Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 09 Aralık 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

İsmail BERK

Namazla kazanmak



Biz onu yaşadığımızda, bize kazandıran, sevap havuzumuza dolan kullukla bize ödül veren bir ruhaniyettir namaz. Kılmakla birlikte yaşamak, yaşarken düşünmek ve kalıcı kılmak, kılınanı ulvîleştirir. Namaz, dinin direği olduğu gibi, ruhumuzun ve maneviyatımızın da sütunudur. Nurânî çekirdeğidir. İçimizdeki kalbî sürurun, aklî fonksiyonun ve vicdanî tatminin de sigortasıdır.

Biliyoruz ki, insan zayıftır. Fıtrat, ihtiyaçlarını, kendi başına karşılayamamaktadır. Her şeyle ilgili bir hayat sorumluluğu var omuzlarında. Onlarla ilişki içindedir. Onlar, buna ilişir. Bazen üzer, etkiler. Bazen de ümit verir. Şevkini kamçılar.

Aynı zamanda acizdir. Yetersizlikleri vardır. Buna mukabil uğraştığı, didiştiği, mücadele ettiği engelleri/düşmanları vardır. Hem de çok fazla. Baş etmekten yorulur. Takati yetmez. Çoğu zaman acziyete düşer. En büyük hasmı da nefsidir. Diğerleri ondan cesaret alır.

Hem fakirdir. Çünkü ihtiyaçları bitmez tükenmez bir derecededir. Her şeyi ister. Her şeye muhtaçtır. Hava ve su başta olmak üzere, kendisince karşılanamayacak sayısız istekleri vardır. Bunları kendi başına veya dünyevî bir sermaye ile temin etme şansına da sahip değildir.

Üstelik, tembeldir. Devamında iktidarsızdır. Takati, çalışma ile elde edeceği, hayatın fonksiyonlarını devam ettirebileceği bir potansiyele ve çalışmaya yetmemektedir. Bütün çabası, hayatın sınırlı yürüyen rutin ihtiyaçlarına ancak yetmektedir. Kalp kapakçığına yetecek bir çalışma sermayesi ya da değişecek böbreğini satın alacağı bir sermayesi ve kıymeti yoktur.

İmkân olsa bile, gücü ve iktidarı yetmez. Her nefes alış verişi, bir takdirin ve tecellinin mahsulü olan bir insan, nasıl iktidar sahibi olabilir? Nasıl muktedir olur? Nasıl, emanetleri "Ben" şahsîliğine tapular? Bu, mümkün mü? Bu vehmetme, öyle zannetme gafleti, sarsıcı bir olayla yüzleştiği zaman, nereye sığınacak? Kimden medet umacak?

Hayatın yükünü, mükellefiyetlerini ve kendisine yüklenen sorumlulukları, kendi başına karşılama kuvvetine sahip değildir. Çünkü bu yük, ağırdır. Hem taşıyamaz, hem de koruyamaz.

İnsaniyet ailesinin parçası olan birey, bu bağlar sayesinde, iman "onu kâinatla alâkadar etmiştir." Kâinatla ilişkilendirmiştir. Sevdiklerinin hepsi bu ilişkiler ağının içindedir. Alıştıkları da, hoşlandıkları da, yaşanılanların daimiliğini istiyor. Bunlar, elinde tutmak istedikleridir, ancak nafile.

Ayrılışlar, kopuşlar, kopmalar, kaybedişler sürekli acıtıyor, üzüyor. Hasret yükünü arttırırken, onu telâfi edecek yeni takviyeler alıyor. Her eksilme, her bitiş veya uzaklaşma, incitiyor. Dokunuyor, en hassas duyguların bam teline.

"Akıl, ona yüksek maksatlar ve baki meyveler gösteriyor" iken, düştüğü çaresizliğine ve yetmeyen varlığına mukabil, düşünmeye ve doğru cevabı bulmaya çalışıyor.

Akıl feneri, kâinat Sahibinin yolunda önünü aydınlatabilmesi için, maksadın içinde kalması gerekiyor. Fanîyi bakîleştirmek, geçiciyi daimîleştirmek, gideni geri almak ve ayrılışı buluşmaya çevirmek buna bağlı.

Eğer böyle olmazsa, "Eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısa" olan insan, ne yapabilir ki? Elinden ne gelir ki? Sınırlı imkânları ve emanet edilmiş varlıkları ile sonsuz kudret dairesinin tasarruflarına nasıl uzanabilir ki?

Namaz olmadan, Huzur-u İlâhiye çıkmadan, talep etmeden, değişen zamanın beş tahsisli dönemine tahsisat yapmadan, nasıl mümkün olacak? İmkânı var mı?

Bakî meyveler, fanî ömrün kazançlarıdır. Fanîyi, bekâya ait kılmak, misafirhaneyi mülkümüz yapmak ve konakladığımız geçici mekânları kendimize ait tutmak için, cüz'î iradeyi Kudret Eline teslim etmek gerekir. Namaz bu kapıları açmaya ulaştıracak bir merdivendir.

İnsanın potansiyeli, kinetik değerini ve tatmin hissini, beş vaktin beş namazı ve beş kârı ile ancak elde edebilir.

Yoksa, yoktur. Yokluklara aday, sıkıntılara abone ve çarelere bigâne bir hal alır. İhtiyaçları, fıtratın taleplerini karşılamakla giderilebilir. Bunu sağlayacak olan namazdır.

Bütün bu başlangıçlar, günün dirilişi olan sabah namazı ile mümkündür. İbadetle, güneş doğmadan, gün doğumu "Bismillah" der. Böylece, rahmet sağanağı, bereket pınarından ihlâs havuzuna kulluk yolundan ilerler.

09.12.2007

E-Posta: [email protected].


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (09.12.2007) - Namazla kazanmak

  (06.12.2007) - Hacca hazırlanırken

  (05.12.2007) - Tören “terör”ü

  (04.12.2007) - Girişimci üniversite

  (03.12.2007) - GAP’la kalkınmak

  (02.12.2007) - Günün beş dönemi

  (29.11.2007) - Tevhid ve tevhide

  (28.11.2007) - Kozan'da korkak ruhun dayatması

  (27.11.2007) - 21. Yüzyıl anayasası

  (25.11.2007) - Öğle zirvesi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri