüştü. Ev sahibi Osman, kendi elleriyle ikram ettiği kahvenin, kırk yıl olmasa da 20 yılı geride bıraktığını düşündükçe, içinden “daha nice kahvelere” demek geldi.

Bir kahve kırk yıl, binlerce kahve ve sonsuzluk arzusu...

11.02.2007

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (08.02.2007) - Derinlik meselesi

  (07.02.2007) - Stratejik ortaklıklarımız

  (06.02.2007) - Bağdat can pazarı

  (05.02.2007) - Görüntü fazla, arka plan karanlık

  (04.02.2007) - Hizmetlerde resmiyet ve gönüllülük

  (31.01.2007) - Kamuoyunu yanıltma girişimleri

  (30.01.2007) - İnovasyona ilham olan tecdit

  (29.01.2007) - Çeşitleme

  (28.01.2007) - Risâle-i Nur’la düşünmek

  (25.01.2007) - Farklılaşma ile bütünleşme

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004