Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 03 Mart 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Kıyafetten Hilâfete 3 Mart inkılâpları



Bugün günlerden 3 Mart. Tarihimizin en büyük ve en çok can yakıcı inkılâpları 3 Mart'ta yapıldı.

Bunlardan iki tanesi var ki, arada yaklaşık 100 yıllık bir zaman farkı olmasına rağmen, birbiriyle çok yönlü benzerlikler arz ediyor.

Bu iki müthiş inkılâptan birincisi, 1829'da Sultan II. Mahmud tarafından gerçekleştirildi.

Diğeri ise, Cumhurreisi M. Kemal'in direktifiyle 1924'te hayata geçirildi.

Şimdi sırasıyla bu iki inkılâba kısaca ve ana hatlarıyla değinmeye çalışalım.

Sultan Mahmud'un inkılâpları

Otuzuncu Osmanlı Padişahı olan Sultan II. Mahmud, 28 Temmuz 1808’de III. Selim'in âsiler tarafından şehit edilmesi üzerine tahtına çıktı.

En büyük emeli, bir an evvel Yeniçeri Ocağını kapatmak ve bir dizi Avrupaî tarzda inkılâplar yapmaktı.

Ne var ki, bu emeline ancak saltanatının yirminci senelerinde muvaffak olabildi.

1826'da bir siyasî manevra ile Yeniçerileri tuzağa düşürdü ve çok kanlı bir şekilde bu dört asırlık teşkilâtı söndürerek kapattı. (Yeniçeri, devşirme piyade kuvvetiydi. Savaşta cepheye gider, harbeder; barışta ise İstanbul'u korurdu. Fetihlerde çok büyük hisse sahibidir.)

Sultan Mahmud'un ikinci büyük inkılâbı ise, kılık–kıyafet nizamnâmesidir.

Sultan, yayınladığı bir ferman ile, kavuk giyilmesini tamamen yasakladığı gibi, cübbe giymeyi ve sarık sarmayı da sadece ilmiye (medrese) sınıfına münhasır bıraktı.

Ahali ve memurlara ise, fes giyilmesi mecburiyetini getirdi.

Ne var ki, halk bu durumdan memnun olmadı. Yaşanan rahatsızlık, yer yer ayyuka çıktı.

Sultan Mahmud ise, özellikle sarığını çıkartmak istemeyen ve fes giyilmesine muhalefet edenlere karşı, çok sert tedbirler aldı.

Bazı tarihî kayıtlara göre, bu inkılâp döneminde binlerce vatandaşın öldürüldüğü ifade ediliyor.

Avrupa'yı taklit uğruna yapılan ve sayısız insanın canına mal olan inkılâplar yaptığı için, halk arasında Sultan Mahmud'a "Gâvur Padişah" diyenler de vardı.

31 sene iktidar mevkiinde kalan Sultan Mahmud'un, Mısır Valisi Kavalalı M. Ali Paşaya karşı yaşanan "Nizip Bozgunu" sebebiyle çok üzüldüğü ve bu sebeple vereme yakalanarak öldüğü rivâyet ediliyor.

Gerçek şu ki, kendi halkından sayısız mâsumun kanını döktüren ve milletin mukaddes değerlerini hiçe sayarcasına hareket eden Sultan II. Mahmud, devletin kurumlarını da büyük ölçüde zaafa uğratmış, hatta felç etmişti denilebilir. Öyle ki, koca Osmanlı ordusu, Mısır Vilayetinin mini ordusuna mağlûp düşmüş ve hatta bozguna uğramıştır. Evet, bu padişahın 30 sene sonra ülkeyi getirdiği nokta bu olmuştur.

M. Kemal'in inkılâpları

Sultan Mahmud'dan yaklaşık bir asır sonra yaşanan ikinci büyük inkılâp ise, M. Kemal'in imzasını taşıyor.

3 Mart 1924'de Meclis'te kabul edilen bir dizi kànun maddesine bakıldığında, şu mühim icraatlerin yapıldığını görmekteyiz:

1) Bin üç yüz yıllık Hilâfet–i İslâmiye, lağvedilerek müessese bazında kapatılmış oldu.

2) Osmanlı Hanedanı mensuplarının bütün fertleri hudut haricine çıkartıldı. Türkiye'de yaşamaları yasaklandı.

3) Medreseler kapatıldı. Böylelikle, dinî dersler veren 1300 yıllık müessese de tarihe karışmış oldu.

4) Çıkartılan Tevhid–i Tedrisat Kânunu ile din ve fen ilminde "eğitim birliği"ne karar verildi. Bu kararın fen ve felsefe kısmına uygulanma serbestliği getirilirken, din dersleri ise, okullarda ancak 1949'dan sonra verilmeye başlandı.

5) Şer'iye, Evkaf ve Erkân–ı Harp müesseseleri kapatıldı. Bunların yerine Diyanet Başkanlığı, Vakıflar İdaresi ve Genelkurmay Başkanlığı kuruldu.

* * *

Normal hal ve şartlara göre bakıldığında, bütün bu inkılâpların belki üç yüz yıllık bir zaman istediğine kanaat getirmek mümkün.

Ancak, açık bir gerçek ki, bütün bu devrimler bir günde, evet sadece bir tek gün içinde yapıldı ve derhal tatbik sahasına konuldu.

Tabiî, hemen ardından diğer inkılâplar da birer birer uygulanmaya başlandı.

Meselâ, 1925'te şapka inkılâbı, 1926'da hukuk ve adâlet sahasındaki inkılâplar, 1928'de harf inkılâbı, vesaire...

Burada, tarihimizin son iki yüz yıllık süresi içinde yaşanmış olan bazı vukuatı olduğu gibi sizlerin dikkatine sunmaya çalıştık.

Mümkün olduğunca, yorum yapmaktan uzak durduk. Bizim vazifemiz, "Hakikî vukuâtı kaydeden tarih"ten bilgiler aktarmak. Bunların yorum ve değerlendirme kısmını ise, sizlerin fikrî ve ufkî ihatanıza havale ediyoruz.

03.03.2008

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.03.2008) - Şark'ın ihyâsı

  (29.02.2008) - "Allah, bir daha yazdırmasın"

  (27.02.2008) - Rusya'dan dünyaya yayılan 'şimâl cereyanı'

  (26.02.2008) - Zıtlaşmaya, restleşmeye âlet olmadan

  (25.02.2008) - Unutma sevgili; korkarım zehirli

  (23.02.2008) - Terörü sindirme harekâtı

  (22.02.2008) - Müslüman, ama Şeriata düşman

  (21.02.2008) - Bir cemre gibi düştü Bâbıâli'ye

  (19.02.2008) - Hür dünya, Kosova'nın yanında

  (18.02.2008) - Damara dokundurmadan

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri